Slay The Spire 2: İnceleme Olamayan İnceleme

Slay The Spire 2: İnceleme Olamayan İnceleme
0 Beğen
0 Yorum

İnceleme olmayı canı gönülden arzu eden ama asla olamayan veya olamayacak olan oyun inceleme yazımıza hoş geldiniz GERÇEK oyuncular!*

Gerçek oyuncusunuz çünkü; ya ilk oyunu beğendiniz ama daha ikinci oyuna bakacak vakti bulamadınız ve oynamadan önce yorumları duymak istiyorsunuz, ya Slay The Spire 2'yi çok beğendiniz ve kendiniz gibi çok beğenen insanların fikirlerini duymak istiyor, daha çok Slay The Spire 2 içeriği aşeriyorsunuz, ya da çok konuşuluyor nedir bu oyun kardeşim diye merak ediyorsunuz.

*Nasıl da zamanın ayrımcı ve sinir edici doğasına uyum sağlıyorum ama. Artık bu da tutmazsa hiçbir fikrimin olmadığı konularda en çok ben biliyormuşum gibi videolar çekmeye başlayıp herbokolokluk yapacağım. Ama o da tutmazsa... yakışıklı olacağım.

İlk iki grup düşünüldüğünde siz; grafiklere, hikayeye, hikaye sunuma, müziklere, sanat tasarımına yani bir oyunun yancılarına değil, bir oyunun ana unsuru olan oynanış mekaniklere önem veriyorsunuz demektir ki bu da zaten gerçek oyuncu tanımıdır.*

*Böyle tanımlandığında LOL'de bu kalıba girmektedir. Peki Lolcüler gerçek oyuncu mudur? Değildir diyenler siz şimdi benim yitip giden gençlik yıllarıma gerçek değil mi diyorsunuz?

Üçüncü gruptansanız da eh, meraklısınız değil mi? Merak bizi başlı başına gerçek yapan etmen değil midir?*

*Tabii çok merak edip gerçekliği sorgulamıyorsanız. Çünkü o zaman neyin gerçek neyin simülasyon olduğunu soruyorsunuz demektir ki bu makinelerin hiç hoşuna gitmez. Uyarmadı demeyin, kendinizi bir anda günde 3 öğün tek hücreli protein, vitamin, mineral ve amino asit içeren besin açısından zengin, tatsız/tuzsuz, çamurumsu bir yiyecek yerken bulabilirsiniz.

Evet, inceleme ile çok ilgisi olan gerçeklik tanımlamalarımızı yaptığımıza göre incelemeyi, mesleki deformasyonun getirdiği böl, parçala, yönet* şeklinde ele almaya başlayabiliriz artık. Şimdi sizi ilk önce birinci oyunu oynayanlar ve oynamayanlar olarak ikiye bölelim ve daha sonra birinci oyunu oynayanları da; oyunu beğenenler ve (her ne kadar kalbimi kırıyor olsa da) oyunu beğenmeyenler olarak tekrar ikiye ayırıp beğenmeyenlerden başlayalım.

*Hayır, general değilim ama 400 saat HOİ 4'üm var. Bunun bir anlamı olmalı... Şşşş... OLMALI!

Bu grup için lafı uzatmanın, lütfen tekrar deneyin, belki bir şeyleri atlamışsınızdır, bir daha bakın demenin pek anlamalı yok.* Çünkü bu oyun temelde ilk oyun. Eğer birinci oyunu oynayıp beğenmediyseniz bu oyunu da maalesef ki beğenmeyeceksiniz.

Ve işte tam da bu nedenle ilk oyunu oynayıp beğenenler bu oyunu da beğeneceklerdir. Bu grup için de şunun dışında daha fazla söze gerek yok: İlk oyunu 900 saat** oynayarak tüm kombinasyonları defalarca tüketip "daha farklı ne olabilir ki" diye mi düşünüyorsunuz? Hiç durmayın atlayın ikinci oyuna, sizi mest edecek bir 900 saat daha sizi bekliyor!

*Lütfen deneyin? Belki değişmişsinizdir. Daha iyi bir insan olmuşsunuzdur ve artık kaliteden anlıyorsunuzdur. Öhm.. ÖHM!! Neler diyorum ben! Oyunu beğenmeyenlere resmen kalitesiz dedim. Eyvah eyvah! (Deniyorum işte, herbokolok mu olayım? Veya daha fenası yakışıklı?)

**Bir idolsün Division Adam

Gelelim ilk oyunu oynamayanlara;

Şimdi zaten yazının tonundan hem ilk oyunu hem de ikinciyi çok beğendiğimi anlamışsınızdır. Lakin bu gruptakiler için direkt oyunun nesini beğendiğimi anlatmadan önce ne tarz bir oyuncu olduğumu ve ne tarz oyunlardan keyif aldığımı anlatmak istiyorum. Çünkü inceleme(?) yazarının roguelike kart oyunları bağımlısı biri olup bu oyunu beğenmesiyle, roguelike kart oyunlarından hiç haz almayan biri olup bu oyunu beğenmesi arasında büyük fark olduğunu düşünüyorum.

O halde işte öz geçmişim:

Ben çok oyunculu (online) oyunlardan* elini eteğini uzun zaman önce çekmiş, hikaye ve hikaye sunumu odaklı tek oyunculu (single player) oyunlardan keyif alan bir oyuncuyum. Oyunların içinde barındırdığı sanat dallarının her birine ayrı ayrı hayranlık duysam da (müzik, resim vs.) bir oyunda beni kendine en çok çeken şey oynanış mekanikleridir. Örneğin; oyunlarda okumak çok bana göre olmadığından oynarken hikayesinden hiçbir halt anlamadığım** Souls oyunlarında kendimi, saatlerimi kaybederim. 

Tür olarak ise haliyle rol yapma, aksiyon, macera ve platform oyunları ile 4x strateji (özellikle Paradox) oyunlarını tercih ederim. Bu arada dikkat ederseniz roguelike veya roguelite demedim. Çünkü her iki türü de Hades 1 ve 2'yi dışarıda tutmak koşulu ile irite edici buluyorum. Ve evet Dead Cells'i de oynadım. Ama olmayınca olmuyor işte.

*Oynadık dostlarım, oynadık. Ultima Online, Knight Online, World of Warcraft, CS, DOTA, LOL...

**İtiraf: Dostlarım ben Soulsları ilk defa oynarken mağara adımı rolü yapıyorum. SOPA, DÜŞMAN! VUR VUR! veya kendim oluyorum? Hmmm... üstüne düşünülesi...

Yukarıdaki öz geçmişimden gördüğünüz gibi kart oyunları oynamıyorum ve roguelike'dan "tiskiniyorum." Peki roguelike bir kart oyunu olan Slay The Spire'ı ve Slay The Spire 2'yi nasıl beğenip de dayanamayarak inceleme yazmaya kalktın derseniz (eh zaten artık şu noktaya kadar anlamış olduğunuz üzere bu bir inceleme değil... yani daha değil) cevabı şudur dostlarım: MEKANİKLER!

Başarması korkunç derecede zor olan basit yaratıcılık ile donatılmış dipsiz bir kuyu olup düğün çiçeği gibi açılan kombinasyonlar* bütünü olan mekanikler. Karşına oturduğunuzda şimdi şu karakterle şu kart kombinasyonunu yapacağım dediğiniz ama odaları geçerken elinize gelen kartlarla hiç aklınızda bulunmayan lakin birbirleri ile muhteşem uyumlu çalışan bambaşka kombinasyonlar yaptığınız ve sonuçtan muazzam keyif aldığınız mekanikler.

*Hayatın kodu matematiğin yanlış anlatılan iki olgusundan biri.^ Çünkü bir masaya insanlar ancak 2 farklı şekilde oturur: 1) Masadaki isimliklere göre ve 2) şu kurala göre: Toplantı saatinden çok önce gelen; çok göze batmayacak şekilde patrona en yakın yere,  toplantı saatinden biraz önce gelen; patron ile göz göze gelmeyecek şekilde ilk gelenin yakınlarındaki bir yere, toplantı saatinde gelen; patron ile göz açısı en kötü olan en iyi ikinci yere ve patrondan geç gelen ise; eh azar yiyeceği en güzel yer olan patronun tam karşısına.

^Diğeri de havuz problemleridir.

Slay The Spire oynanışı birbirinden tamamen farklı 4 karakterin bulunduğu, her oynanışta karşımıza çıkan haritaların, yolların değiştiği sıra tabanlı roguelike bir kart oyunu. Bir karakter seçiyor ve o karaktere ait başlangıç kartlarını, ki bu başlangıç kartları sanırım oyunda birbirine benzer olan tek şey, alıp Spire'ı, kötülüğün (?) kalbini, yok etmek için kuleyi tırmanmaya başlıyoruz. 

Kulemiz 3 bölümden (ACT) oluşuyor ve her bölümde oturumdan oturuma değişen alternatif rotalı 16 oda ile 1 adet boss odası bulunuyor. Bu rotaların içerisinde; kart ödülleri düşüren canavarlar, kartlarımızı yükselttiğimiz (upgrade) veya dinlenerek eksik canımızı doldurduğumuz kamp alanları (Oynadıkça farklı farklı fonksiyonlar da ekleniyor), kart ödülleri üzerine bir de  kalıntı (relic) düşüren elit canavarlar, alışveriş yapabildiğimiz dükkanlar ve içerisinde çarpık mizah anlayışına sahip sakinlerin bulunduğu çeşitli avantajlar veya dezavantajlar veren gizemli odalar bulunuyor. Rotayı seçmek ise; her turda yenilenen kısıtlı enerjiye sahip, kullanım için belirli bir enerji bedeli gerektiren başlangıç kartlarıyla donatılmış bize kalıyor. 

Kalıntıların peşine düşüp daha güçlü elit canavarları mı avlayacağız? 

Yoksa şanslı günümüz olduğuna inanıp gizemli odaları mı keşfedeceğiz? 

Ya da kamp alanlarını önceliklendirip azıcık aşım ama sağlam başım diyerek basit canavarlardan topladığımız kartları mı güçlendireceğiz?

Ama benim gibi verimlilik dehası(?) insanlar için belki de en önemlisi; kuleyi fethetmek için bu yollardan hangisi en efektif olanı?

İşte Slay The Spire'ın ilk sihri: Cevap hiçbiri ve hepsi. Çünkü Slay The Spire'da birinden daha iyi diye bir olay yok, sadece daha uyumlu veya daha rahat var.  Kart ile kalıntı füzyonunun getirdiği rahatlık, huzur ve mutluluk var.*

*İncelemeye biraz bilimsellik katmak istedim. Bildiğiniz gibi çağımızda artık bilimin olmadığı hiçbir şey gerçek kabul edilmiyor. Ama bilimin gerçekten olup olmadığına bakılmıyor. Böyle bakıldığında da bazı insanlar için bilim, reddettiği şeyin kendisine dönüşmüş oluyor.

*Mutluluk bu kadar kolay aslında. Ama yasak bize. Mutluluk, huzur, sakinlik, rahatlık, keyif... yasak.. Yasak... YASAK!

O halde nelerdir bu füzyonlar?

Of neler ki neler... Şöyle söyleyeyim 150 saati aşkın Slay The Spire 1 maceramın 100. saatinde bile yeni kombinasyonlar keşfediyordum. Abarttığımı düşünüyorsunuz değil mi? İnanın kategoriler halinde* görünce siz de hak vereceksiniz.

*BÖL! PARÇALA! YÖNET!

Füzyonun ilk ayağı(*): Kartlar

Kartlar 3 ana kategoriden oluşuyor: Saldırı, Beceri ve Güç.

Saldırı kartları adı üstünde hasar vermeye yarıyor ve bunlar; alan hasarı verenler, hasar ve kalkan verenler, hasar ve savunmasızlık verenler (daha çok vurduğumuz debuff), hasar ve zayıflatma (gelecek hasarı azaltan debuff) verenler, hasar ve enerji verenler, hasar ve kart çekenler, hasar ve kart atanlar, hasar ve.. ve... daha çok, çok, çok...

Beceri kartları da tıpkı hasar kartları gibi birçok kombinasyonla geliyor. Fakat yazıyı daha fazla uzatmamak adına yukarıda hasar yazan yere kalkan koyun diyerek burayı geçiştiriyorum.

Güç kartları ise bambaşka bir olay. Bizi kullandığımız andan sonraki her tur güçlendiren çeşit çeşit kartlar bunlar. Bir iki örnek vermek gerekirse; her tur fazladan kart çektirenler, fazladan enerji verenler, kart tüketenler, kart atanlar, size vuruldukça karşı hasar verenler, kalkan verenler, hasar arttıranlar, özel kartlar yaratanlar...

Açıkçası tüm kartları yazmak mümkün değil, kaldı ki zaten hepsini yazsam sadece okuması oldukça sıkıcı olacaktır. O nedenle yukarıdaki kartları özetin özeti gibi düşünebilirsiniz. Ama madem ki açık konuşuyoruz, o halde kartları yazarken azıcık hile yaptığımı da itiraf etmeliyim. Özetin özetini sadece ilk karakter özelinde yazdım. Ve hatırlatırım bu oyunda birbirinden tamamen farklı 4 karakter bulunuyor. Yani... yani... tonlarca, tonlarca kart. 

Hızımı aldık o halde bir itiraf daha; aslında kartların 4. bir kategorisi daha bulunuyor: Renksiz kartlar. Bunların da kendilerine özel olayları var ama burada ona girmeyelim artık. (Hadi bir örnek olsun: tüm kartları geliştir kartı.)

Geçelim füzyonunun ikinci ayağına(*): Kalıntılar.

Kuleyi tırmanırken karşımıza çıkan canavarlardan daha güçlü olan elit canavarlardan, bosslardan, hazine ve bazen de gizemli odalardan çıkan, alışveriş yerlerinden satın alınabilen kalıntılar, daha çok güç kartları gibi çalışıyor ve bize türlü türlü avantajlar sağlıyor: Savaşlara kalkanla, enerjiyle, kart çekmeyle başlamak, canımızı arttırmak, dinlenme yerlerinde fazladan can doldurmak, dilenme yerlerinde kart çıkartmak, canavarlardan fazla para kazanmak, her tur tüm düşmanlara hasar vermek vs. vs. 

Aryıca, kartlar kadar olmasa da, karakterlere özel kalıntılar da bulunuyor: Zehir ver, Küre ver, Mucize ver gibi. (Zehir mi? Küre mi? Ne mi bunlar? Hem buraya kadar geldiniz hem de bu soruları soruyorsanız, siz oldunuz. Kapatın yazıyı ve hemen oyuna başlayın.)

Ve elbette yine bunlar çok büyük bir deryanın ufacık damlaları sadece...

(*)Hı.. nasıl? Yazı ile bu kadar oluyor tabii, ama kim bilir belki yazıyı beğenir, kanalıma abo... Yok ben iyice zıvanadan çıktım. Gerçi Defne Hanım bile yapıyor. Hmm?  HAYIR! Kendine gel! (Bu seçenek yalnızca yakışılılık tutmazsa son çare olarak denenecektir.)

Evet evet biliyorum. Ne kadar özetle anlatmaya çalışsam da bu kadar şey üstünüze üstünüze geldi değil mi? Kaldı ki daha tüketme, çekme ve atık destelerinden, bunların nasıl çalıştığından bahsetmedim bile. 

Ama müsterih* olun, çünkü Slay The Spire'ın ikinci sihri de tam olarak burada başlıyor: Oyunu anlamak, öğrenmek ve yukarıdaki tonla mekaniği keşfederek uygulamak çok kolay.  Oyunun başına oturduğumuz gibi tek seferde temeli kavrayarak tüm kombinasyonları kendi kendimize kafamızda canlandırabiliyor ve bunları yaparken de asla basitmiş gibi hissetmiyoruz. Çünkü Slay The Spire'da komplekslik ile zorluk o kadar güzel dengeleniyor ki, ne zorluktan bunalıyor, ne de basitlikten sıkılıyoruz. Tam kıvamında, tam olması gerektiği gibi. Adeta mükemmeliyetin yek* vücut hali...  

*Yaşını söylemeden yaşını söyle... Buralar eksiden hep dutluktu.

Geliştiriciler bunu nasıl ayarlamışlar, ne gibi bir hile kullanmışlar bilmiyorum ama önümüze çıkan kartlar, kalıntılar, gizemli odalardaki olaylar ve alışveriş yerlerindeki mallar tıpkı büyük bir bal peteğinin sekizgen kenarlarından biri gibi oluyor ve birbirleri ile öyle veya böyle çalışan kombinasyonlar oluşturup mükemmel simetrik bal peteğini oluşturuyorlar. Bu nedenle oyunun başından kalktığımız her seferinde kendimizi diğer bir kartla başka bir kartın ve kalıntının oluşturacağı kombinasyonu düşünürken buluyor, tekrar tekrar oynamak için can atıyor oluyoruz.

Yalnız şimdi tam bu noktada artık sinirleriniz laçkalaşmış ve "Yahu başlıkta Slay The Spire 2 yazıyor ama buraya kadar geldik ilk oyundan başka bir şey göremedik" diyor olabilirsiniz. Öncelikle buraya kadar benimle olduğunuz için teşekkür ederim. <3 Sonrasında ise diyebileceğim tek şey: Hep ilk oyundan bahsettim çünkü başta da söylediğim gibi ikinci oyun  ilk oyunun temelini aynen alıp kombinasyonları çoğaltarak yeni yeni mekanikler ekliyor; daha fazla  kart, daha fazla kalıntı, daha fazla karakter, daha fazla, daha fazla... daha fazla her şey sunuyor.

Ama yine de iki kelam edecek olursak;

Slay The Spire 2'yi duyurduklarında  sanırım ilk oyundaki 100. saati aşmıştım ve bu daha fazlayı sorgulamıştım; "olabilecek tüm kombinasyonları kullandılar daha fazla ne yapabilirler ki? Belki de oyun kabuk değiştirecektir?" diye düşünmüş, yeni ekleyebilecek kombinasyonlar üzerine saatlerce kafa patlatmış ve sonucunda hüsrana uğramıştım.

Şimdi ERKEN ERİŞİMDEKİ ikinci oyunun 60. saatinde görüyorum ki, geliştiriciler dünyalı değiller. Dünyadan çok daha ileri zeka seviyesine sahip Kart Oyunları gezegeninden bizleri kart oyunlarına bağımlı hale getirip köleleştirmek isteyen bir gezegenden geliyor ve bu yolda çok da iyi iş başarıyorlar. Çünkü onlar yüksek zekanın getirdiği ufacık ve basit değişikliklerle olağan üstü farkların yaratabiliyor ve basit düşünebilmenin zarafetini sergileyebiliyorlar.*

Ve bu.. bu... Bu o kadar nadirdir ki, bunu gördüğünüzde tırnaklarınızı geçirip yapışır, asla ama asla bırakmak istemezsiniz!

İşte Slay The Spire 2...

Herkese keyifli oyunlar dilerim.

*Veya kafam çalışmıyor da olabilir tabii. Ama umarım...

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın