Sevgili Kızım,
Beni uzun zamandır bekletiyorsun. Söz verdiğin günün üzerinden çok zaman geçti ama sen hâlâ yoksun. Tarağın, üzerindeki birkaç kırık saç teliyle aynanın önünde olduğu gibi duruyor. Elbiseni yıkadım, ütüledim; kırışmasın diye boylu boyunca yatağa serdim. Mis gibi kokuyor şimdi. Sanki üzerindeki çiçekler canlanmış da etrafa koku saçıyormuş gibi. En son beraber gittiğimiz tatil köyünde senin için aldığım bileklikleri de yanına koydum. Elbiseni giyerken onları muhakkak fark edersin.
Ayakkabıların biraz eskimiş gibi; ikisinin de ön tarafında renk atmış. Dönünce sana yeni bir tane alalım. Uzun zaman oldu kızım… Ayakların büyümüştür, boyun uzamıştır; belki el bileklerin bile kalınlaşmıştır. Sen bir dön, gerekirse her şeyin en yenisini, en iyisini alırız.
Dön benim güzel kızım, dön ki babanı bu karanlık duvarların arasında bırakma; yine evin etrafı kopmuş saç telleriyle dolsun, o güzel sesin evin içinde yeniden yankılansın, o tuhaf kitapları sesli okuyuşunu bir kez daha duyayım.
Şimdi seninle birlikte çektirdiğimiz son fotoğraf karesine bakıyorum da… Ben boşuna ütülemişim bu elbiseyi. Biz gitmişiz, yokuz, değişmişiz. Ne benim sırtıma inen saçlarım var artık ne de senin rengârenk balonların. Bazen düşünüyorum da canımın içi, uzaklaşmak için olduğun yerden kalkıp gitmene gerek yokmuş; zaman zaten seni alıp çok uzaklara götürüyormuş. Ben de ayrılmışım. Meğer ben de kapıyı çekip çıkmışım, sana boşuna sitem etmişim bunca zaman.
Olur da bir gün elbiseni yıkayıp ütüleyecek takatim kalmazsa, ne olur bana kızma. Bu, sana olan hasretimin bittiği anlamına gelmiyor. Ancak biliyorsun ki uzaklaşmaya devam ediyorum ve gücüm de zamanla tükeniyor.
Dön benim güzel kızım. Söz veriyorum; sana o sıkıcı masallardan anlatmayacağım, yemek yerken ağzımı şapırdatmayacağım. İstediğin zaman dışarı çıkmana da izin vereceğim. Tek istediğim, uzaklaşmam bitip yamaçların kenarına ulaştığımda yanımda olman. Bana yükseklik korkumu, dalgaların coşkun sesini, rüzgârın yüzüme tokat gibi çarptırdığı yağmur damlalarının şiddetini unutturacak tek şey senin o güzel yüzün.
Uzaklardan bir ses geliyor kızım.
Hangisi sen, hangisi dalga… artık ayırt edemiyorum...



beklemek ağır bir iştir kIzım zaman pas tutar kapı kollarında insan zamAnla anlar gitmenin ne olduğunu kalanların değil, gidenlerin öğrettiğiyle hayat dediğin şey eksilerek çoğalır varlık da yokluk da aynı çizgide