Dramaturji: Bir Filmi Kurtaran Şey mi, Yoksa Bahane mi?

Dramaturji: Bir Filmi Kurtaran Şey mi, Yoksa Bahane mi?
1 Beğen
0 Yorum

Bir filmi izlersiniz.

Oyunculuklar iyidir.

Görüntüler güzeldir.

Müzikler yerindedir.

Kamera hareketleri etkileyicidir.

Hatta bazı sahneler o kadar güzeldir ki filmi durdurup tek tek incelemek istersiniz.

Ama film biter.

Ve içinizde garip bir his kalır:

“Güzel ama bir şey eksik.”

İşte bazen o eksik olan şey görüntü değildir.

Oyunculuk değildir.

Müzik değildir.

Hatta doğrudan senaryo bile değildir.

Belki sorun dramaturjidedir.

Peki dramaturji nedir?

Ve daha önemlisi:

Dramaturji gerçekten bir filmi kurtarabilir mi?

Yoksa bazen kötü yazılmış bir hikâyeye akademik kelimelerle makyaj yapmaktan mı ibarettir?

Dramaturji, hikâyenin görünmeyen iskeletidir

Dramaturjiyi yalnızca “hikâyenin yapısı” olarak düşünmek biraz eksik kalır.

Çünkü dramaturji, hikâyenin parçalarının birbirleriyle nasıl ilişki kurduğuyla ilgilenir.

Bir karakter neden bunu yaptı?

Neden şimdi yaptı?

Bu olaydan sonra ne değişti?

Karakter ne istiyor?

Önündeki engel ne?

Ne kaybetmekten korkuyor?

Hikâyenin başındaki insanla sonundaki insan aynı kişi mi?

Ve belki en önemlisi:

Seyirci neden bunları izlemeye devam etsin?

Dramaturji biraz da bu soruların peşinden gider.

Bir hikâyede olayların gerçekleşmesi yetmez.

O olayların bir anlamı, bir nedeni ve sonucu olması gerekir.

Çünkü sinemada bazen tek tek iyi sahneler, bir araya geldiklerinde iyi bir film oluşturmaz.

Bu çok önemli bir ayrım.

İyi sahnelerden oluşan kötü filmler vardır.

Bir sahne tek başına harika olabilir

Diyelim ki bir filmde olağanüstü bir sahne var.

İki karakter karşı karşıya geliyor.

Yıllardır konuşmadıkları şeyleri konuşuyorlar.

Oyunculuklar mükemmel.

Diyaloglar güçlü.

Kamera doğru yerde.

Müzik tam zamanında giriyor.

Seyirci etkileniyor.

Ama sonra film devam ediyor.

Ve o sahnenin hikâyenin geri kalanıyla hiçbir bağlantısı olmadığını fark ediyoruz.

Sahne güzel.

Ama film neden o sahneye ihtiyaç duydu?

İşte dramaturjik bakış burada devreye giriyor.

Çünkü dramaturji bazen “Bu sahne güzel mi?” diye sormaz.

Daha tehlikeli bir soru sorar:

“Bu sahne gerekli mi?”

Bu ikisi aynı şey değildir.

Bir sahne çok güzel olabilir.

Ama hikâyeyi ilerletmiyorsa, karakteri değiştirmiyorsa, yeni bir bilgi vermiyorsa veya seyircinin hikâyeye bakışını dönüştürmüyorsa gerçekten gerekli midir?

Belki de değildir.

Ve bu, senaryo yazarken kabul edilmesi en zor gerçeklerden biridir.

Dramaturji biraz da acımasızlıktır

Çünkü dramaturji size sevdiğiniz sahneyi sorgulatır.

Sevdiğiniz karakteri sorgulatır.

Hatta bazen bütün hikâyenizi sorgulatır.

“Ben bu sahneyi seviyorum.”

Dramaturji:

“Peki hikâyeye ne katıyor?”

“Bu karakter çok güzel.”

“Peki neden bu hikâyede var?”

“Bu diyalog çok etkileyici.”

“Peki karakter gerçekten böyle konuşur mu?”

“Final çok çarpıcı.”

“Peki film boyunca bunun hazırlığını yaptın mı?”

İşte dramaturjinin can sıkıcı tarafı burada başlar.

Çünkü bazen bir hikâyenin en güzel tarafı, aynı zamanda en gereksiz tarafıdır.

Peki dramaturji senaryodan farklı mı?

Evet.

Ama birbirlerinden kopuk değiller.

Senaryo bize hikâyenin yazılı hâlini verir.

Dramaturji ise o hikâyenin nasıl çalıştığını sorgular.

Bir senaryoda olaylar olabilir.

Ama olayların birbirine bağlanma biçimi zayıf olabilir.

Karakterler konuşabilir.

Ama neden konuştukları belirsiz olabilir.

Bir çatışma olabilir.

Ama çatışmanın karakter açısından hiçbir bedeli olmayabilir.

Bunların hepsi dramaturjik sorunlara dönüşebilir.

Bu yüzden dramaturji yalnızca “hikâyede ne oldu?” sorusuyla ilgilenmez.

Bir bakıma:

“Neden böyle oldu ve seyirci bunu neden önemsemeli?”

diye sorar.

Ve bu soru, sinemanın en temel sorularından biridir.

Her film üç perdeden oluşmak zorunda mı?

İşte burada dramaturji tartışması daha da ilginçleşiyor.

Senaryo eğitimlerinde sık sık yapıdan bahsediyoruz.

Başlangıç.

Gelişme.

Sonuç.

Kurulum.

Çatışma.

Doruk noktası.

Çözülme.

Peki bütün filmler gerçekten böyle olmak zorunda mı?

Hayır.

Çünkü sinema tarihinde bu yapıya birebir uymayan sayısız film var.

Bazı filmler olay örgüsünden çok karakterin iç dünyasına yaslanıyor.

Bazıları doğrusal ilerlemiyor.

Bazıları başlangıç ile son arasındaki sınırları bilerek belirsizleştiriyor.

Bazıları cevap vermiyor.

Bazıları seyirciyi rahatsız eden bir boşlukla bitiyor.

Bu filmler dramaturjisiz mi?

Hayır.

Tam tersine.

Belki de burada asıl mesele şu:

Dramaturji bir formül değildir.

Üç perdeyi kâğıda yazıp yanına tik atmak dramaturji yapmak değildir.

Bir hikâyenin kendi iç mantığını bulmaktır.

Çünkü her hikâye aynı şekilde anlatılmak zorunda değildir.

Ama her hikâyenin bir şekilde kendi mantığına sadık olması gerekir.

“Bir şey olmadı” dediğimiz filmler

Daha önce bir film izleyip:

“Filmde hiçbir şey olmadı.”

dediniz mi?

Belki gerçekten hiçbir şey olmamıştır.

Ama belki de çok şey olmuştur.

Sadece alıştığımız biçimde olmamıştır.

Bir karakter evden çıkmıştır.

Bir yere gitmiştir.

Bir insanla konuşmuştur.

Geri dönmüştür.

Dışarıdan baktığımızda hiçbir şey yoktur.

Ama karakterin dünyasında küçük bir değişim gerçekleşmiştir.

İşte dramaturjinin en güzel taraflarından biri burada ortaya çıkar.

Dramatik olay her zaman büyük olay değildir.

Bir telefon görüşmesi olabilir.

Bir bakış olabilir.

Bir karar olabilir.

Bir vazgeçiş olabilir.

Bir insanın söyleyemediği tek bir cümle olabilir.

Çünkü dramatik olan şey, olayın büyüklüğü değil;

karakter üzerinde yarattığı değişimdir.

Ama burada da bir tuzak var

Son yıllarda sinema tartışmalarında sık karşılaşılan bir düşünce var:

“Bu film çok derin.”

Neden?

“Çünkü hiçbir şey açıklanmıyor.”

“Yavaş.”

“Anlamadım.”

“Finali açık.”

Bunların hiçbiri tek başına dramaturjik başarı göstergesi değil.

Bir filmin seyirciyi düşündürmesi başka şeydir.

Seyircinin hiçbir şeyi anlayamaması başka.

Bir finalin açık bırakılması başka şeydir.

Finalin yazılamamış gibi durması başka.

Yavaş anlatım başka şeydir.

Temponun düşmesi başka.

Anlaşılmazlık ile derinlik birbirine karıştırılmamalı.

Bazen yönetmen gerçekten seyircinin düşünmesini istiyordur.

Bazen de hikâye gerçekten iyi kurulmamıştır.

İkisini birbirinden ayırmak gerekir.

Dramaturji filmi kurtarabilir mi?

Geldik asıl soruya.

Kötü bir hikâyeyi dramaturji kurtarabilir mi?

Bir noktaya kadar.

Ama her şeyi kurtaramaz.

Çünkü dramaturji sihirli değnek değildir.

Kötü bir fikri olağanüstü bir filme dönüştürmek zorunda değildir.

Kötü oyunculuğu düzeltemez.

Kötü görüntüyü güzelleştiremez.

Kötü yönetmenliği tamamen ortadan kaldıramaz.

Ama çok önemli bir şeyi yapabilir:

Filmin neden çalışmadığını gösterebilir.

Belki karakterin amacı belirsizdir.

Belki çatışma çok geç başlamıştır.

Belki final hazırlanmamıştır.

Belki filmin ortasında hikâye kendini tekrar ediyordur.

Belki karakter değişimi inandırıcı değildir.

Belki seyircinin bilmesi gereken bilgi yanlış zamanda verilmiştir.

Bunların hepsi dramaturjinin alanına girer.

Ve bazen bir senaryoyu düzeltmek için yeni sahneler yazmak değil, gereksiz sahneleri çıkarmak gerekir.

Belki de iyi dramaturji, görünmez olandır

İyi dramaturjinin ilginç bir tarafı var.

Seyirci çoğu zaman onu fark etmez.

Kimse film bittikten sonra:

“Bu karakterin motivasyonunun üçüncü perdedeki karşılığını çok iyi kurmuşlar.”

diye düşünmek zorunda değildir.

Seyirci sadece filmi yaşar.

Gerilir.

Güler.

Şaşırır.

Üzülür.

Merak eder.

Ve hikâyenin içine girer.

Dramaturji arka planda çalışır.

Bir saat gibi.

İşini doğru yaptığında kimse mekanizmayı düşünmez.

Ama saat durduğunda herkes fark eder.

Belki iyi dramaturji de böyledir.

Çalışırken görünmez, bozulduğunda kendini belli eder.

Peki seyirci dramaturjiye ne kadar ihtiyaç duyar?

İlginç olan şu:

Seyirci dramaturji terimini bilmeyebilir.

Ama dramaturjik problemi hissedebilir.

“Bu karakter bunu neden yaptı?”

“Bu sahne niye vardı?”

“Final neden böyle bitti?”

“Bu olay neden şimdi oldu?”

“Bu karakter bir anda neden değişti?”

Bunların hepsi aslında dramaturjik sorular.

Yani seyirci sinema eğitimi almamış olsa bile hikâyenin çalışıp çalışmadığını sezebilir.

Çünkü insan zihni hikâyeler arasında bağlantı kurmaya alışkındır.

Bir şeyin neden olduğunu bilmek ister.

Bir davranışın sonucunu görmek ister.

Bir karakterin değişimini anlamak ister.

Bu yüzden bazen bir filmin neden kötü hissettirdiğini açıklayamayız.

Ama hissederiz.

Belki de dramaturji tam olarak o hissin arkasındaki mekanizmadır.

Ve bence asıl tartışma burada başlıyor

Dramaturji sinemayı kurallara mı hapseder?

Yoksa sinemaya özgürlük mü verir?

Bir tarafta “Hikâyenin bir yapısı olmak zorunda.” diyenler var.

Diğer tarafta “Sanatın kuralları olmaz.” diyenler.

Ama belki mesele kurallar değil.

Çünkü bir film üç perdeli olmak zorunda değildir.

Bir karakterin klasik anlamda bir amacı olmak zorunda da değildir.

Bir hikâye mutlu veya kesin bir sonla bitmek zorunda değildir.

Fakat bütün bunları reddeden bir filmin bile kendi içinde bir düzeni olmak zorundadır.

Kendi ritmi.

Kendi mantığı.

Kendi dünyası.

Kendi anlatım biçimi.

Yani belki dramaturji:

“Filmi böyle yapmalısın.”

demek değildir.

“Filmin neden böyle olduğunu biliyor musun?”

diye sormaktır.

Ve bence bu çok daha önemli bir soru.

 


Bir filmi izlediğimizde genellikle görüntüyü konuşuyoruz.

Oyuncuyu konuşuyoruz.

Yönetmeni konuşuyoruz.

Senaryoyu konuşuyoruz.

Ama bütün bunların birbirine nasıl bağlandığını daha az konuşuyoruz.

Oysa bir filmin kalbinde bazen görünmeyen bir sistem vardır.

Karakteri harekete geçirir.

Çatışmayı büyütür.

Bilgiyi doğru zamanda verir.

Seyircinin merakını canlı tutar.

Ve hikâyeyi başladığı yerden başka bir yere taşır.

Dramaturji.

Belki de iyi bir filmin sırrı, seyircinin dramaturjiyi fark etmemesidir.

Çünkü seyirci mekanizmayı değil, hikâyeyi görür.

Ama kötü kurulduğunda mekanizma hikâyenin önüne geçer.

Ve film bize kendisini izletmek yerine, neden işlemediğini düşündürmeye başlar.

Şimdi asıl soru size:

Sizce dramaturji gerçekten bir filmi kurtarabilir mi?

Yoksa iyi bir dramaturji yalnızca zaten iyi olan bir hikâyeyi daha güçlü hâle mi getirir?

Ve daha da önemlisi:

Bir filmi izlerken “Bu film neden çalışmıyor?” dediğinizde, ilk suçlanması gereken şey sizce senaryo mu, yönetmen mi, oyunculuk mu, yoksa dramaturji mi?

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın