Adalet Ağaoğlu Kozalar Oyunu

Adalet Ağaoğlu Kozalar Oyunu
  • 0
    0
    0
    0
  • Adalet Ağaoğlu 20.yüzyıl edebiyatının en önemli romancılarından biri kabul edilir. Eserlerinde Türkiye’nin değişik dönemlerini ve bu dönemlerin insanların üzerinde ki etkisini inceledi. Yazdığı eserler Türkiye’de oldukça ses getirdi. Çatı üzerindeki oyunu 1965 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenirken yasaklandı. Üst üstte yazdığı oyunlarla altmışlı ve yetmişli yılların önde gelen oyun yazarlarından oldu. Oyunun yasaklanması onu roman yazmaya yöneltti. Fakat yazdığı romanların bazıları ya toplatıldı ya da hakkında soruşturmalar açılmasına sebep oldu. Fikrimin İnce Gülü romanı hakkında, "Askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif (küçük düşürmek)" suçlamasıyla hakkında 1981 yılında dava açılan Ağaoğlu, iki yıl süren davanın ardından aklandı. Eşi Halim Ağaoğlu'nun 2018 yılında ölümünün ardından yazmayı bıraktığını açıkladı. Türkçe roman alanındaki özgün ve öncü eserleri ile Türkiye'nin kültürel ve düşünsel dünyasına yaptığı katkılarından dolayı 2018'de Boğaziçi Üniversitesi tarafından kendisine fahri doktora unvanı verildi.14 Temmuz 2020’de çoklu organ yetmezliği sebebiyle vefat etti. 
    Kozalar Oyunu: 1971 yılında yazdığı oyun, dünyada yaşanan soğuk savaşın olumsuz sonuçlarının yansıdığı, siyasal ve toplumsal hareketlerin yükseldiği. Sınıflar arasındaki ayrışmaların çoğaldığı bir Türkiye yansımasıdır. Oyun, dışarıda kopan” kaosun-kıyametin” uzağında kalmaya çalışan üç burjuva kadının günlük yaşamlarına odaklanmıştır. Uzak kalma tercihleri, aynı zamanda sessiz kalma durumudur; oyun bu yönüyle, hayattan, kaostan kaçarken aynı zamanda kendilerini tutsaklaştıran kadınlara, eleştirisel bir gözle bakmayı dener. 
    Oyunun tarihsel koşullarını 21.yüzyıl dünyasıyla karşılaştırırsak çelişkilerin çözülmediğini, hatta daha da fazlalaştığı görülür. Soğuk savaş dönemi bitmiştir ama daha barışçıl bir dünya kurulamamıştır. Bitmek bilmeyen savaşlar, terör ve yoksulluğun evrenselleşmesi, çevre/doğa olaylarının eskisinden daha çok dünyayı tüketmesi ürkütücü görülmekte; toplumsa artar iletişim olanaklarına rağmen yalnızlığa itilmektedir. Tek hazzı kazanç kapitalizm olan insancıl değerlerini yitiren bir kategoriye dönüşecektir. Bu dönemin sorunlarının Kozaların geçtiği dönemden de çok farklı olmadığını aksine daha yıkıcı olduğu söylenilebilir. Karmaşaların çözümü olaraktan insanın kendine, çevresine ördüğü “kozaların da” koruyuculuğu yoktur. İronik bir unsurdur artık. 
    Oyun 1.kadının evininin salonunda geçer. Her şeyin pırıl pırıl olduğu gösterişli ama zevksiz döşenmiş bir dekor. Kişiliksizliği belirgin bu odada hiçbir eşya yerinden oynatılamaz izlenimi verir. Dışarının gürültüsüne, yağmuruna ve fırtınasına karşı iyi korunmuş bir ev olarak gösterilir. Karakterler 1. Kadın, 2. Kadın ve 3. Kadın olmak üzere isimsiz, orta sınıf figürden oluşur. 2.ve 3. Kadın 1. Kadının evine konuk olarak gelirler. Sohbetleri sahip oldukları mal mülk üzerinden birbirlerine hava atma eylemindedir. 2. Kadın acele acele yün örmekte, 3.Kadın, boncuktan bir çanta işlemektedir çay içip, dedikodu yapıp birbirlerini yarıştırırlar. 
    Bu kadınlar oldukça gösterişe meraklıdırlar. Kadınlar radyodan duydukları haberle; bazı soyguncuların bankayla, bir dükkân soyarak kaçmış olduklarını öğrenir ve sahip olduklarına saldırıp onlara zarar vereceklerini düşünerek telaşa kapılırlar. Dışarıdan da ara sıra eylem sesleri, patlamalar ve bağırış sesleri gelmektedir. Kapı çalar soyguncuların geldiğini düşünüp kapıyı açmazlar, kapı oyun boyunca arada sırada çalınıp durur ama kadınlar tarafından hiçbir zaman açılmayacaktır. Oyunda kadınlar savaşları, yıkımları doğrudan yaşamazlar ama onların sonuçlarını gündelik hayatlarında endişe, panik ve korku olarak yaşarlar. Bastırılan duyguların bedensel olarak dışa vurulur. Mesela 1.Kdın sürekli tıksırır bunun anlamı; olaylarla yüzleşmediğinden sustuğundan tıksırık olarak bedenine yansır. Dönemin insanının pasif ve tepkisiz halini temsil eder. Onun için tıksırmak bilinçli değil istemsizce gerçekleşir. 2.Kadın ağlamaklı konuşur bu onun yas hali içinde olduğunu ondaki kolektif travmayı temsil eder. Çaresizliği, güçsüz ve korunmasız hissettiğini gösterir. Aslında gerçekten ağlamaz eyleme dönüşmeyen bir acıyı gösterir. 3.Kadında her kurduğu cümlenin sonunda kıkırdayıp güler. Onun gülmesi aslında onun savunma mekanizmasıdır; gerçekliği ciddiye almadığını, tehlikeyi küçümsediğini, korkuyla dalga geçtiğini gösterir. Kaosun gerçekliliğiyle yüzleşmemek için yüzeysel neşeye sığınır. Bu aslında modern insanın bir kaçış stratejisidir. Karakterler birbirleriyle gerçek bir iletişim kuramaz evet konuşurlar ama anlaşamazlar. Kimse kimseyi gerçekten dinlemez. İnsan hem kendine hem topluma yabancılaşmıştır. Adalet Ağaoğlu, diğer oyunlarında olduğu gibi Kozalar oyununda da dramaturgisini, seyircinin ilgisini sonuca yönelik tutan klasik dram kurgusunun aksine, nedene yönelik 27 bir eylem kurgusu ile gerçekleştirir. Bu açıdan Kozalar oyunu konu ve düşünce bakımından epik tiyatronun izlerini de taşır. Kozalar oyununda her ne kadar absürt öğeler kullanılmış olsa da tür olarak absürt bir oyun denilemez. Oyunun konusu trajik olmasına rağmen, oyun kişileri ne bir tanrısal kahraman ne de soylu kişilerden oluşmaktadır. Oyun, günlük hayatta her zaman görülebilecek sıradan burjuva kadınlarının yaşayışlarını, kayıtsızlıklarını ve karakterlerindeki gülünçlükleri sergileyen komik diyaloglardan oluşmuştur. Toplumsal bir sorunun işlendiği bu oyunda geçen komik diyaloglar, seyirciyi güldürürken aynı zamanda düşündürür. Oyunda, toplumsal sorunlara kayıtsız olan bireyler, absürt tiyatronun biçimsel özellikleri kullanılarak eleştirilmiştir. Bireysel ve toplumsal olaylar, komik bir üslupla yazılarak, trajik olan oyun konusu, komik ve absürt öğelerle zenginleştirilmiş ve trajikomik bir oyun olarak seyirciye/okuyucuya sunulmuştur. 


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.