Manchester by the Sea, 2016 yapımı bir Amerikan dram filmidir. Filmin yönetmenliğini ve senaristliğini Kenneth Lonergan, başrolünü ise Casey Affleck üstlenmiştir. Uçsuz bucaksız bir denizin çevrelediği, gri tonlarla şekillenmiş sessiz ve soğuk bir kasabada geçen film, içine kapanık bir adamın hayatına odaklanır. Lee Chandler, gündelik işlerle meşgul olan, insanlarla arasına mesafe koyan, duyguları adeta kilitlenmiş ve rutinler aracılığıyla hayatta kalmaya çalışan sıkıcı bir karakterdir. Hayatı neredeyse hiç değişmeyen bir döngü içinde ilerlerken aldığı beklenmedik bir haber, onu yıllar önce geride bıraktığını sandığı bir yere, uzaklaşmaya çalıştığı geçmişine geri çağırır.
Lee’nin bu dönüşü, bastırılmış bir yasın değil ,çoktan yaşanmış bir içsel yıkımın küllerini yeniden alevlendirir.
(Spoiler)
Lee, evinde yaşanan talihsiz bir yangın sonucunda üç küçük çocuğunu kaybetmiştir. Bu kaybı bir kader ya da talihsizlik olarak değil, kendi hatasının sonucu olarak görür. Kendini cezalandırmak için her şeyden izole eder acısıyla baş başa kalmayı seçer ve Boston’a yerleşerek yalnız bir hayat kurmaya çalışır. Ağabeyinin ölümü sonrası kasabaya dönmek zorunda kalan Lee için bu geri dönüş, fiziksel olmaktan çıkıp içsel bir yolculuğa dönüşür.
Ağabeyi, oğlu Patrick’in velayetini Lee’ye bırakır. Patrick’in velayeti, Lee için bir iyileşme anlamı taşımaz ancak hayata tutunabilmek adına bir çıkış noktası hâline gelir. Lee’nin acısıyla yeniden yüzleşmesi tam da bu noktada başlar.
Lee ağlamaz, sessizdir ve ifadesizdir. Asıl duygu da tam olarak burada yatar. Yüzündeki donukluk, duygunun yokluğunu değil, fazlalığını temsil eder. Taşacak yer bulamayan, içe doğru çökmüş bir acıdır bu.
Film, yas sürecini aşamalar hâlinde sunmaz; aksine dağınık, geri dönüşlü ve düzensiz bir şekilde ele alır. Lee, yasın en ağır hâlini yaşar. Acısını anlatmaz, bağırmaz ve ağlamaz. Kendini insanlardan izole ederek kendini cezalandırır.Bu noktada yas, bir duygu olmaktan çıkıp bir yaşam biçimine dönüşür.
Sonuç olarak Lee’nin hikâyesi, yüksek sesli bir trajedi değil, içe doğru çöken, sessiz bir yıkımın hikâyesidir.



Film yorumcusu değilim kendi düşüncelerim ve filmin bende uyandırdığı hisler ile fikirlerimi ifade etmeye çalışıyorum🥹🫶🏻