Yarım Bardak Dolap

Yarım Bardak Dolap
0 Beğen
0 Yorum

Dolaplar artık eşyaları saklamak için değil, eksiklik duygusunu gizlemek için var. Yarım bardak suyun “yarısı dolu mu, yarısı boş mu?” tartışması yıllardır sürer; ama kimse çıkıp da “neden bu kadar çok bardak var?” diye sormaz. Asıl mesele, bardağın içindekinden çok dolabın içindekilerle ilgili. Çünkü biz, ihtiyacımız olandan fazlasını biriktirdikçe kendimizi daha güvende hissedeceğimizi sandık. Oysa dolaplar doldukça içimiz boşaldı.

Açgözlülük artık kaba bir kusur değil; sistemin teşvik ettiği bir refleks. Bir ürünü tüketmeden yenisini istemek, eskimeden vazgeçmek, modası geçmeden sıkılmak… Hepsi modern hayatın normal kabul ettiği davranışlar. Bir şeyin işlevini yitirmesi gerekmiyor; bizim ona duyduğumuz hevesin azalması yetiyor. Bu yüzden dolaplarımızda “yarım kalan” sayısız eşya var: okunmamış kitaplar, bir kez giyilmiş kıyafetler, hâlâ çalışan ama gözden düşmüş cihazlar. Hepsi, doyumsuzluğumuzun sessiz tanıkları.

Hızlı tüketim yalnızca ekonomik bir döngü değil, aynı zamanda psikolojik bir kaçış biçimi. İnsan, eksik hissettiği her duyguyu satın alarak tamamlayabileceğine inanıyor. Mutluluk bir siparişe, tatmin bir kargoya indirgenmiş durumda. Ama paketler açıldıkça görüyoruz ki, içinden çıkan şey çoğu zaman sadece kısa süreli bir oyalama. Çünkü sorun, sahip olmadıklarımızda değil; sahip olduklarımızla kuramadığımız ilişkide.

Minimalizm ise bu gürültünün içinde neredeyse duyulmayan bir fısıltı gibi. Azla yetinmek, sadece eşyayı azaltmak değil; arzuyu da sadeleştirmek demek. Ama bu, modern insan için ürkütücü bir fikir. Çünkü “daha az” demek, alışılmış konfor alanından çıkmak demek. Sahip olduklarımızla yüzleşmek, hatta bazen kendimizle hesaplaşmak demek. O yüzden çoğumuz dolaplarımızı boşaltmaktan çok, yenileriyle doldurmayı tercih ediyoruz. Eksiltmek yerine eklemek daha kolay geliyor.

“Yarım bardak dolap” aslında bir çelişkinin adı: İçinde fazlalıklarla dolu ama yine de yetmeyen bir hayat. Dolaplarımız dolu, ama zihnimiz dağınık; eşyalarımız çok, ama huzurumuz eksik. Belki de asıl mesele, ne kadar şeye sahip olduğumuz değil; ne kadarına gerçekten ihtiyacımız olduğu.

Ve belki de bir gün, dolaplarımızı değil, beklentilerimizi boşaltmayı öğrenirsek, o yarım bardak ilk kez gerçekten dolu hissedilir.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın