Hüyükteki Nar Ağacı- Yaşar Kemal

Hüyükteki Nar Ağacı- Yaşar Kemal
  • 0
    0
    0
    1
  • Yaşar Kemal asıl adıyla Kemal Sadık Gökçeli’nin 93 sayfalık Anadolu’ya ağıdı. Yaşar Kemal Anadolu insanına yabancı biri değil, aksine çok tanıdık, çok aşina. Çukurova’yı, Toros köylerini, ırgatı, ağayı, yoksulu, inadı, gururu… Hepsini hem eleştirerek hem de sevgiyle anlatıyor. Kalemi kadar politik duruşu da güçlü olan bir yazar.


    Hüyükteki Nar Ağacı ise toprağın, emeğin, alın terinin yavaş yavaş sistem karşısında ezilişini anlatıyor. Traktörün gelişi sadece teknolojik bir yenilik değil; imecenin, ortak üretimin, insanın toprağa olan bağının çözülüşü aslında. Makineleşme bir ilerleme gibi görünürken köylünün emeğini değersizleştiriyor. O yüzden romanın hüznü çok derin. Yoksulluk, sıtma ve ağalık düzeni Yaşar Kemal’in en ağır üç yarası. Ağalık ise en sistematik olanı. İnsanın insana kurduğu tahakkümü ağalık sistemi üzerinden eleştiriyor.


    Anadolu’daki açlık ve yoksulluk romantize edilmiyor; sıtma bir metafor değil gerçek bir ateş, ağalık bir sembol değil somut bir baskı ve bir iktidar biçimi. Yaşar Kemal’i herkesten ayıran şey de bu: zulmü anlatması değil, politik bir duruşla ezilenden, köylüden, emekten, topraktan ve ırgattan yana olması.

    Aşık Ali, Hösük, Yusuf , Mehmet ve çocuk Mehmet' in hikayesiyle başlıyor kitap. Çukurova'nın bereketli topraklarında iş bulmak para kazanmak umuduyla yola çıkıyorlar. Ancak gittikleri Çukurova eskisi gibi değil artık.Makinalar gelmiş,ağalar işçileri işten çıkarmış, sıtma baş göstermiş, açlık ve yoksulluk kol geziyor anlayacağınız ekmek aslanın ağzında. 
    Umutla başlayan yolculukta Yusuf'un sıtmaya yakalanması ve köylü kadınlardan birinin Hüyükteki Nar Ağacına gitmeleri gerektiğini derdinin dermanının o ağaçta olduğunu söylemesiyle başlıyor yolculuğumuz.Öyle bir ağaçmış ki altında üç gün yatan şifa bulur, dallarına tek bir karasinek bile konmaz, dua edenin duası kabul olur, her derde deva olurmuş. Nar ağacını bulmak dağlar tepeler aştılar, köylülerin çoğu öyle bir ağaç olmadığını söylesede inanmadılar ve yollarından dönmediler. 
    Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri de betimlemeler oldu. Çukurova'nın kavurucu sıcağını, karasineklerin deriyi yakan ısırığını, deredeki karpuzun soğukluğunu, esen rüzgarı tenimde hissettim. Yaşar Kemal'inde büyüsü de bu sanırım sana köyü anlatmıyor seni alıyor köyün içine bırakıyor. 93 sayfalık küçük hacimli ama çok derinlikli bir kitap. Okuyup geçilmiyor insanı içine yerleştiriyor. 
    iyi okumalar💖


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.