İki Zaman Arasında

İki Zaman Arasında
0 Beğen
0 Yorum

Masanın üzerindeki bakır çaydanlıktan yükselen buhar, pencerenin soğuk camında ince bir buğu tabakası oluşturuyordu. Nihal, parmak uçlarıyla camdaki o ıslaklığa dokundu. Dışarıda, sonbaharın erken kararan akşamüstünde insanlar şemsiyelerini birer kalkan gibi öne eğmiş, telaşla otobüs duraklarına doğru yürüyordu. Herkesin varacağı bir yer, yetişeceği bir saat vardı.

Nihal ise saatlerin ve takvimlerin dışında bir yerde duruyor gibiydi.

Oturduğu mahalle sahafının arka odası, eski kağıt ve kurutulmuş lavanta kokuyordu. Dükkanın sahibi Aziz Bey, gözlüğünün üstünden ona bakıp ahşap tezgahın üzerindeki pirinç saat mekanizmasını göstermişti az önce.

"Çarkları sağlam," demişti yaşlı adam. "Ama zembereği fazla sıkılmış. Fazla gerilince ritmini kaybediyor, ya çok hızlı çalışıyor ya da duruyor.". Aziz Bey’i çok severdi, görmüş geçirmiş ancak tevazulu biriydi, suratındaki kırışıklıklar Nihal’de buruk bir tebessüm uyandırıyordu.

Nihal gülümsedi, "İnsan bazen bir yere yetişmeye çalışırken aslında nereye gittiğini unutuyor." diye geçirdi içinden. Kendi göğsünün ortasında da benzer bir zemberek vardı sanki. Gün boyu başkalarının hikâyelerini dinlerken kapısını çalan her dertliye bir yol gösterirken o zemberek biraz daha kuruluyordu. Herkes dükkandan, masadan ya da odadan hafifleyerek çıkıyor geride kalan tortu ise hep Nihal’in avuçlarında birikiyordu.

Dükkanın kapısındaki çan çaldı. İçeri giren genç bir kadın, ıslanmış paltosunu silkelerken biraz sitemle dışarıdaki yağmurun şiddetini anlattı, sırılsıklam olmaktan dem vuruyordu ama sitemi yalnız yağmura değil gibiydi. Nihal, kadının yüzündeki yorgunluğu gördü. İçi titredi. Hiç tanımadığı bu kadına bir çay ikram etmek, sırtındaki o görünmez yükü bir anlığına olsun almak istedi. Sonra durdu. Kendi ellerine baktı; parmakları soğuktan ve yorgunluktan hafifçe titriyordu.

Birkaç adım gerileyip sahafın en arka rafına, neredeyse hiç ışık almayan köşeye çekildi.

Orada, rafta tek başına duran cildi yıpranmış bir defter buldu. Sayfalarını rastgele açtı. Sayfalar boştu ama sararmış kağıdın kendine has bir dokusu, ağırlığı vardı. Parmağını sayfanın üzerinde gezdirdi. Başkalarının cümlelerini taşımaktan yorulmuş zihni, o boş sayfada ilk kez derin bir nefes aldı.

O akşam sahaftan çıktığında yağmur dinesiye kadar yürüdü. Caddelerin gürültüsü, korna sesleri ve insan kalabalığı etrafından akıp gidiyordu. Nihal artık o gürültüyü bir sünger gibi içine çekmek yerine rüzgarın teninden geçip gitmesine izin vererek durmayı denedi, derince bir nefes aldı. Savrulan bir yaprak değil, köklenen bir ağaç gibi hissetti kendini. Dünya yine karmaşıktı, insanlar yine bir yerlere yetişiyordu ve kendisi yarın yine hayatın koşturmacasına dalacaktı. Ama bu kez cebinde sadece kendisine ait boş bir defter taşıyordu.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın