Mizah ve Ölüm: "Komedinin Tehlikeli Dünyası" Hakkında

Mizah ve Ölüm: "Komedinin Tehlikeli Dünyası" Hakkında
  • 1
    0
    0
    0
  • 2025 yılının son haftasonunu Netflix'te "Larry Charles’ Dangerous World of Comedy’yi izlemeye ayırdım. Açıkçası, konu 'mizah' olduğu için bu kadar rahatsız edici, düşündürücü ve yer yer huzursuz edici bir belgeselle karşılaşmayı beklemiyordum. Gülmenin, çoğu zaman hafife aldığımız bu refleksin, aslında ne kadar politik, ne kadar kültürel ve ne kadar tehlikeli olabileceğini düşünmeme neden oldu.

    Larry Charles Amerikalı ünlü bir komedyen ve yönetmen. En bilinen işlerinden Seinfeld’in absürd gündelikliğinden Borat’ın yüz kızartan anlarına kadar uzanan çizgide, hep “yanlış yerde duran” bir mizah duygusu var. Larry Charles komediyi insanları rahatlatmak için değil, rahatsız etmek için kullanıyor. Daha doğrusu, rahatsızlığın içinden bir tür hakikat çıkarmaya çalışıyor. Komedinin Tehlikeli Dünyası da tam olarak böyle bir belgesel: mizahın gevşekliğini değil; hakikatın sertliğini yüzünüze vuruyor. 

    Belgesel dört bölümden oluşuyor ve her bölüm, mizahın “normal şartlarda” yeşermesini beklemeyeceğimiz yerlere odaklanıyor. Savaş, travma, ırkçılık, toplumsal cinsiyet… Yani çoğu zaman “şaka yapılmaz” denilen alanlar. Ama Charles’ın sorusu basit ve kışkırtıcı: İnsanlar tam da burada, tam da bu koşullarda neye ve nasıl gülüyor?

    İlk bölümde savaşın sivillerde bıraktığı izleri izliyoruz. Irak’ta politik mizah yapan insanlarla, Ebola sonrası Liberia’da komediyi bir tür hayatta kalma mekanizmasına dönüştüren sahneler yan yana geliyor. Bu bölümü izlerken fark ettiğim şey şuydu: Mizah burada bir lüks değil. Ne entelektüel bir oyun, ne de estetik bir tercih. Daha çok “nefes alma” biçimi. Gülmek, yaşadığını kendine kanıtlama biçimi gibi duruyor. Ama aynı zamanda tehlikeli; yanlış yerde, yanlış zamanda yapılan bir şaka, ölümle sonuçlanabiliyor.

    İkinci bölüm askerlerin dünyasına giriyor. Travmayı bizzat yaşamış insanların, yaşadıklarını sahnede anlatıya dönüştürmesini izlemek kolay değil. Özellikle yaralanmalarını, bedenlerindeki kalıcı izleri mizah yoluyla anlatan bir gaziyi izlerken, kendime şu soruyu sordum: Buna gülmek doğru mu? Yoksa gülmek zaten anlatıcının istediği şey mi? Bölüm ilerledikçe şunu fark ediyorsunuz: Burada komedi, seyirciyi eğlendirmekten çok anlatıcının hayatının kontrolünü geri alma çabası. “Bu hikâye benim, nasıl anlatılacağına ben karar veriyorum” deme hali.

    Üçüncü bölüm ırk meselesine odaklanıyor ve benim için belgeselin en rahatsız edici kısmı burası oldu. Bir yanda göçmenlerin ve azınlıkların, dışlanmışlıklarını mizahla tersyüz etme çabası var. Diğer yanda ise ironiyi bir kalkan gibi kullanan, açıkça nefret üreten ama bunu “şaka yapıyordum” diyerek meşrulaştıran bir dil. Bu bölüm bana şunu net biçimde hatırlattı: Ofansif mizah diye sabit bir şey yok. Aynı şaka, kimin ağzından çıktığına, hangi kelimeler ile yapıldığına ve kime yöneldiğine göre tamamen farklı bir anlamlara bürünebiliyor. Nijerya'da erkek komedyenlerin her gösterilerinde mutlaka "tecavüz" suçunu sıradanlaştıran şakalar yapmaları örneğin. Nijerya'da tecavüz çok yaygın.

    Son bölümde toplumsal cinsiyet meselesi var. Suudi Arabistan ve Nijerya gibi bağlamlarda, özellikle kadın komedyenlerin ne kadar sınırlı alanlarda hareket etmek zorunda kaldığını izliyoruz. Burada beni en çok etkileyen şey, mizahın her zaman “özgürleştirici” olmadığı gerçeği oldu. Bazen tam tersine, baskıcı normları yeniden üretebiliyor. Belgesel bu noktada romantik bir “mizah her şeyi çözer” anlatısına hiç kapılmıyor. Aksine, mizahın da iktidar ilişkilerinin bir parçası olduğunu soğukkanlı biçimde gösteriyor.

    Dört bölümün sonunda aklımda kalan temel mesele şu oldu: Mizah evrensel bir refleks olabilir ama asla evrensel bir dil değil. Her kültür, neye gülünebileceğini, neyin tabu olduğunu, neyin “fazla ileri” sayıldığını kendi tarihinden, travmalarından ve güç ilişkilerinden süzüyor. Trajedi ile komedi arasındaki sınır da tam bu yüzden bu kadar ince. Bazen aradaki fark, Larry Charles’ın dediği gibi, yalnızca “on derecelik” bir bakış açısı.

    2025’i bu belgeselle bitirmek bana iyi geldi mi? “İyi” kelimesi belki tam oturmuyor. Rahatlatıcı değildi, keyifli hiç değildi. Ama zihinsel olarak çok uyarıcıydı. Dangerous World of Comedy, bana gülmenin masum bir refleks olmadığını, hatta çoğu zaman ciddi bir etik ve politik pozisyon içerdiğini bir kez daha hatırlattı. Bazen gülmek, taraf tutmaktır. Bazen de gülmemek. Ve belki de bu belgeselin en güçlü yanı, seyirciyi tam da bu kararsızlık halinin içine bırakması.


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.