Bu Yüzden Mutluyken De Yalnızsın.

Bu Yüzden Mutluyken De Yalnızsın.
6 Beğen
0 Yorum

  

 Sıcak havaları sevenlerin bile "Bizi kandırdılar. İnanın ki bu kadar sıcak olacağını bilseydik biz de yazcı olmazdık. Kandırıldık." dediği kadar sıcak havaların üzerimize bir işgal gibi çöktüğü ağustos ayının ortasına doğru yürünülen bu günlerin gecesinde bir ince hevesle yazmaya başlarken, sağlık konusunda pek bilgiye sahip olmamamın yarattığı tedirginlikle tahminen midem olarak düşündüğüm vücudumun orta sağ kısmının hafif gerisinde zuhur eden bir motivasyonun yağmurlu havalarda araba camından büyük bir hızla aşağı doğru süzülen su damlacıkları gibi beni terk etmesinden korkarak sizleri selamlıyorum. Güz yaralarından çıkılan, ilkbahar sarhoşluğundan sıcağa doğru bunalınan bu havaların bünyede yarattığı yalancı neşeden sonra sıkılgan bir yapıya dönüşen nice insan görüyorum etrafta. Anlayacağınız hepimizin ortak yazgısı olan bir anlık harekete geçme isteğiyle dolup taşıyoruz. 

   Daimi romantik şiirlerin, hüzünlü ve depresif sarı sonbahar yapraklarını akıllarda canlandıran betimlemelerin yazarı ya da korkulu gece vakti şarkılarının melodilerin adamı olsam da bir müddet sonra ulaştığım mutluluğun -Ya da en azından öyle nitelendirmek gibi bir cüretkarlığı taşıyorum.- ortasındayım. Canı fevkalade sıkılan bir yapıyla dünyaya fırlatıldığımız için haliyle kafaya takacak bir şey aranıyordu şahsımda. Bunu da bulmak için uzun uzun metrolara binildi. Eve bir iki durak önce inilip kan ter içinde düşünülerek gidildi. Bazen hareketli olundu, bazen kamburumuz çıktı. Ancak kafamıza gecenin tam da bu saatinde takacak konuyu bir çırpıda sol arka cebimden çıkarıverdim sallanan kelebek bıçağı misali. 

   Uzun uzun mutsuzluk üzerine yazılan yazılardan sonra kendimi enerjik, hareketli ve bir şeyleri aşacak kıvamda bulmuş durumdayım. Bunu okuyan pek zeki insanların da düşüneceği üzere yok manik yok minik dönemlerin sonrasında şimdi de yüksek olunan bir dönem değil kast ettiğim. Kast ettiğim şey o içinde dönülüp durulan boşluğun çözümlenmeden kenarda bekletilerek kafayı bir bataklıktan farklı bir yöne çevirme sonucunda ulaşılan o tavır. Üstelik kafada dönen yine aynı nice şey varken hepsini bir ipliğe dizip koynumuza asabiliyorum da. Ancak bu sürecin ortasında beni inceden bulantıya sokan bir durum var. Bu halin kolektif bir şekilde etrafımda olmaması. Mutluluğun -Ki mutluluk denebilirse buna- etrafın senden ayrı bir dişli şeklinde dönmesi durumunda ağızda garip bir tat halini alan bir durum olması mümkün müdür? 

   İnsan ilişkilerinin tamamını birçok dişlinin bir arada olduğu bir makineye - Ki burada kendimi inceden bir şımarıklıkla Nazım Hikmetvari bir tavra sokarak kendimce eğleniyorum. Makineleşiyorum rum rum rum- benzetirsek bu dişlinin tek tarafı kırık dişlisi benim sanırım. Toplumun hızlı şekilde mutlu olduğu bir dönemde durağan ve sakin bir hal içerisinde; herkesin bir nehrin akışı içinde motivasyon bombası üzerlerine atılmışçasına çalıştığı bir dönemde aşk, aile, ülke, memleket, dünya dramları içerisinde; herkesin -ki haklı olarak- ekonomik bunalımdan, sosyal yaşama ilişkin olanaklara ulaşılamamasından, memleketin durumundan bir de yine sıcakladığımı belli etmek için tekrarlayacağım sıcak havalardan bunaldığı ve hareketlerinin yavaşlayıp motivasyonlarının düştüğü bir dönemde boşvermişlik, azimli olma ve yarına daha da umutla bakabilip enerjik olma halinde bulunmamın sanırım bir açıklaması olamaz. 

   Bence hep beraber nasıl hissetmemiz gerektiğine ilişkin bir kitapçık falan yayınlanabilir aylık olarak. Astroloji gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Tam olarak mutlu, enerjik, neşeli, depresif, azimli, şaşkın, umutsuz gibi duygu durumlarının içerisinde olup olmayacağımıza ilişkin bir kitapçık. Çünkü benim gibi uyum  sağlayamayan insanlar elbette ki bulunabilir. Umarım yani. Gerçi bunun sanırım literatürde isimleri vardır. Toplum hafızası, toplumsal bilinç, kitle psikolojisi gibi sözcükler muhtemelen bunu anlatacaktır. Ya da umutsuz durumların içerisinde olanlar için çıkışı bulabilecekleri ve umutsuz durumların olmadığını, umutsuz insanların olduğunu bize hatırlatacak ve düştüğümüzde ayağa kalkmak için kuvvet bulacağımız -Nitekim bir çıkış türküsü yazabilmemin en büyük mimarı da denilebilecektir hatta- bir büyük ışık da doğabilecektir üzerimize. Ancak bunların dışında bireylerin birbirine entegre bir halde bulunmasını sağlayacak bir çözüm önerisi olarak elbette dikkate alınması gereken bir fikir olabilir bahsettiğim.

   Hepsinin dışında bir delinin titreşik hareketleri olarak görülebilir toplumdan ayrı olarak hissiz, depresiflikten uzak, fazla neşeli bir durumda olmanızın yarattığı fiziki durum. Hatta o garip bakışlara maruz kalıp istediğinizde karşılığını bulamadığınız enerjik şakalarınızın boynunun bükük olduğu bir dönem yaratabilir. Bu yüzden herkesin vaktinde eğlendiği bir döneme denk getirmeniz gerekiyor sanırım mutluluğunuzu. Vakitsiz dönemde mutlu olup vakitsiz dönemde depresif olursanız beraber dönemediğiniz bu düzenin çarklarına sıkışıp pek de havalı olmayan bir roman karakterinden hallice yazılmış olan metne konu olursunuz.

   Bu doğru zamanda doğru yerde olamayan, yanlış zamanın doğru olabileceğine çocuksu bir hevesle inanmış bir karakterin isli kavalından yaktığı bir "Çıkış Türküsüdür." Öhöm  öhöm.

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın