Çocuğunuza Sadece Hayal değil Hedef Koymayı da öğretin!
GİRİŞ
Hiç düşündünüz mü? Çocuklarımız gün içinde birçok hayal kurarlar; bazen uzayın amansız derinliklerindeki bir kâşif astronot, bazen masmavi gökyüzünün kralı pilot, bazen de ülkeler kuran ve zaferler kazanan reformist bir lider!
Şüphesizdir, hepsi çok değerlidir. Çocuk gelişimcisinin babası Jean Piaget'nin de dediği gibi:
"Çocuklar hayal kurarak öğrenir."
Ancak ebeveynler ve çocuk sahiplerinin bazen kaçırdığı bir kör nokta vardır: Çocuklarımıza hayal kurmasını öğretiyoruz; oysa hiç bunu yaptınız mı? Astronot olmak isteyen çocuğunuza o tatlı hayalini söyledikten sonra, gülümseme sonrası klasik klişe lafı olarak "Çocuk işte" mi dediniz, yoksa gerçekten bu hayali hedefe dönüştürmesi için rehberlik mi ettiniz?
"%80'iniz etmediniz."
Belki gerçeklikten kopuk buldunuz, belki fazla sürrealist dediniz, belki sadece "çocuk" dediniz, küçümsediniz; ama unutmayın ki:
"Gerçekçi olmayan hayal yoktur, sadece doğru yönlendirilmemiş hayaller vardır."
Çocuklarımızın hayalleri aslında çocuğumuzun gizli yeteneğine, saklı zekasına dair ipucu verir. Bu, uluorta söylediğim bir şey de değildir; aksine bilimsel olarak kanıtlanmıştır: Reserve Üniversitesi'nden Dr. Sandra Russ, "Affect in Play Scale" (Oyunda Duygu Ölçeği) projesinde bu sonuca varmıştır.
Çocuklarımızın hayalleri ne kadar zenginse ve büyükse; bilişsel esneklik, problem çözme ve soyut düşünme yetenekleri (yani mantıksal ve uzamsal zekaları) çok daha yüksektir. İşte o yüzden açıklamada yazan, "Hedefsiz hayaller sadece çalı rüzgarıdır, hedefli hayal ise fırtınadır!" anlam kazanır.
Peki tamam İsmail, "O halde çocuğum için hayallerini hedefleştirmek için yapabileceğim şeyler ne?" diye soruyorsanız doğru yerdesiniz. Burada; ufak ama çocuğunuz adına büyük olabilecek, adım adım yapabileceğiniz, çocuğunuza hedef koymayı da öğreteceğiniz tüyolar vereceğim. Hazırsanız iyi okumalar diliyorum.
1. Adım: Çocuğunuzu Tanı
Gözlemle!
Çoğu zaman biz yetişkinler, günlük hayatın makro-gerçekliğiyle sağa sola sallanıyor, koşturmacalarla kendi iç benlik gerçekliğimize kendimizi kapatıyoruz. Maalesef bu kapitalist düzenimizin yapısı... Bu içe kapanmamızda da bazen ezbere gidip çocuklarımızın hayallerini görmezden geliriz.
Dedim ya işte: "Çocuktur işte", "Çocuk işi", "Çocukça şeyler"... Ama hiç, siz hiç bu "çocuktur işte" dediğiniz şeyleri gözlemlediniz mi? İşte fark edeceksiniz ki çocuğunuzun kurduğu hayaller aslında içi boş ve birbirinden kopuk hayaller olmayacaktır.
Eğer çocuğunuz, eğer bir denizaltı ve deniz şehri hayal ettiğinde, belki de ertesi gün ya o hayali genişletecek veya o kez denizkızı olmak isteyecek. Biz gelişimciler buna literatürde "Ardışık Sembolik Oyun" deriz. Temelde çocukların hayalleri birbirleriyle bağlantılıdır.
Öyle anlatayım:
Denizaltı hayali biter ama zihindeki "deniz" teması kalır; ertesi gün o temanın içine denizkızı entegre edilir. Bu durum bilişsel zekanın örüntü kurma becerisini gösterir.
Buradaki konu, önemli olarak o zihindeki ana temayı, şemayı yakalamaktır. Çocuklarımız aslında akıllarında kendi zekalarına dair kocaman bir yapboz parçası birleştirerek kendilerini geliştirirler; bu şemadan yola çıkarak kendilerini deneme-yanılma yoluyla bulurlar.
Bu gözlem, bize çocuğumuza hedef koymasını istediğimizde nasıl doğru hedef koyacağımızın ipucunu verecektir. Ne vakittir ki çocuğumuz eğer bir balık ise ondan ağaca tırmanmasını hedefleştirmek veya yönlendirmek istemek oldukça saçma olurdu, değil mi!
Dinle!
Çocuklarımız; özellikle benimsediği yetişkinlerle ne yaptıklarıyla ilgili konuşmaya, nasıl ve ne yaptıklarını anlatmaya ve hayallerine sizi de dahil etmeye çok isteklidirler. Orada, çocuğunuzun hayaline müdahalede bulunmadan, tüm her şeyiyle sadece çocuğunuzu dinleyin ve ona ortak olun.
Ona uyum sağlayın. O uyum sağlamayla beraber çocuğunuzun kendini ne kadar değerli, güvende ve anlaşılmış hissettiğini göreceksiniz. Yargılanmadan dinlenen çocuk, hayalinin arkasında durma cesaretini ilk olarak sizin o şefkatli ve kabullenici sessizliğinizde bulur. Unutmayın; bir çocuğun dünyasına girmek istiyorsanız, kapıyı çalmanın en iyi yolu onu gerçekten dinlemektir.
Konuş!
Gözlemlediniz, temayı yakaladınız. Dinlediniz, onun dünyasına ortak oldunuz. İşte şimdi sıra o sihirli dokunuşta: Konuşmak! Ancak bu konuşma asla bir sorgulama, "mantığa davet etme" veya "gerçekleri yüzüne vurma" seansı olmamalıdır. Tam tersine, bu konuşma hayali hedefe çeviren köprünün inşaatıdır.
Çocuğunuza açık uçlu ve yönlendirici sorular sorun:
- Bir denizaltı tasarlayacak olsaydın, sence ilk olarak hangi malzemelere ihtiyacımız olurdu?"
- Astronot olup uzaya gittiğinde yanına alacağın ilk üç şey ne olurdu? Peki o eşyaları neden seçtin?"
- Bu anlattığın harika şehri kurmak için sence nereden başlamalıyız?"
Bu sorular çocuğun beyninde "Nasıl?" (How?) mekanizmasını çalıştırır. Hayal kuran o soyut zihin, bir anda "plan yapan" analitik bir zihne dönüşmeye başlar.
Harika! Eğer çocuğunuzun hayal şemasını bulmuşsanız, şimdi diğer adıma geçebiliriz.
2. Adım: Çocuğunuzu Yönlendir
Materyaller ve Ortam Sağlamak
Çocuğunuzun hayallerini keşfettiniz, harika! Şimdi en önemli işlerden birine geliyoruz: Çocuğunuzun hemen hedef koymasını bekleyemeyiz. Çocuklarımızın hedef koymak için birer geçiş gibi bir yapıya ihtiyacı vardır; ona merak edeceği ve hayaliyle, şemasıyla ilgili materyaller ve ortamlar öne çıkartın.
Bunu yaparken ama asla zorlama ve benzeri bir şey yapmadan yapınız; yoksa çocuğunuza aksine bıkkınlık yaşatabilirsiniz. Çocuğunuzun denizaltı hayalini desteklemek adına ona bir akvaryum alabilirsiniz veya uzay hayalini besleyecek uzay temalı legolar veyahut kostümler...
Buradaki konu; çocuğunuzun ilgisini çekebilmek ve sağlayacağınız ortam ve materyallerle çocuğunuzun hayalini beslemektir. Özellikle çocuğunuzu geliştirecek ve onun doğrudan zekasına hitap edecek türden olmasına dikkat etmelisiniz.
Verdiğiniz Materyaller ve Ortamla İlgili Ona Mikro Sorumluluklar Veriniz
En önemli kısımlarından birine geldik. Burada bizim yapmamız gereken şey; çocuğumuzu asla zorlamayacak, tek başına üstesinden gelebilecek olan mikro sorumluluklar vermektir. Örneğin; aldığınız akvaryumun düzenli olarak yemlenmesi gibi vb. olmalıdır.
Buradaki en önemli kriter; çocuğunuza karşı sabırlı olmanızdır. Her daim desteklemeniz ve ona arka çıkmanız ile beraber çocuğunuzu cesaretlendirir. Unutmayın ki; onun tek başına yapabileceği şeyde asla müdahil olmayınız. Bu, çocuğunuzun deneme-yanılmayla kendisini geliştireceği andır.
Verdiğiniz mikro sorumlulukları yerine getiren çocuğunuz (örneğin akvaryumdaki balıkları düzenli besleyen çocuğunuz) için artık ona yeni mikro sorumluluklar vermeyiniz. Artık burada bizim yapmamız gereken şey; danışman/yönlendirici rolü olacak.
Çocuğunuza Yönlendirici Biçimde Kendi Mikro Hedeflerini Koymasını Sağlayınız
Çocuğunuza yönlendirici biçimde kendi mikro hedeflerini koymasını sağlayınız. Peki bunu nasıl yapacağız? Çocuğunuza "Hadi şimdi bunu yap" demek yerine, "Sence bu akvaryumdaki balıkların hep mutlu olması için bu hafta ne yapmalıyız?" veya "Uzay gemimizin (legolardan yaptığınız) daha uzağa uçması için sence ona ne ekleyebiliriz?" gibi sorular yöneltin.
Hedefi sizin koymanız onu bir görev yapar, ancak hedefi onun belirlemesini sağlarsanız bu bir tutkuya dönüşür. Çocuğunuzun, "Balıklara her sabah kahvaltıdan önce yem vereceğim" gibi basit bir cümleyi kurması, onun ilk gerçekçi hedefidir. Bu hedefleri görselleştirin; buzdolabının üzerine asacağınız basit bir tablo ve onun kendi çizeceği bir "başarı yıldızı", bu sürecin en büyük motivasyon kaynağı olacaktır.
Sonuca Değil, Çabaya Odaklanın
Çocuklarımız hedeflerine doğru ilerlerken her şey her zaman kusursuz gitmeyecektir. Legolardan yapılan o uzay gemisi yıkılacak, denizaltı projesi için boyanan kâğıtlar yırtılacak veya akvaryumun suyu bir gün kirlenecektir. İşte tam bu anlar, ebeveynler olarak sahneye çıkmamız gereken en kritik anlardır.
Çocuğunuz başarısız olduğunda veya hedefine ulaşamadığında ona "Sen zaten çok zekisin, boşver" demek yerine, "Bu sefer işe yaramadı ama ne kadar çok uğraştığını gördüm. Sence bir dahaki sefere neyi farklı yapabiliriz?" diyerek çabasını takdir edin. Başarısızlığın, hayallerden vazgeçmek için bir sebep değil, hedefleri yeniden revize etmek için bir fırsat olduğunu ona öğretin.
3. Adım: Çocuğunuza Sonuçlarını gösterin
Çocuğunuza Yaptığı Hamelerinin Sonuçlarını gösterin iyi veya kötü
Ebeveynlikte belki de en çok hepimizin yanlış yaptığı şeylerden biri, çocuğumuzu bir fanus içinde büyütmektir. Çocuğumuz bir şey yaptığında, iyi veya kötü, ona bağlantı kurma şansı vermeden hemen ya yaptığı şeyin sonuçlarını temizleriz; bazen çocuğumuza kızarız ve hatta onu cezalandırırız.
Ancak bu doğru yöntem değildir; çünkü çocuklarımız bu şekilde kendi yaptığının iyi veya kötü sonucunu hissetmeden sadece davranır ve düşünemeden uzun vadeli planlar kuramazlar. Buradaki vermemiz gereken anaç duygu, çocuğumuza doğrudan "Yaptığın iyi veya kötü şeyin bir anlamı var" duygusunu aşılamaktır.
Bunu yapmamız için çocuğumuzu asla cezalandırmamalıyız veya arkasını toparlamamalıyız. Çocuğumuz adına diyelim ki duvarlara uzay resmi çizdi! Gitti güzelim duvarlarımız, hmmm! "Ne kadar kötü çocuksun" demek yerine, burada yapmamız gereken şey; çocuğumuzun hayalini nasıl desteklediysek eğer, kendi mikro sorumluluklarında da ve hayallerinde de yaptığımız gibi keşif sürecini desteklemek. Duvarları kirlettiyse eğer; doğru iletişim ve ses tonuyla duvarların kirlenmesinin iyi olmadığını, işte belki odanın uzay ışıklandırmasını bozduğunu söylemek gibi şeylerle çocuğumuza sonuçlarını gösterebiliriz.
Ve en önemlisi, eğer kirlenen duvarları siz silerseniz çocuğunuz tekrar yapacak; bu ise çocuğunuzun aslında o anlık dürtüleriyle yaptığıyla ilgili olacaktır. O noktada çocuğunuza "Birlikte duvarları temizleyelim" demeniz gerekecektir. Bunu yaparsanız eğer çocuğunuz bunu fark edecek; "Evet, ben öyle bir şey yaptım, duvarlar kirlendi ve ailemin bana aldığı uzay ışıklandırması çalışmadı, o yüzden temizliyoruz" demesini sağlayacak. Unutmayın ki hedef koymak aynı zamanda dürtü kontrolüdür.
Ve dürtü kontrolünün anahtarı ise sonuçlarını düşünmek ve fayda-zarar analizi yapmaktır. Hepinizin duyduğu Marshmallow deneyi aklınıza gelsin; nasıl ki dürtü kontrolü yapabilen, şekeri beklenen sürede yiyebilen çocuklar gelecekte başarılı oldu, hedeflerine ulaştı... Dürtü kontrolü ve haz erteleme, hedef koymanın bir diğer ikinci anahtarıdır.
Duygularını Yansıtmasını (Reflection) Sağlayın
Harika! Çocuğunuz belirlediği o küçük hedefe nihayet ulaştı. Aldığınız o akvaryumun bakımını günlerce aksatmadan üstlendi, o uzay gemisiyle (hani o legolardan yaptığınız) uğraştı ve tek başına bitirdi!
Ebeveyn olarak hepimizin ilk içgüdüsü hemen elleri çırpıp "Harikasın! Çok güzel oldu, aferin sana!" demek olur, değil mi? Ama durun! İşte tam burada kocaman bir frene basmalıyız. Neden mi? Çünkü sadece kuru bir "Aferin" demek, çocuğumuzun başarısını dışsal bir onaya bağlar. Bizim amacımız bu değil ki! Biz çocuğumuzun bu başarıyı kendi iç benliğinde, kendi iç dünyasında anlamlandırmasını istiyoruz.
Biz gelişimciler buna literatürde "Reflection" (Öz-düşünüm / Yansıtma) deriz. Bu aşama çocuğun sadece ne yaptığını değil, o hedefe giderken yolda neler hissettiğini ve o zorlukları nasıl başardığını fark etmesini sağlar. Hedef koymanın ve o hedefe ulaşmanın getirdiği o muazzam duygu, çocuğumuzun beynindeki haz merkezine kalıcı olarak işte tam bu yansıtma anlarında şak diye kodlanır!
"O halde bunu nasıl yapacağız?" diye soruyorsanız yine doğru yerdesiniz. Çocuğunuza dışarıdan ezbere bir etiket yapıştırmak yerine, kendi duygularını kendi ağzıyla söylemesi için ona adeta bir ayna tutun. Ona şu sihirli, zihnindeki analitik mekanizmayı çalıştıracak soruları yöneltin:
- Bunu tamamen kendi başına planlayıp başarmak sana şu an nasıl hissettiriyor?"
- Bu uzay gemisini yaparken en çok hangi aşamada zorlandın? Peki o zorluğu nasıl aştın?"
- Eğer bu projeye baştan başlasaydın, sence neyi farklı yapardın?"
- Sence bu akvaryumdaki balıklar şu an senin sayeden nasıl hissediyordur?"
İnanın bu sorulara vereceği cevaplar altın değerindedir, inanılmaz derecede kıymetlidir! Çocuğunuzun kendi ağzından "Çok zorlandım, tam pes edecektim ama sonra şu parçayı değiştirip çözdüm işte!" veya "Kendim yaptığım için çok gurur duyuyorum!" cümlelerini duymak var ya, işte ebeveynliğin en büyük ödülü budur!
Çocuk kendi emeğini, kendi duygusunu sesli olarak dile getirdiğinde ne olur biliyor musunuz? Başarı artık sadece sizin onayladığınız bir "görev" olmaktan tamamen çıkar; çocuğunuzun kendi iradesiyle ilmek ilmek inşa ettiği bir "kimlik" haline gelir!
4. ve son adım: Vitesi yükseltin ve Motive edici olun!
Mikro-Sorumlulukları Yönlendirici biçimde yükseltin Çocuğunuzu daha büyük hedefler benimsemesi doğrultusunda yönlendirir
Harika! Çocuğunuz artık akvaryumdaki balıkları düzenli besliyor veya o lego uzay gemisini kendi başına pes etmeden kurabiliyor. Peki şimdi ne olacak? Çocuğumuzu o küçük, konforlu ve güvenli alanında mı bırakacağız? Tabii ki hayır!
Daha önce de konuştuğumuz gibi, Çocuğumuzun Zekası ve zihnindeki o yapboz her zaman daha fazlasını, daha büyüğünü arzular. İşte tam bu noktada, o ilk başta verdiğimiz Mikro-Sorumlulukları yavaş yavaş bir tık daha yukarı taşıma, yani seviye atlatma vakti gelmiştir.
Ama dikkat! Bunu yaparken ''Hadi bakalım, bugünden itibaren akvaryumu tamamen sen temizliyorsun!'' gibi emir kipleriyle onun o küçücük omuzlarına taşınamayacak büyük bir yük bırakmıyoruz. Bizim rolümüz burada diktatörlük değil, o şefkatli rehberliktir! Biz gelişimcilerin en sevdiği yöntemdir bu: Çocuğu bunatmadan, merakını harlayarak sorumluluğu büyütmek.
Örneğin balıkları yemlemeyi ustalıkla başaran Çocuğunuza, ''Balıklarımızın suyu biraz kirlenmeye başlamış sanki. Sence onların daha temiz ve ferah bir suda yüzmesi için nasıl bir filtreleme sistemi kurabiliriz bu suyu seninle birlikte nasıl değiştirebiliriz?''
diyerek onu düşünmeye ve bir sonraki adıma yönlendirmeliyiz. Ya da uzay gemisini bitiren Çocuğunuza, ''Bu gemi harika oldu! Peki bu geminin ineceği o büyük Uzay İstasyonu sence nasıl görünürdü, orayı inşa etmeye nereden başlamalıyız?'' diyerek o zihnindeki şemayı genişletmeliyiz.
Bu yönlendirmeler sayesinde Çocuğunuz sadece ezbere bir görev yapan değil, kendi dünyasında büyük bir Vizyon kuran bir bireye dönüşür. Verdiğiniz o küçük Mikro-Sorumluluklar, sizin bu doğru yönlendirmelerinizle adım adım büyüyerek Makro-Hedeflere dönüşecektir!
Çocuğunuzun Motivasyonunu yüksek tutmaya özen gösterin
Hedeflere giden bu uzun yolculukta her şey her zaman güllük gülistanlık olmayacaktır, bunu hepimiz biliyoruz. Çocuğumuz yorulacak, sıkılacak, kurduğu o güzelim Uzay İstasyonu legoları bir anda devrilecek veya o akvaryumun suyu beklediğinden çok daha çabuk kirlenecektir. İşte tam o pes etme, bıkkınlık ve o küçücük ellerini yana düşürme anlarında, ebeveynler olarak bizim o sihirli ve toparlayıcı dokunuşumuza ihtiyaçları vardır.
Çocuğunuzun Motivasyonunu yüksek tutmak demek, ona sürekli sahte övgüler yağdırmak veya işler ters gittiğinde ''Aman boşver üzülme, biz yarın yenisini alırız'' diyerek onu sahte bir konfor alanına hapsetmek kesinlikle değildir! Gerçek motivasyon, Çocuğunuzun yaşadığı o hayal kırıklığını anlamak ve onun Çabasına, emeğine derinden saygı duymaktır.
Çocuğunuz legoları yıkıldığında ''Ben bunu yapamıyorum!'' diye ağlayarak köşeye çekildiğinde, hemen yanına oturup ona şu pencereden yaklaşmalıyız: ''Evet, şu an işler hiç istediğin gibi gitmedi ve bu duruma çok kızgınsın, seni çok iyi anlıyorum. Ama o gemiyi yaparken buraya kadar ne kadar çok uğraştığını ve ne kadar iyi iş çıkardığını ben kendi gözlerimle gördüm. Sence nerede dengeyi kaybettik, bir daha denesek sence o parçayı nereye takardın?'' diyerek onu o umutsuzluk çukurundan şefkatle çıkarmanız gerekir.
Unutmayın ki Motivasyon sadece dışarıdan verilen geçici bir gaz değil, içeriden yanan gerçek bir ateştir! Çocuğunuza o ateşi harlamak için ona inandığınızı ve düştüğünde yanında olduğunuzu hissettirin. O sarsılmaz inancı hisseden Çocuk, yıkılan legoların başından ağlayıp vazgeçerek kalkmak yerine, gözyaşını silip ''Bir daha deneyeceğim!'' diyerek Hedefine sımsıkı sarılacaktır.
SON SÖZ
Sevgili anne ve babalar, ebeveynlik yolculuğunda çocuk sahiplerinin düştüğü o en büyük yanılgıyı artık geride bırakma vakti. Çocuklarımızın uzayın derinliklerindeki o tatlı astronot hayalleri, masmavi gökyüzündeki o cesur pilot planları ya da dünyayı değiştiren o liderlik vizyonları sadece birer ''Çocukluk hevesi'' değildir. Onlar, çocuğunuzun dehasının, saklı zekasının ve gelecekte kim olabileceğinin ilk ayak izleridir.
Yazımın başında da söylediğim gibi: Hedefsiz hayaller sadece çalı rüzgarıdır, hedefli hayal ise fırtınadır!
Çocuğunuza sadece rüzgarda savrulan bir yaprak olmayı değil, o fırtınayı doğru yöne estirecek bir geminin kaptanı olmayı öğretin. Onları gözlemleyin, kulaklarınızı dört açıp dinleyin, analitik zihinlerini çalıştıracak şekilde konuşun, materyallerle dünyalarını besleyin ve adım adım sorumluluk vererek neden-sonuç ilişkisini görmelerini sağlayın.
Siz ona sadece ezbere bir hayal dünyası değil, o hayalleri tırnaklarıyla kazıyarak inşa edeceği bir hedef bilinci verdiğinizde; geleceğe sadece hayal kuran bir çocuk değil, kurduğu hayalleri gerçeğe dönüştürme gücüne sahip, dürtülerini kontrol edebilen ve sarsılmaz bir özgüvenle parıldayan muazzam bir yetişkin armağan etmiş olacaksınız.
Şimdi sorun kendinize: Bugün çocuğunuz size hayalini anlattığında rehberlik etmeye hazır mısınız? Unutmayın, doğru yönlendirilmemiş hayal yoktur; sadece keşfedilmeyi bekleyen o muazzam çocuk zekası vardır!



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın