Giyinmek Değil, Kendini Anlatmak

Giyinmek Değil, Kendini Anlatmak
1 Beğen
0 Yorum

Tarz, insanın kendine sorduğu en sessiz ama en derin sorulardan biridir: “Ben kimim ve bunu nasıl görünür kılarım?”; işte bu sorunun cevabı, tarzını oluşturmak ile tarzını yaratmak arasındaki ince ama belirleyici çizgide saklıdır. Coco Chanel’in “Moda geçer, stil kalır” sözü, aslında tarzını oluşturan bireyin dünyasını özetler; çünkü oluşturmak, var olan estetikler arasından seçim yapmayı, trendleri gözlemlemeyi, denenmiş olanı deneyimlemeyi ve bu süreçte kendine en yakın hissedeni ayıklamayı içerir, yani dış dünyanın sunduğu seçenekler içinden kendine bir yol çizmektir.


Buna karşılık Yves Saint Laurent’ın “Moda solabilir ama stil ebedidir” yaklaşımı, tarzını yaratan kişinin içsel pusulasını temsil eder; çünkü yaratmak, artık seçmekten öteye geçip sezgilerle hareket etmeyi, kuralları gerektiğinde bozmayı, farklı stilleri bir araya getirip yeni bir anlam üretmeyi ve en önemlisi kendini ifade etmeyi kapsar, yani iç dünyanın dış dünyaya dönüşmesidir. Bu iki yaklaşım arasındaki ayrım aslında tamamen tercihlere dayanır: Eğer bir insan “Bu trend bana yakışır mı?”, “Bu parça şu stile uygun mu?” gibi sorularla ilerliyorsa tarzını oluşturuyordur; fakat “Ben bunu böyle hissediyorum”, “Bunu kimse böyle yapmasa da ben böyle görmek istiyorum” diyorsa artık tarzını yaratıyordur. Karl Lagerfeld’in “Trendlere körü körüne uyan biri, modanın kurbanıdır” sözü de bu noktada önemli bir uyarı gibidir; çünkü sadece oluşturma aşamasında kalmak, insanı başkalarının estetik sınırları içinde tutabilir, oysa Alexander McQueen’in “Ben modayı takip etmem, modanın kendisi olurum” yaklaşımı, yaratmanın cesaret istediğini ama aynı zamanda gerçek özgünlüğün de burada doğduğunu gösterir.


Sonuçta tarz, ne tamamen dışarıdan alınan bir kalıp ne de tamamen içten doğan bir kaostur; asıl güç, bu ikisini dengeleyebilmekte, yani önce dünyayı anlayıp sonra kendi dünyanı kurabilmektedir ve insan en sonunda öyle bir noktaya gelir ki artık giydiği şeyler bir tarza ait değildir, tam tersine tarz dediğimiz şey onun kendisine ait olur.

Tarzın bu iki yönü anlaşıldığında, geriye kalan şey aslında çok daha bilinçli seçimler yapabilmektir; çünkü insan neyi neden giydiğini, neyi neden sevdiğini ve neyi neden reddettiğini fark etmeye başlar. Bu noktada tarz geliştirmek, sadece estetik bir arayış olmaktan çıkar ve bir tür kendini tanıma sürecine dönüşür: Hangi renkler seni yansıtıyor, hangi siluetler seni güçlü hissettiriyor, hangi parçalar sana “bu benim” dedirtiyor? İşte bu sorulara verilen dürüst cevaplar, tarzını rastgele değil, bilinçli bir şekilde inşa etmeni sağlar. Bu süreçte ilham almak hâlâ önemlidir ama artık körü körüne değil, seçici bir gözle bakarsın; bir parçayı sadece güzel olduğu için değil, senin hikâyene uyduğu için seçersin.


Buna örnek olarak en çok aklımda kalan stil sokak stilidir çünkü sokak stili de aslında bir dışa vurumdur; insanlar hislerini bedenlerine dökerler. Sokak stili, kurallardan çok anlık ruh haline, konfordan çok tavra ve trendlerden çok bireyselliğe dayanır; bu yüzden aynı parçayı giyen iki insan bile tamamen farklı bir hikâye anlatabilir. Virgil Abloh’un lüks ile sokak estetiğini birleştirerek yarattığı dil, sokak stilinin sadece “rahat giyinmek” olmadığını, aksine güçlü bir fikir taşıyabileceğini gösterirken; Kanye West’in sokak stilini kültürel bir kimliğe dönüştürmesi, giyimin bir ifade biçimi olarak ne kadar etkili olabileceğini kanıtlar. Aynı şekilde Hiroshi Fujiwara gibi isimler, sokak stilinin köklerinin aslında müzikten, sanattan ve alt kültürlerden beslendiğini ortaya koyar. Bu stilin en güçlü yanı, kusursuz olmaya çalışmamasıdır; aksine, bazen “uyumsuz” görünen parçaların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan o özgün enerjidir. Ve belki de bu yüzden sokak stili, tarzını yaratmanın en saf hâlidir; çünkü burada kimse sana ne giymen gerektiğini söylemez, sen ne hissettiğini gösterirsin ve gerçek stil tam olarak burada, yani iç dünyanın dışarıyla cesurca buluştuğu o noktada doğar.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın