Potansiyele ihanet mi ? Gonçarov’un Oblomov’u

Potansiyele ihanet mi ? Gonçarov’un Oblomov’u
0 Beğen
0 Yorum

Oblomov’u bitirdikten sonra aklımda kalan ilk şey şu oldu: Bu kitap bir tembellik hikayesi değil, resmen bir hayatı erteleme trajedisi.


Çoğu kişi Oblomov’u yüzeysel okuyunca “üşengeç adam” deyip geçiyor ama bence mesele çok daha derin. Adamın derdi hareket etmek değil, harekete geçmenin anlamını kaybetmiş olması. Yapamıyor durumu değil, daha çok “yapmaya değmez” hissi. Bu da karakteri acınası olmaktan çıkarıp bir noktada rahatsız edici derecede tanıdık yapıyor. İnsan olmanın verdiği ne yaptığını veyahut ne yapacağını bilmeme hissinden ayrılıyor.


Kitapta en çarpıcı bulduğum şey, Oblomov’un aslında aptal ya da yeteneksiz biri olmaması. Tam tersine, farkındalığı yüksek, düşünebilen, hayal kurabilen biri. Ama işte o düşünceler bir noktadan sonra eylemin yerine geçmeye başlıyor. Günümüzde de çok gördüğümüz bir şey bu: Plan yapıp, hayal kurup, yapmak isteyip  hiçbir şey yapmamak. Ya da var olan potansiyeline ihanet etmek…


Bir de şu var: Oblomov’un yaşadığı o rahat, alan aslında çok cazip. İnsan okurken “abi haklı ya, niye kendini bu kadar yoruyorsun ki?” dediği anlar oluyor. Ama kitap yavaş yavaş şunu tokat gibi vuruyor:  

Konfor alanı insanı korumuyor, yavaş yavaş yok ediyor.


Stolz karakteri de bu yüzden önemli. Sadece çalışkan adam değil, Oblomov’un olabileceği ama olamadığı ihtimal gibi duruyor. Ama ilginç olan şu Stolz doğruyu temsil etse bile, Oblomov daha “insan” hissettiriyor. Çünkü zaafları, kaçışları, ertelemeleri daha gerçek.


Bir diğer dikkat çekici nokta da anlatımın bilerek yavaş olması. İlk başta insanı zorluyor ama aslında bu tempo tamamen karakterin ruh halini yansıtıyor. Okur da istemeden Oblomov gibi ağırlaşıyor. Bence bu bilinçli bir tercih ve kitabın en başarılı taraflarından biri.


Son olarak, kitabın bende bıraktığı his şu oldu:  

Oblomov sadece bir karakter değil, bir ihtimal. Hepimizin içinde küçük bir Oblomov var ve mesele onun ne kadarına izin verdiğimiz. Olduğuna inandığımız potansiyelimiz için yani ; ‘’ben bunu yapsaydım iyi olurdum’’ diyebildiğimiz bir şey bile varsa onu denemek, yapmadığımız bir şeyin pişmanlığını yaşamak yerine en azından ben bunu denedim diyebilmek bence bir koltukta oturup Oblomov’a dönüşmekten daha iyi bir tercih olur. 


Hayat bazen bizim yerimize akıp gidiyor ve biz bunu fark ettiğimizde iş işten geçmiş olabiliyor. O yüzden Oblomov bir yerde ders çıkardığımız, yapmadığımız için duyulan  pişmanlıklarımızın ismi olarak kalmalı. 


Bu yüzden bana dair eskiden çok şey uyandıran ve hala oblomovoia olarakta ismini kullandığım bu karakter okunmaya değer. Sizlerde de bu kitabı okuma isteği uyandırabilirsem çok daha memnun olurum. Keyifli okumalar.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın