HERKESİN ÖZGÜR OLDUĞU BİR DÜNYADA HERKES GERÇEKTEN ÖZGÜR MÜDÜR?

HERKESİN ÖZGÜR OLDUĞU BİR DÜNYADA HERKES GERÇEKTEN ÖZGÜR MÜDÜR?
0 Beğen
0 Yorum

Herkesin Özgür Olduğu Bir Dünyada Herkes Gerçekten Özgür müdür? 

Toplum, bir arada yaşayabilmek için görgü, ahlak, din ve hukuk gibi farklı kurallar üretir. Bu kurallar, hem bireylerin davranışlarını düzenler, hem de ortak yaşamın sınırlarını çizer. Görgü kuralları toplumsal ilişkilerimizi biçimlendirir, ahlak kuralları davranışlarımızın doğruluğunu sorgular, din kuralları inançlarımız doğrultusunda sorumluluklarımızı hatırlatır, hukuk kuralları ise haklarımızı ve yükümlülüklerimizi güvence altına almayı amaçlar. Her biri farklı bir temele dayansa da bu kuralların ortak noktası, bireyin yalnızca kendisine karşı değil, içinde yaşadığı topluma karşı da sorumlulukları bulunduğunu hatırlatmalarıdır. Ancak bireyciliğin ve kişisel özgürlüklerin giderek daha fazla önem kazandığı çağımızda, özgürlüğün sınırlarını yeniden düşünmek gerekir. Herkesin sınırsız özgür olduğu bir dünyada gerçekten herkes özgür olabilir mi? Bir bireyin kendi çıkarlarını gerçekleştirmesi, başkalarının haklarını ihlal ettiği noktada hâlâ özgürlük olarak savunulabilir mi? Yoksa özgürlük, güçlü olanın kendi sınırlarını başkalarının hakları pahasına genişletmesine verilen bir isim mi olur? Bence bu soruların cevabı, yalnızca bireylerin davranışlarında değil, toplumun adalet anlayışında ve hukukun uygulanışında aranmalıdır. 

FBSK'yI tam da bu noktada değerlendirmek istiyorum. Bana göre FBSK'nIn kamu kaynakları üzerinden elde ettiği kazanç, yalnızca ahlaki açıdan eleştirilebilecek bir mesele değildir, hukuki sorumluluk doğuran bir suç olarak da değerlendirilmelidir. Çünkü kamu kaynakları, kişilerin bireysel çıkarlarını gerçekleştirmeleri için değil, toplumun ortak ihtiyaçlarını karşılamak için vardır. Bu kaynakların oluşmasında yurttaşların ödediği vergilerin, emeğin ve toplumsal dayanışmanın payı bulunmaktadır. Dolayısıyla kamu gücünü elinde bulunduran bir kişinin bu kaynakları kendi çıkarları doğrultusunda kullanması, benim açımdan yalnızca kişisel bir yanlış değil, topluma karşı işlenmiş bir haksızlıktır. Üstelik burada mesele, FBSK'nın davranışlarını yalnızca görgü, ahlak ve din kuralları bakımından eleştirmekle sınırlı değildir. Bir davranışın toplumsal değerlerle çatışması başka, hukuk düzeninde suç oluşturması başkadır. Ancak bir eylemin hukuki niteliğinin tartışılması, o eylemin ahlaki ve toplumsal sonuçlarını görmezden gelmemizi gerektirmez. Benim itirazım, kamu kaynaklarının haksız biçimde kullanıldığına ilişkin değerlendirmemin yalnızca kişisel bir ahlak yargısına indirgenmesinedir. Eğer ortada hukuka aykırı bir kazanç ve kamu zararına yol açan bir eylem varsa, bunun gerektirdiği sorumluluk da kişinin kimliğinden ve toplumsal konumundan bağımsız olarak değerlendirilmelidir. Asıl sorun, tam da burada, adaletin uygulanışında ortaya çıkmaktadır. Benzer bir eylemi sıradan bir yurttaş yaptığında karşılaşacağı hukuki sonuçlar ile kamu gücünü elinde bulunduran bir kişinin karşılaştığı sonuçlar arasında farklılık bulunduğunu düşünüyorsak, bu farklılığın nedenlerini sorgulamak zorundayız. FBSk'nın cezalandırılmamış olması, benim açımdan tek başına eylemin suç oluşturmadığını göstermez. Aksine, hukuki sorumluluğun neden doğmadığı, soruşturma ve yargılama süreçlerinin nasıl işlediği ve benzer olaylarda aynı ölçütlerin uygulanıp uygulanmadığı sorusunu gündeme getirir. Devletin bir kişiye karşı sessiz kaldığı, ya da hukukun eşit uygulanmadığı yönündeki eleştiri, somut olaylar ve hukuki süreçler üzerinden incelenmelidir. Çünkü hukuk devleti, yalnızca kuralların varlığıyla değil, bu kuralların herkes için eşit biçimde uygulanmasıyla anlam kazanır. 

Aristoteles'in denkleştirici ve dağıtıcı adalet anlayışları, bu çelişkiyi değerlendirmek için önemli bir düşünsel çerçeve sunar. Denkleştirici adalet, meydana gelen haksızlığın giderilmesine ve bozulan dengenin yeniden kurulmasına odaklanır. Dağıtıcı adalet ise, toplumun kaynaklarının ve yükümlülüklerinin nasıl paylaştırılacağını sorgular. FBS'nin iddia edilen eylemi, bu iki adalet anlayışıyla birlikte incelendiğinde, konumdan bağımsız bir eşitlik testine tabi tutulmalıdır. Bu testi geçmek ya da kalmak, kişinin kimliğinden çok, eylemin delillerle ne kadar sabit olduğu ve hukukun herkese aynı şekilde uygulanıp uygulanmadığıyla belirlenir.

Bu denemenin sonucu da şu soruya bağlanabilir: Özgürlük, başkasının hakkını daralttığı yerde hâlâ özgürlük müdür, yoksa sadece güçlülerin ayrıcalığı mı? FBSK örneği, bu soruyu kişisel bir hikâye üzerinden tartışmaya açarken, aslında hepimize aynı sorumluluğu hatırlatır: kurallar kimin için var? Ve gerçekten herkes için mi?

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın