Rüzgar Bizi Sürükleyecek (The Wind Will Carry Us), İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi'nin en şiirsel ve sembolik filmlerinden biridir. Sakin ve durağan gibi görünsede içerisinde derin bir yas duygusunu barındıran sembolik bir filmdir.
Film uzun ve engebeli bir yolda bir grup insanın arabayla yaptığı bir yolculuk ile başlıyor. Karakterlerin yüzünü görmeden sadece aralarında geçen diyaloglar ile bir gazeteci ekibi olduklarını ve amaçlarının, yaşlı bir kadının ölümünü bekleyip köydeki kadınların geleneksel yas ritüellerini belgelemek olduğunu anlıyoruz. Film boyunca aslında kim olduğunu, köye gelme sebebini saklayan ve köylü tarafından mühendis olarak anılan ana karakterimiz Behzad köyde yaşayan yaşlı ve hasta olan bir kadının ölmesini bekler, ama kadın bir türlü ölmez. Ölüm burada beklenilen bir olgu değil bir süreçtir.Köye ilk geldiği gün dostluk kurduğu ve ölümünü beklediği kadının torunu olan Farzad adındaki küçük çocukla dost olan Behzad çocuktan sürekli yaşlı kadının durumu hakkında bilgi alır. Köyde geçirdiği süre boyunca köylüyle yakın ilişkiler kuran Behzad kahvehanelere gider, kadınların köy hayatındaki rollerini keşfetmeye başlar. Köyde tahmin ettiğinden daha uzun süre kalan Behzad'ın umutları, Farzad'dan aldığı bilgiler ile yaşlı kadının durumunun iyiye gittiğini öğrenince giderek tükenmeye başlar. Kimliğini açık etmeden halkın arasına karışan Behzad köyün engebeli yokuşlarında ve tepelerinde sesini hiç duymadığımız ve film boyunca görmediğimiz patronuna, yaşlı kadın hakkında aldığı bilgileri ve sürecin yavaş ilerlediğini aktarır.
Köyde telefon çekmediği için köyün en tepesindeki mezarlığa çıkan Behzad orada yüzünü görmediğimiz sadece sesini duyduğumuz bir kuyu işçisi olan Yusuf ile tanışır. Tepeye her çıktığında kuyudaki Yusuf ile iletişim kuran Behzad bir gün Yusuf'un kuyuda oluşan göçük sonucu yaralandığına şahit olur. Film boyunca duygusal tepkilerden çok mesleki mesafe ile hareket eden Behzad bu beklenmedik ve kontrolsüz gerçekleşen olay ile sarsılır.Köylülere ve doktora haber verip Yusuf'u o derin kuyudan çıkarır.
Kuyu sadece fiziksel değil varoluşsal bir eşiktir.
Behzad'ın o sırada doktor ile arasında geçen diyalog ise bize ölümün sıradanlığını, öbür dünya güzellemesinin aslında kanıtsız bir teselli olduğunu , ölüm- inanış- gerçeklik çatışmasını romantikleştirmeden anlatıyor ve Ömer Hayyam felsefesi ile derinlik kazandırıyor.
Behzad: Yaşlılık başa bela
Doktor: evet, yaşlılık başa bela ama ondan da kötüsü ölümdür.
Behzat: Ölüm mü?
Doktor: Evet. Ölüm hepsinden daha kötü. İnsan gözlerini bu güzel dünyaya bu güzel tabiata Allah’ın verdiği sayısız nimete kapatıp gidiyor. Ve bir daha geri dönmüyor.
Behzad: Fakat öbür dünyanın bu dünyadan daha güzel olduğunu söylüyorlar.
Doktor: Öbür dünyaya gidip gelen var mı ki güzel olup olmadığını söylesin.
“Derler ki cennet, huri kızlarla hoştur.
Ben derim ki üzüm suyu hoştur.
Peşin olanı al. Çek elini veresiyeden
Çünkü davulun sesi uzaktan hoştur."
Filmin son sekasında artık beklemekten ve durağanlıktan yorulan Behzad köyü terk etmeye hazırlanırken bir cenaze alayı görür ve yaşlı kadının öldüğünü anlar. Cenazeyi ve yas tutan kadınların fotoğrafını çeker. Yusuf'un kuyudayken ona verdiği kemiği sulara bırakır ve köyü terkeder. Kemik canlı olmayan ama tamamen yok olmayan ,bir izi olan bir şeyi temsil ederken su ise hayatın akışını ve yaşamı simgeler. Behzad'ın hikayesi ise burda tamamlanmış olur.
•Film adını Füruğ Ferruhzad'ın Rüzgar Bizi Sürükleyecek şiirinden almıştır.
"Benim küçük gecemde
Rüzgar ağaçların yaprağına son kez süre tanıyor
Benim küçük gecemde viran olmanın korkusu var
Kulak ver
Karanlığın esintisini duyuyor musun?
Ben garipçe şu talihime bakıyorum, ümitsizliğe alıştım
Kulak ver
Karanlığın esintisini duyuyor musun?
Gecede, şu an bir şey geçiyor
Ay kızıl ve karmaşık
Ve her an düşme korkusu yaşanan bu damda
Bulutlar yaslı kalabalıklar gibi
Sanki yağmurun yağacağı anı bekliyor
Bir tek an
Ondan sonra hiç
Bu pencerenin arkasında gece titriyor
Ve yeryüzü
Geri kalıyor dönüşünden
Bu pencerenin arkasında bir bilinmeyen
Beni ve seni bekliyor
Ey baştan ayağa yeşil olan sen
Ellerini, yakıcı hatıralar gibi benim aşık ellerime bırak
Ve dudaklarını, sıcak bir his gibi senden benim aşık
dudaklarımın okşayışlarına teslim et
Rüzgar bizi kendisiyle götürecek
Rüzgar bizi kendisiyle götürecek."


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın