1. Yağmur Hanım merhaba, öncelikle ilk stüdyo albümünüz "Düğüm" için sizi tebrik ederiz.
Müzikal yolculuğunuzun bu en kapsamlı halkasına gelmeden önce, hikayenin en başına
dönmek isteriz. Müziğe başlama motivasyonunuz neydi ve yıllara yayılan bu birikim bugünkü
müzikal karakterinizi nasıl şekillendirdi?
Merhaba, çok teşekkür ederim güzel sözleriniz için. İşin en başına dönecek olursak; benim
hikayem aslında seslere sığınmakla başladı. Kendimi bildim bileli, dış dünyayla arama hep
bir melodi koydum. Konuşkan ya da duygularını ulu orta yaşayan bir çocuk değildim;
dolayısıyla içimdeki sessizliği müzik doldurdu. Gitara başladığım dönem, sadece dinleyici
olmaktan çıkıp 'galiba benim de söyleyeceklerim var' dediğim ilk eşikti. Yıllar içinde kendi
kendime mırıldandığım melodiler, kırgınlıklarımı, hayallerimi anlattığım gizli bir dile
dönüştü. Bugünkü müzikal karakterim de işte tam olarak bu dilin dışa vurumundan ibaret.
Bir şeyler kanıtlama veya büyük sanatsal cümleler kurma derdinde değil; sadece derdini
anlatmaya, birileriyle bağ kurmaya çalışan dümdüz bir iletişim çabası aslında. Müziği hiçbir
zaman bir kariyer basamağı olarak görmedim; benim için hep hayatla başa çıkma ve nefes
alma biçimiydi.

2. Bir buçuk yıllık yoğun bir stüdyo süreci ve öncesindeki uzun yıllar... "Düğüm" albümünü
oluştururken, geçmişte kaleme aldığınız şarkılar ile stüdyo sürecinde filizlenen yeni besteleri aynı potada erittiniz. Geçmişin duygusal izleriyle bugünün olgunluğunu aynı çatı altında buluşturmanın pragmatik zorlukları ya da avantajları neler oldu?
Bunu teknik bir süreçten ziyade, duygusal bir yüzleşme olarak tanımlayabilirim sanırım.
Yıllar evvel kendi halinde, odanın kapısını kapatıp karaladığın hisleri zaman geçtikten
sonra koca bir stüdyonun ortasına taşıyorsun. Şarkıları yeniden kaydederken en büyük
endişem, aradan geçen zamanın ve stüdyo imkanlarının baştaki amatör, kırılgan hissi
yutmasıydı. Yeni hallerini aranje ederken geçmişteki Yağmur'un hislerini zedelemekten çok
korktum açıkçası. Sadece bugünün tecrübesiyle dünün kırgınlıklarını biraz toparlamaya,
onlara biraz şefkat göstermeye çalıştık diyebilirim. Avantajı ise şu oldu; kendi yazdığınız,
belki de üzerine düşünmekten kaçtığınız hislerle dışarıdan yüzleşmeyi, geçmişteki
telaşlarınızla barışmayı öğreniyorsunuz. Bu da insanı ruhen gerçekten çok hafifleten bir
süreç.

3. Bu albümde dinleyicileriniz sadece bir yorumcu veya söz yazarı değil, aynı zamanda ilk kez
aranjörlük koltuğuna da oturmuş bir Yağmur Ender ile karşılaşıyor. Kendi şarkılarınızın müzikal
dünyasını doğrudan şekillendirmek, üretim sürecindeki bağımsızlığınızı ve vizyonunuzu nasıl
etkiledi?
Aranjörlük kimliğim aslında "ben her şeyi yaparım" iddiasından değil, çok güçlü bir koruma
içgüdüsüyle gelişti. Odanızda, sadece siz ve gitarınız varken ortaya çıkan ham bestelerin çok özel,
dokunulmaz bir aurası oluyor. İlk hissi başka birine en baştan anlatmaya çalışmak, hüznünüzü
tercüme etmek bazen duyguyu çok yorabiliyor. Müzikal dünyamı doğrudan şekillendirmek bana
kendi hüznümün mimarı olma özgürlüğünü verdi. Kendi hissettiğim yalnızlığı, karanlığı ya da
coşkuyu kimseye izah etmek zorunda kalmadan, doğrudan notalara ve enstrümanlara dökebilmek...
Bu, üretim sürecinde bir müzisyenin sahip olabileceği en kıymetli bağımsızlık hissi bence. Şarkının
kalbini nasıl duyuyorsam, dinleyicinin kulağına da filtresiz bırakmak istedim.

4. Albümün dikkat çeken anlarından biri de şüphesiz Umut Er ile birlikte seslendirdiğiniz "Mucize" adlı düet. Bu şarkının ortaya çıkış hikayesini ve vokal anlamında aranızdaki uyumu sizden
dinleyebilir miyiz?
"Mucize" kalbimde gerçekten bambaşka bir yerde duruyor. Bir vazgeçişin, artık adım atacak mecali
bulamamanın sessizliği var kelimelerde. Şarkıda "Bir anı gibi kaybolur zaman gözyaşlarımda"
derken her şeyin ellerimden kayıp gidişini, çaresizliği hissediyorum aslında. Ama benim için asıl
ağır olan, kalbimi en çok yoran satırlar başkaydı. "Belki bir mucize olur, zaman bi yol bulur, adın
geçer masallarımda..." Her şeyin bittiğini bile bile zamanın bir şekilde yolunu bulmasına, isminin
bir masalda bile olsa tekrar geçeceğine tutunmaya çalışan derin bir çaresizlik var ortada. Sözleri
yazıp bitirdiğimde, hikayenin tek bir sesle taşınamayacak kadar ağır bir veda barındırdığını
anladım. Ve bu dönemde Umut ile albümün genel prodüksiyonu için sürekli stüdyoda mesai
harcıyorduk. Şarkıdaki çaresiz bekleyişe ve veda hissine Umut'un sesindeki derinliğin,
yaşanmışlığın inanılmaz yakışacağını biliyordum. Nitekim vokaliyle şarkıya dahil olduğunda, iki
farklı sesin aynı hüzünde yan yana durması parçayı sadece bir düet olmaktan çıkardı; bir hikayeye
çevirdi bence. Umarım dinleyenler de kendi hayatlarındaki ağır vedaları taşırken, kelimelerin
arasında yalnız olmadıklarını hissedebilmişlerdir.

5. Albümde Türk pop müziğinin iki dev klasiğine; Sezen Aksu’nun “Seni Kimler Aldı” ve Nilüfer’in
“Erkekler Ağlamaz” eserlerine yer verdiniz. Bu kült şarkıları kendi melankolik tarzınızla yeniden
yorumlarken nasıl bir estetik kaygı güttünüz? Orijinal ruhu korumak ile kendi imzanızı atmak
arasındaki o hassas dengeyi nasıl kurdunuz?
"Seni Kimler Aldı" ve "Erkekler Ağlamaz", teknik olarak birer cover projesi olmaktan çok uzakta
duruyor benim için. İkisi de gençliğimde yalnızlığımla başa çıkmaya çalışırken en çok sığındığım
limanlardı. Şarkılara imza atmak, estetik bir kaygı gütmek veya farklı bir tarz yaratmak gibi
düşünceler hiç geçmedi aklımdan. Onlara dokunurken tek bir kaygım vardı: İncitmemek. Sadece
yıllar boyunca o şarkıları dinlerken içimde biriken o gözyaşını, kendi sesimle dışarı bırakmak
istedim. Odama kapanıp yatağımın kenarında yapayalnızken nasıl çalıyorsam, stüdyoda da
kelimeleri aynı hisle söyledim. Zamanında kırgın bir kız çocuğuna nefes aldıran, yalnızlığını
unutturan melodilere yıllar sonra usulca sarılmaktı tek isteğim.

6. "Erkekler Ağlamaz" yorumunuzda Nilüfer’den manevi bir destek aldığınızı biliyoruz. Türk
müziğinin böylesine önemli bir figürünün bu süreçteki yaklaşımı ve onayı, bir sanatçı olarak
motivasyonunuzu ve yorumunuzu nasıl etkiledi?
İnsanın bazen durup nefes aldığı, geriye dönüp inanamayarak baktığı anlar vardır. Bu gerçekten
insanın hayatı boyunca çok nadir yaşayabileceği, rüya gibi ama bir o kadar da gerçek bir his.
Çocukluğunuzdan beri kasetlerinden sesini duyduğunuz, müziğine aşık olduğunuz bir insanın, siz
kendi kanatlarınızı çırpmaya çalışırken gelip omzunuza dokunması... İnsan müzik yaparken bazen
kalbinden dökülenlerden şüphe duyuyor, kendini karanlıkta hissediyor. Nilüfer Hanım'ın şarkıyı
dinleyip içtenlikle güzel hislerini paylaşması, yürüdüğüm yola inanması içimdeki bütün şüphe
bulutlarını dağıttı. Aynı zamanda kalbime çok zarif bir sorumluluk yükledi. Bana duyulan güvene
layık olabilmek için, müziğe şimdi çok daha inançlı bir yerden sarılıyorum.

