Denizler Ortasında Yelkensiz

Denizler Ortasında Yelkensiz
0 Beğen
0 Yorum

Hangisine vakitli hangisine vakitsiz diyeceğimi şaşırdığım gidişleri defterlere yazıyorum artık. "Her şey öyle aniden oldu ki" diyebildiğim anlar bunlar. Oluyor, bitiyor ve isi kalıyor ardından benim üzerimde. Tir tir titreyen bir kül yığını misali. Mezarlıklar; artık eskisinden de çok tanıdığa ev sahipliği yapıyor.

Elimde ortası hafiften kırık bir sigara taşıyorum böyle akşamüstlerinde. Kafamı bir film karakteriymişim gibi kaldırıyorum. Ensem çıtırdan üşüyor; ama ürpermiyorum. Gerçekten üşüyorum. Üşüdükçe de kaçasım geliyor. Ellerinle kendini gıdıklamak ya da nefesini tutarken zorla ağzını açmak gibi kaçası geliyor vücudumun. Kaçmıyorum, sessizce okuyorum. "Hüvelbaki"

Oturacak bir yer arıyorum, çekiniyorum. Saygısızlık olur diye de imtina ediyorum bu isteğimden. İçinden kötü kelimeler konuşan vesveseye sahip bir çocuk gibi hissediyorum. Yutkunuyorum. Usulca gözlerimi dolaştırıyorum. Dudaklarım kıpırdamıyor. Uzun zamandır kendimi anlatmıyorum. "Olmuyor bir şeyler, bir şeylerin tadı saman gibi her zamankinden öte" desem de etrafıma; gerçekten konuşmuyorum. Ama bu sokaklara baktığımda savaştığım bu dünyanın eskilerini duyabiliyorum. 

İnceden akşam çöküyor. Dedemin yanına oturuyorum. Dertleşiyoruz. Ondan sonra gidip de ona haber ettiklerimi soruyorum. Hal hatır soruyorum usul erkan icabı. Dertlerimi yanıyorum. Merak ettiklerini dillendiriyorum. Tanış olduklarından gidenlerini, kalanlarını, gitmeye yeltenip de mecali olmayanları anlatıyorum. Savaştıklarımı anlatıyorum, küs kaldıklarımı, vazgeçtiklerimi, başardıklarımı... Anlatırken ben oluyorum; ıskaladığım yaşamaların içinden hızlıca geçiyorum. Varken var olabildiğim günlere dönebiliyorum yine. Gerçekten de incelikli olaymış diyebiliyorum yaşamak denen şeye.

Arada gülüyorum. Sonra da utanıyorum güldüm diye. "Yeri de değil" diyorum ama herkesin tanıdık olduğu bir avluda hayattayken de sürekli güldüğüm güldürdüğüm; neşeyle gülümsediğim isimleri görünce belki de ayıp olmaz diyorum. Hem onlar için değil ki bu dünyanın ayıpları; kalanlar için.

Akşamüstünün çıtır soğuğu biraz daha vuruyor. Arada hüzünlendiğim için yanaklarım ısınıyor. Böyle olunca soğuğa dayanabiliyorum. İçimden "Şu an korkmalı mıyım acaba?" diyorum. "Sonuçta böyle yerler hep korkulan yerler olduğu için" diyorum. Halbuki buralarda olan değil sona erenin olduğunu biliyorum. Bu hissi yaşamadığım için inceden de gururlanıyorum. Polat gibi kaldırıyorum yakalarını kabanımın. Arkada bir de Gökhan Kırdar falan çalsa işte mavi bir efektli fotoğrafa dönüşürüm diyorum. 

Kallavi ve nispeten romanvari bir selamla hepsiyle vedalaşıp iyi dileklerimi sunduktan sonra arabaya atlıyorum. Bir şeyleri orada bırakıyorum. Şehre dönüyorum. Işıklarının altına; insanlarının isine; kahkahanın külüne ve de yaşanamamış hayatların tam da uğrak yerlerine. Bir denizin ortasında yelkeni koparılmış bir gemiye dönüyorum.

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın