Atina'nın Unutulan Dehası: Aspasia

Atina'nın Unutulan Dehası: Aspasia
2 Beğen
1 Yorum

Bugün Antik Yunan denildiğinde aklımıza peş peşe aynı isimler geliyor: Sokrates, Platon, Aristoteles… Demokrasi denildiğinde ise Perikles. Çoğu zaman bu dönemi birkaç büyük erkek filozofun, siyasetçinin ve komutanın şekillendirdiği bir çağ gibi hatırlıyoruz.

Bunun en önemli nedenlerinden biri, yüzyıllardır yazılan tarih kitaplarının Antik Yunan'ı büyük ölçüde erkek filozofların, siyasetçilerin ve komutanların hikayeleri üzerinden anlatmış olması. Peki ya aynı dönemde onların entelektüel çevresinde yer alan, dönemin düşünce hayatında iz bırakmış bir kadın yaşamış olsaydı?

Aslında yaşamıştı.

Üstelik o, yalnızca dönemin en güçlü devlet adamlarından biriyle aynı hayatı paylaşan bir kadın değildi; hitabetiyle anılan, Atina'nın önemli düşünürleriyle aynı entelektüel çevrelerde adı geçen, bazı antik kaynaklarda dönemin fikir dünyasıyla ilişkilendirilen ve bugün bile tarihçilerin hakkında tartışmaya devam ettiği bir isimdi: Aspasia.

Fakat Aspasia'nın hikayesini anlatmak sandığımız kadar kolay değil. Çünkü onun kendi kaleminden günümüze ulaşan tek bir satır bile yok. Hakkında bildiklerimizin neredeyse tamamı Platon, Ksenophon, Plutarkhos ve Aristophanes gibi erkek yazarların eserlerinden geliyor. 

Dahası, bu metinlerin hepsi aynı türde de değil. Kimi felsefi bir diyalog, kimi biyografi, kimi ise hiciv. Yani Aspasia'yı tanımaya çalışırken yalnızca anlatılanlara değil, o anlatıyı kimin, hangi amaçla ve nasıl kurduğuna da dikkat etmek gerekiyor.

Ve tabii, bugün elimizde Aspasia'nın yaşadığı dönemde yapılmış bir portresi dahi bulunmuyor. Onu daha çok 18. ve 19. yüzyıl ressamlarının hayal gücünde yeniden canlanan haliyle tanıyoruz. Özellikle Fransız ressam Nicolas-André Monsiau'nun 1861 tarihli Aspasie adlı tablosunda, Aspasia genellikle tasvir edildiği gibi filozofların ve devlet adamlarının arasında, tartışmayı dinleyen değil, yönlendiren bir figür olarak karşımıza çıkıyor.

Elbette bu tablo bize tarihsel bir gerçeklik sunmuyor. Ama insanların yüzyıllar sonra bile Aspasia'yı nasıl hatırlamayı seçtiğini göstermesi bakımından oldukça anlamlı.

Milet'ten Atina'ya Uzanan Bir Yolculuk

Aspasia'nın tam olarak hangi yıl doğduğu bilinmese de tarihçilerin büyük çoğunluğu, onun MÖ 470 yılı civarında dönemin önemli İyon kentlerinden Milet'te dünyaya geldiği konusunda hemfikir. Ancak Aspasia'yı anlamak için önce doğduğu şehri anlamak gerekiyor. Çünkü Milet, yalnızca hareketli bir liman kenti değil, Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes gibi doğa filozoflarının yetiştiği, insanların evreni ilk kez mitlerle değil akılla açıklamaya çalıştığı en önemli düşünce merkezlerinden biriydi. Başka bir deyişle Aspasia, soru sormanın yadırganmadığı, aksine teşvik edildiği bir dünyanın içinde büyüdü. Böyle bir ortamın ileride geliştireceği entelektüel kimliği şekillendirmemiş olması zaten şaşırtıcı olurdu.

Bu yüzden yolu Atina'ya düştüğünde karşısına çıkan dünya ona tamamen yabancı değildi. Aksine, fikirlerin hayatın merkezinde olduğu başka bir şehre gelmişti. O yıllarda Atina yalnızca Antik Yunan'ın değil, belki de bütün Akdeniz'in en önemli düşünce ve siyaset merkeziydi. Filozoflar agoralarda tartışıyor, siyaset meydanlarda şekilleniyor, sanat ve bilim aynı şehirde yan yana gelişiyordu. Fakat bütün bu canlılığın içinde dikkat çekici bir çelişki vardı. Bugün "demokrasinin doğduğu yer" diye andığımız Atina'da kadınlar oy kullanamıyor, mecliste konuşamıyor, siyasi karar alma süreçlerine katılamıyor ve kamusal yaşamın büyük bölümünün dışında bırakılıyordu.

Sözcüklerin Gücüne İnanan Bir Kadın

Peki, dönemin en güçlü devlet adamlarını ve filozoflarını aynı masada buluşturan şey neydi?

İşte Aspasia'nın hikayesi tam da bu noktada diğerlerinden ayrılıyor. Miletli olması sayesinde Atinalı kadınların tabi olduğu bazı hukuki ve toplumsal kısıtlamaların dışında kaldı; bu da ona dönemin birçok kadınının sahip olamadığı bir hareket alanı kazandırdı. Çok geçmeden filozofların, devlet adamlarının, sanatçıların ve hatiplerin yolları onun evinde kesişmeye başladı. Zamanla o ev, sıradan bir yaşam alanı olmaktan çıktı; fikirlerin tartışıldığı, yeni düşüncelerin şekillendiği Atina'nın en canlı entelektüel buluşma noktalarından birine dönüştü. 

Bugün güzel konuşmayı çoğu zaman kişisel bir yetenek olarak görüyoruz, öyle değil mi? Oysa Antik Yunan'da iyi konuşabilmek, yalnızca etkileyici olmak anlamına gelmiyordu. İnsanları ikna edebilen biri siyaseti de yönlendirebiliyordu.

Bu yüzden retorik, yalnızca güzel konuşma sanatı değil, aynı zamanda güç ve etki kazanmanın da en önemli yollarından biriydi. Antik kaynakların Aspasia'yı bu noktada özellikle hitabetiyle anması tesadüf değil.

En çok da Perikles ile kurduğu ilişki üzerinden tanındı. Ancak onu yalnızca Perikles'in hayat arkadaşı olarak görmek, tarih içindeki yerini fazlasıyla küçültür. Plutarkhos, Perikles'in hitabet yeteneğinde Aspasia'nın önemli bir etkisi olduğunu aktarırken, Platon Meneksenos diyaloğunda Perikles'in ünlü Cenaze Söylevi'ni Aspasia'nın hazırladığına dair ironik bir göndermede bulunuyor. Bunun tarihsel bir gerçek mi, yoksa Platon'un edebi bir kurgusu mu olduğu bugün hala tartışılıyor. Kesin cevabı bilmiyoruz. Belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ancak bir kadının adının iki bin beş yüz yıldır böylesine önemli bir tartışmanın merkezinde yer alması bile onun dönemin en saygın hitabet ustalarından biri olarak görüldüğünü düşündürüyor.

Üstelik Aspasia'nın etkisi yalnızca siyasetle sınırlı kalmıyor. Ksenophon'un eserlerinde evlilik, aile ve insan ilişkileri üzerine görüşlerine başvurulan bilge bir kadın olarak anılması, onun gündelik yaşamın etik meseleleri üzerine de düşündüğünü gösteriyor. Belki de bu yüzden Aspasia yalnızca iyi konuşan bir figür değil; etrafındaki insanların düşünme biçimini etkileyen gerçek bir entelektüel olarak hafızalarda yer ediyor.

Peki, yaşadığı dönemde bu kadar etkili bir isimse neden bugün onu Sokrates, Platon ya da Aristoteles kadar tanımıyoruz?

Bunun en önemli nedenlerinden biri, Antik Yunan'a dair elimizde bulunan kaynakların büyük ölçüde erkek yazarlar tarafından kaleme alınmış olması. Aspasia'nın kendi eserleri günümüze ulaşmadığı için onu başkalarının aktardıkları üzerinden tanıyoruz. Üstelik bu anlatılar her zaman tarafsız da değil. Aristophanes siyasi hicivlerinde Aspasia'yı sık sık alay konusu yapıyor, Perikles'in rakipleri ise onu siyasi eleştirilerin merkezine yerleştiriyor. Böylece fikirlerinden çok özel hayatıyla konuşulan bir figüre dönüşüyor.

Belki de bu yüzden Aspasia'nın hikayesi, yalnızca Antik Yunan'da yaşamış bir kadının hikayesi olmaktan çıkıyor ve bize tarihin nasıl kurulduğuna dair daha büyük bir soru bırakıyor. Çünkü bir insanın tarihte iz bırakmasıyla, tarihin o izi nasıl hatırladığı aynı şey değil.

Geçmişe baktığımızda yalnızca kimlerin önemli olduğunu değil, kimlerin hikayesinin anlatılmaya ve korunmaya değer görüldüğünü de görüyoruz. Aspasia'nın adı en azından kaldı. Peki ya geride kendi adını bile bırakamayanlar?

Acaba adını hiç duymadığımız daha kaç insan, hatta daha kaç kadın, yaşadığı dönemi sandığımızdan çok daha derinden değiştirdi?

Yorumlar (1)

  • Aspasia, Perikles’in çevresinde bulunan sıradan bir figür değil; Sokrates gibi düşünürlerin de dikkatini çeken bir entelektüel olarak anlatılır. Ancak onun fikirlerini doğrudan okuyamıyoruz. Bu durum, tarihte kadınların yalnızca unutulmasına değil, çoğu zaman başkalarının anlatıları üzerinden hatırlanmasına da güzel bir örnektir.

    Yorum Bırakın