Zerdüşt’ün B Yüzü: İhanet, Karanlık ve Nietzsche'yi Yıkıp Geçen Kadın

Zerdüşt’ün B Yüzü: İhanet, Karanlık ve Nietzsche'yi Yıkıp Geçen Kadın
2 Beğen
0 Yorum

"Hangi yıldızlardan düşüp de birbirimizi bulduk biz?"

Friedrich Nietzsche, yirmi bir yaşındaki Lou Andreas-Salomé’yi ilk gördüğünde bu cümleyi kurmuştu. Dışarıdan bakıldığında bu hikaye; felsefe tarihinin en romantik, en steril, en entelektüel buluşması gibi duruyordu. Yani plağın herkes tarafından dinlenen, pürüzsüz "A Yüzü"ydü bu.

Ancak iğne plağın derinliklerine indikçe, ses cızırdamaya ve karanlıklaşmaya başladı. Gelin; ihanetle, kıskançlıkla ve dehanın delilikle sınırlandığı o karanlık dehlizlere, yani "Zerdüşt'ün B Yüzü"ne inelim.

 

     

A Yüzü: "Üçlü Birlik" İllüzyonu ve Maskeler

Nietzsche, dünyadan ve insanlardan kaçtığı bir dönemde dostu Paul Rée vasıtasıyla Lou ile tanışmıştı. Lou, dönemin erkek egemen dünyasında zekasıyla diz çöktüren, özgür bir ruhtu. Nietzsche ona ilk görüşte çarpıldı ama Lou’nun aşka ya da evliliğe inancı yoktu. O, zihinlerin ortaklığını arıyordu.

Nietzsche ve Rée’ye şok edici bir teklif sundu: "Komün şeklinde yaşayacağımız akademik bir üçlü birlik (Trinität) kuralım." Aynı evde kalacaklar, sadece felsefe çalışacaklar ve cinselliği bu birliğin dışında tutacaklardı.

Carl Gustav Jung'un kulaklarını çınlatırsak; bu üç deha, topluma karşı giydikleri o entelektüel maskelerle (persona) muazzam bir oyun sahneliyorlardı. Nietzsche, dostu Rée’ye yazdığı mektupta bu maskeli illüzyonu göklere çıkarıyordu:

"Bu kızın ne kadar harika bir zekası var! Sevgili dostum Rée, onunla birlikte çalışmak istiyorum. Biz üçümüz, gökyüzündeki yeni bir takımyıldız olacağız."

 

B Yüzüne Geçiş: Kırbaç Kimin Elinde?

Ancak insan doğası, felsefi teorilerden çok daha ilkel ve vahşidir. Schopenhauer’ın dediği gibi; doğa (yaşama istenci), o bencil biyolojik çekimiyle bu steril oyunu bozmak için pusuya yatmıştı. Çok geçmeden hem Paul Rée hem de Nietzsche, bu bağımsız kadının çekim alanında birbirine düşman olmaya başladı.

1882 yılında çekilen o meşhur kırbaçlı fotoğraf, aslında plağın B yüzüne geçişin ilk çıtırtısıydı.

Nietzsche, fotoğrafta kırbacı Lou’nun eline vererek kendi trajik sonunu çizmişti. Paul Rée ve Lou, Nietzsche’den gizli mektuplaşmaya, onun arkasından işler çevirmeye başlamıştı. İki kadim dostun arasına giren bu "mimetik arzu" (ötekinin arzuladığını arzulama dürtüsü), dostluğu zehirledi. Nietzsche, Rée'ye yazdığı mektuplarda maskesini yavaş yavaş indiriyordu:

"Sevgili Rée, aramızdaki o saf dostluğun üzerine çöken bu gölgeyi hissediyor musun? Lou’nun zihni bir ödül gibi ortada duruyor ve korkarım ki bu yarış ikimizi de kirletiyor."

Karanlıkla İmtihan: İhanet ve Zehirli Satırlar
Nietzsche’nin evlilik teklifi Lou tarafından sertçe reddedildi. Daha da kötüsü, Lou ve Paul Rée, Nietzsche’yi İtalya’da bir otel odasında yapayalnız bırakarak Berlin’e kaçtılar ve birlikte yaşamaya başladılar.

İşte bu an, Nietzsche’nin kendi gölgesiyle (karanlık yönüyle) yüzleştiği, narsistik yaralanmanın zirve yaptığı andı. İğne artık plağın en çizik, en gürültülü yerine gelmişti. Yalnızlığın dehlizlerinde kaybolan filozof, Lou’ya nefret saçan o zehirli mektupları yazmaya başladı:

"Seni bir insan olarak sevmiştim, oysa sen sadece bencil bir yırtıcıymışsın. Zekanı benim felsefemle beslemek için beni kullandın. Sen, ruhları emen bir parazitsin Lou. Hayatımın en büyük hatası, senin o sığ sularında boğulmak oldu."
Lou ise kendi bağımsız narsisizmini bir kalkan gibi kullanarak, Nietzsche’nin bu histerik çöküşünü adeta bir tokat gibi yüzüne vurdu:

"Friedrich, sen kendi yarattığın Ubermensch (Üstinsan) felsefesinin altında eziliyorsun. Bana olan öfken, aslında kendi yalnızlığınla yüzleşemeyişinin acizliğidir. Ben senin müridin veya eşin olmak için doğmadım. Ben, sadece kendime aitim."

Enkazın Üzerinde Yükselen Zerdüşt

Bu kaçış, bu büyük ihanet Nietzsche’yi tarihin en derin yalnızlığına gömdü. Ancak o, odasına kapanıp acısıyla baş başa kaldığında sızlanmak yerine strateji değiştirdi. Acıyı kucakladı, kaderini sevdi (Amor Fati).

Zihnindeki o muazzam öfkeyi, hayal kırıklığını ve Lou’ya duyduğu o hastalıklı tutkuyu bir simyacı gibi dönüştürdü ve "Böyle Buyurdu Zerdüşt"ü yazdı.

Zerdüşt’ün o dağ başındaki gururlu, yalnız ve tavizsiz sesi; aslında Lou Salomé’ye ve Paul Rée’ye çekilmiş en entelektüel, en görkemli restti. Nietzsche kendi karanlığıyla imtihanını vermiş, o enkazdan bir başyapıt çıkarmıştı.

Plağın en güzel şarkıları, her zaman o tozlu ve çizik B yüzünde gizlidir. Sizin B Yüzünüzde Ne Var?

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın