İran sinemasının ağır sansür ve baskı rejimine rağmen çok güçlü ve etkili olduğunu düşünüyorum bu gücünü ise baskı rejiminden aldığı aşikar. İran sinemasının yakıtı baskı diyebiliriz. Baskının gücü sanatın gücünü perçinliyor.
İran sineması bağırmaz, seyirciyi ikna etmeye çalısmaz, bak biz baskı altındayız yasaklarla yaşıyoruz demez mecburiyetten doğan bir sadeleşme ve sıkışmışlığın içine tanık olarak alır seni. Baskı sanat üretmez ama sanatın dilini keskinleştirir. İran sineması ise bu sivriliği estetiğe dönüştürmeyi başararak gönlümüze taht kurmuştur.
Yönetmen sansür baskısı altında söylemek istediğini direk söylemez ima eder. Gösterilmeyen şey zihinde büyür. Seyirci ima edilen şeyi gösterilen şeyden daha güçlü ve daha etkili bulur ,boşlukları seyirci doldurur. Ve seyirci artık izleyen değil tamamlayan ve tanık olan kişi olur.İran sinemasının bu kadar duyguları yoğunlaştırması ve yargıyı devre dışı bırakıp empatiyi güçlendirmesi ise onların büyüsü.
İran filmlerinde hikaye geniş bir çerçevede anlatılmaz bir ayaklanma ve bir devrim yoktur. Genellikle bireysellik, aile, bitmeyen bir yolculuk ve zorunlu göçler üzerine indirgenir. Güçlü görsel efektler , büyük dekorlar, gösterişli kostümler ve makyajlar kullanmazlar kilit nokta insanlar, yarım kalan cümleler, vedalar, terkedişler ve duraksamalardır. Dekorlar, süslemeler, kostümler kontrol duygusu ve beğenilme arzusunu beslerken İran sinemasında beğenilme arzusu yoktur hayat kontrolsüz ve duygular filtresizdir. Ve filmlerinde göze hitap etme arzusundan ziyade vicdana hitap etme isteği vardır .
Görselde kullandıgım fotoğraf İran sinemasının en güçlü muhalif yönetmeni Cafer Panahi'nin oğlu Panah Panahi'nin "yola devam " filminden. Filmde araba yolculuğu yapan dört kişilik bir aileyi görüyoruz. Durağan, sakin, acele etmeyen ve sessizliğin ağır bastığı bir film.Aslında filmin temposunun düşük tutulmasının sebebide bu sessizliğin altında politik, ve varoluşssal bir sürecin mevcut olması. Filmin duygusal yönü kadar beni en çok etkileyen şey İran müzikleri oldu. Fotograftaki çocuğun müzik başlayınca arabadan çıkıp oynaması filme nefes aldırıyor.
Yerinde duramıyor, şarkı söylüyor,dans ediyor. Ne geniş bir manzara var ne de özgürlük duygusu tam anlamıyla veriliyor. Araba film boyunca baskıyı ve sıkışmışlığı temsil ediyor.Çocuğun bir anda fırlayıp saçlarını savurup oynaması ise düşünülmüş bir başkaldırı ve direniştir.
Özgürlük her zaman zafer kazandıktan sonra elde edilen bir olgu değildir bazen baskılara direnmekte özgürlüktür.
•İran sineması bize büyük zafer hikâyeleri anlatmaz küçük ama onurlu direniş anlarını gösterir. Ve belki de asıl kazanım tam burada saklıdır. Direnenler bir gün mutlaka ama mutlaka kazanır.
• Ve filmde çocuğun oynadığı sahnede çalan o harika müzik Shahram Shabpareh- Deyar💖
Müzik çevirisinde kısa bir alıntı;
• Ah, bu ne fena bir histir! Memleketimi nasıl da özlüyorum
Bu elin topraklarında bir tek Tanrım benimledir.
Ah, bu ne fena bir histir! Memleketimi nasıl da özlüyorum
Bu elin topraklarında bir tek Tanrım benimledir
Gülüşlerim hatta yüreğim bile bu acıyla dolu
Feryatlar ve ağlamalar kalbimin tek şarkısıdır
Kederle doldum taştım, haykırmak istiyorum artık
Yemin ederim ki içim güzel Tahran diye sızlar.
okuduğunuz için teşekkür ederim🫂



Yorum Bırakın