7. Albüme adını veren "Düğüm" kavramı, hem yoğun bir duygusal yüzleşmeyi hem de müzikal
olarak çözülmeyi bekleyen ya da bir araya gelen hikayeleri çağrıştırıyor. Sizin için bu albüm
hayatınızdaki hangi düğümleri çözdü veya hangi bağları daha da sıkılaştırdı?
Hayat yaşandıkça hepimizin boğazında kelimelerden, yutkunamadığımız kırgınlıklardan oluşan
düğümler bırakıyor. Benim için bu albüm, uzun yıllar boyunca hasır altı ettiğim, yüzleşmekten
korktuğum bütün ağırlıkları birer birer masaya koyma haliydi. Şarkılar ortaya çıktıkça düğümlerin
nasıl yavaş yavaş gevşediğini, kalbimin nasıl hafiflediğini anlatamam. En büyük düğüm, içimdeki
'acaba duyulur muyum?' korkusuydu ve nihayet çözüldü. Müzikal olarak ise birbirinden çok farklı
hisleri, tınıları aynı evin içinde barış içinde yaşattık. Bir de işin mutfağında bağlarımızı pekiştiren
bir süreç oldu. Müthiş bir ekiple çalışma şansına sahip oldum bu süreçte ve çok güzel arkadaşlıklar
edindim. Hem kendi söküklerimi diktiğim hem de müzik etrafında birleştiğimiz özel bir
yolculuktu.

8. On iki parçalık, prodüksiyonel anlamda bu kadar katmanlı ve titiz bir ilk albümün ardından
dinleyicinin beklentisi de doğal olarak yüksek olacaktır. "Düğüm" sonrasında müzikal anlamda
gitmek istediğiniz yeni doğrultuları ve keşfetmeyi arzuladığınız farklı janrları nasıl tanımlarsınız?
"Düğüm" benim kendimi en çıplak halimle anlattığım ilk evimdi ve orada çok güvende hissettim.
Ama bir yandan da müzik, sürekli yeni odalar keşfetmek demek. Doğrultu olarak, içimdeki
melankolik rock tınısını kaybetmeden daha cesur prodüksiyonlara dokunmak istiyorum. Bir türe
sıkışmaktan ziyade, hissettiğim duygunun beni götürdüğü her yola açık bir zihnim var şu an.
Henüz yolun başında olduğumuz konsept bir EP hazırlığımız var; ilk şarkının bitişine yaklaştık
sayılır. Normalde yazdığım parçalardan çok daha farklı bir iş oldu, içimde dokunmaya korktuğum
yerlere temas etti. Dinleyiciyle paylaşmak için inanın sabırsızlanıyorum. Umuyorum ki çok yakın
bir zamanda ilk parçayı dinleyebileceksiniz. Bir yandan da 2027 için yepyeni bir albümün
tohumlarını ekiyoruz ufak ufak.
Bağımsız bir müzisyen olarak kendi hikayeni baştan sona tek başına var etmeye çalışmanın, arka
plandaki tüm yapım adımlarını sırtlamanın getirdiği bazı görünmez zorluklar ve belirsizlikler oluyor
haliyle. Bu yüzden kesin bir tarih veremiyorum maalesef. Umarım zamanı gelir ve en doğru anda
dinleyiciyle buluşturabilirim.
Kısacası artık bilinmezlikten çekinmeyen, müziğin kendisini götürdüğü her yeni durağa korkmadan
yürüyen bi Yağmur var.

9. Yakın gelecekte bu albümün canlı performanslarını, turne programını veya "Düğüm"ün görsel
dünyasını tamamlayacak yeni video klip projelerini görebilecek miyiz? Gelecek planlarınız ve
WannArt okurları için ufukta neler var?
İçimde tarif etmesi zor, kıpır kıpır bir heyecan var bu aralar. Daha birkaç gün önce, 12 Haziran'da
Londra'daydık. Benim ilk yurt dışı konserimdi ve sahneye çıkmadan önce heyecandan kalbim
yerinden fırlayacak gibiydi. Şimdi bu coşkuyu hiç kaybetmeden, hemen 26 Haziran'da Kanyon
Jolly Joker sahnesinde olacağız. Düğüm şarkılarına, çalarken bizi çok mutlu eden sürpriz parçalar
da ekledik. İlerisi için en büyük hayalim albüm şarkılarıyla dolu dolu bir turneye çıkabilmek,
umarım bunu gerçekleştirebiliriz. Görsel dünyamız için de canım Mert ile çalışmalara başladık;
şarkıların ruhunu yansıtacak, yepyeni bir görsel dünya ve klipler üzerine kafa yoruyoruz. WannArt
okurlarına, müziğin dürüst ve savunmasız tarafında benimle aynı hüznü paylaştıkları için kalpten
teşekkür ediyorum. Bir sonraki konserde sahneden göz göze şarkı söylemek için sabırsızlanıyorum!



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın