Japonya Gerçekleri

Japonya Gerçekleri
0 Beğen
0 Yorum

Japonya hakkında konuşalım. Ama lütfen bana "Sen yanlış gitmişsin." demeyin. Çünkü ben yanlış gitmedim. Japonya'nın kendisi bana yanlış geldi.

İki hafta Japonya'da kaldım. Tokyo, Kyoto ve Osaka'yı gördüm. Şimdi bunları söyledikten sonra benden beklenen cümleyi biliyorum.

"Hayatımın en güzel tatiliydi."

Değildi.

Hatta dürüst olmam gerekirse, yaşadığım on beş gün bana bedelli askerlik kıvamında geldi.

Şimdi bunu söylediğim anda insanların bir kısmı bana kızacak. Çünkü Japonya hakkında olumsuz konuşmak internette neredeyse yasak gibi bir şey. Herkes aynı videoları çekiyor. Aynı tapınaklar, aynı kiraz çiçekleri, aynı trenler, aynı "Arigato Gozaimasu Japonya." paylaşımları...

Öncelikle şu "çok kibar insanlar" meselesini konuşalım.

Hayır.

Onlar kibar değil.

Onlar prosedür bağımlısı.

İkisi aynı şey değil.

Bir insan size otuz kere eğilip "Arigatou gozaimasu." diyebilir. Aynı insan iki saniye sonra göz devirebilir, laf sokabilir ve size yardım etmemek için kırk takla atabilir. Ben bunu defalarca yaşadım. Dışarıdan bakınca dünyanın en nazik toplumu gibi görünüyorlar ama biraz perdeyi aralayınca o nezaketin önemli bir kısmının insandan değil, sistemden geldiğini hissediyorsunuz.

En büyük problem ise iletişim.

Bakın "İngilizceleri kötü." demiyorum. İngilizceleri yok. Ama sorun bu da değil. Sorun, iletişim kurma reflekslerinin de olmaması.

Mesela trendeyiz.

Adama sadece şunu soruyoruz:

"Bu tren Kyoto'ya gidiyor mu?"

Adam bize dönüyor.

Yüz ifadesi... 😯🤯😱 (abartmıyorum)

"Kyotoooo?" diye bir nida?!

Abi evet. Kyoto. Zaten tren Kyoto'ya gidiyor. Ben eminim gittiğimize de sen oranın yerlisisin diye bir de sana sorayım diyorum.. Sana Peru'nun başkentini sormuyorum veya Starbucks'tayız da durduk yere gelip "Abi Kyoto'ya nasıl gidilir?" gibi bir şey de sormadım. Sadece doğru vagonda mıyım diye emin olmak istiyorum.

Bir şey sorduğunuzda size cevap vermek yerine önce küçük çaplı bir panik atağa giriyorlar. Zenofobi mi var acaba diyorsun.. Herhalde tipimi falan sevmediler diye böyle bir ister istemez de geçiriyorsun içinden yalan yok.. Özellikle gençler, ilginç çünkü biz de tam tersidir. Yaşlılar daha pratikti. En azından bir şey anlamaya çalışıyorlardı. Ama gençlerin çoğunda şöyle bir refleks vardı: "Ah? Oh? Eh?" Sonra birbirlerine bakıyorlar. Sonra size bakıyorlar. Sonra tekrar birbirlerine bakıyorlar. Beş kişi birleşip tek bir cümleyi çözemiyorlar. Bir noktadan sonra "Acaba ben İngilizce konuşmuyorum da farkında olmadan Aramice mi konuşuyorum?" diye düşünmeye başladım.

Sonra Tourist İnformation'daki görevliye Osaka trenlerini soruyoruz.

Bize verdiği cevap şu: "Google'dan öğrenebileceğin şeyi bana sorma. Sabah gel. Sabahki arkadaşlarım daha iyi ingilizce biliyor."

Bir dakika. Sen tourist information'dasın. Ben turistim. Sana bilgi soruyorum. Sen bana Google'ı öneriyorsun. O zaman sen niye buradasın? Google'ın fiziksel şubesi misin? He bir de yüzüne "sen niye buradasın o zaman?" deyince de bize kitlenip bakıyor ve gitmemizi bekliyor.

Metro çalışanını çağırıyoruz. Suica kartımız var ama üç günlük pass almak istiyoruz. Kadın dinliyor. İçimizden diyoruz ki, Şükür biri bir şeyi halledebilecek galiba.. 

Makineye Japonca konuşuyor.

Makineyi bize çeviriyor.

Çeviri geliyor:

"Buraya merdivenlerden uçarak geldim."

...

Tamam.

Tebrik ederim.

Ben de yürüyerek geldim.

Şimdi kartı alabilecek miyiz? 

Bir de şu dokuz katlı arcade kültürü... Gerçekten etkileyiciydi. Çünkü içeride o kadar yüksek ses, o kadar ışık ve o kadar ekran vardı ki ben yarım saatte yoruldum. Sonra fark ettim ki bazı insanlar bütün gününü orada geçiriyor. O an internette gördüğüm bazı davranışların kaynağını da anlamaya başladım. Belki de ben fazla dışarı insanıyım, bilmiyorum. Ama gün ışığını görünce mutlu olan biri olarak bana biraz Black Mirror bölümü gibi geldi.

Bir başka gün Yodobashi'deyiz. Yan yana bir sürü dükkanı olan o elektronik alet cenneti marka.. bir dükkanda sadece kameralar diğerinde şarj aletleri, ne hikmetse asla ama asla aradığın iki ürün aynı dükkanın içinde olmaz, hep 5 dükkan sağa gitmek zorunda kalırsın. Osmo Pocket arıyoruz. Adamın önünde Osmo Pocket duruyor. "Osmo Pocket var mı?" diyoruz.  "I never heard that before." ? ABİ... önünde duruyor yahu

Sonra "Osmou Pocketu." diyorum. Biraz onları taklit ederek

Bir anda ampul yanıyor.

"Ooooh! Osmou Pocketu!"

Yani mesele İngilizce değilmiş.

Kelimenin sonuna "u" eklemem gerekiyormuş.

Demek ki ben de bundan sonra cacığa "cacıku" diyeceğim ki böyle karışıklıklar yaşanmasın globalde.

Seiko saat alacağız. Model numarası elimizde. Rengi elimizde. Fotoğraf elimizde. Saat adamın önünde... Şey dediniz demi; Herhalde bu sefer direkt vermişlerdir ya? O kadar da değil? Yok. Cidden o kadar.

"No no no no no." diye bir nida daha!

Abi gözünün önünde saat diyoruz

"Stokta yok" diye çeviri makinesinin üzerinde bir yazı..

Ben hayatım boyunca bu kadar fiziksel olarak mevcut olup zihinsel olarak yok sayılan ürün görmedim. 

Bir de şu "kurallar sayesinde medeniyet" romantizmi var. Kuzenim Shinkansen biletini çöpe attı.
Hata.

Tamam.

Ama trenin içinde zaten kontrol edilmiş.

Fişi var.

Kredi kartı hareketi var.

Tokyo'dan Kyoto'ya ışınlanmadığı da ortada.

Çıkışta sistem "Bilet?"

"Bilet çöpte."

"Tekrar öde."

"Fiş var."

"Olmaz."

Bir saat çöp karıştırdık...
Çünkü sistem, mantığın önüne geçmişti. İşte Japonya'yı anlatan şey bu. Kurallar insan için değil. İnsan kurallar için var, ben Japonya'nın doğasına laf etmiyorum. Tapınakları güzel, şehirleri temiz, toplu taşıması inanılmaz ama insanların üzerine kurulan o kusursuzluk efsanesine de inanmıyorum çünkü ben o efsanenin arka odasını gördüm.

Ve içeride sürekli "No no no.", "I never heard that before.", "Google'dan bak." ve boş boş bakan insanlar vardı.

En komik tarafı biliyor musunuz?

Türkiye'de çok sevdiğimiz bir huy vardır. Yolun ortasında durursun. "Taksim?".
"How Can I..." gibi süslemelere de gerek yok. On kişiden dokuzu sana anlatmaya çalışır. Anlatamazsa başkasını çevirir, o da anlatamazsa seni götürür. Japonya'da ise görevliye soruyorsun ve görevi sana yardım etmek ama yardım etmemek için prosedür araştırıyor.

İşte benim Japonya deneyimim buydu.

Ben Japonya'yı sevmedim demiyorum.

Ben Japonya efsanesini sevmedim.

Çünkü sosyal medyada anlatılan Japonya ile benim gezdiğim Japonya aynı ülke değildi.

Biri filtreydi.

Diğeri gerçek hayattı.


Klasik kapanışımı biraz değiştireceğim,
Sevgiyle kalın,Sanatla Kalın, Japonya'da 2 haftadan fazla 'bence' kalmayın :))
Burçak Balıca.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın