Eğer bugünü kurtarabileceğimi bilseydim içtiğim her sigara için bir ağaç dikerdim. Ayakta işemeyi bırakırdım, küfretmeyi de öyle. Ayaklarım kanayana kadar yürür ve beynim kanayana kadar düşünürdüm. Bir gün daha kurtarabileceğimi bilseydim eğer kardeşime bağırmazdım, kendime de öyle. Kaybettiğim her yarışma için kendime dondurma ısmarlardım. Asla, asla ama asla yalan söylemezdim. Gerçeğin elinin ağır olduğunu bilsem bile, o tokatı yediğimde diğer yanağımı çevirirdim. Kedilerle bakışma yarışmasına girer, kaybetseler dahi onlara mama ısmarlardım, veya onları hiç sevmesem bile. Bir şeyde iyi olmaya çalışmak yerine sadece olmayı denerdim. Daha az kıravat takar, bahislerimi hep ayağı kırık olan atlara oynar ve vurulmadıkları her gün için bir havuç yer, vurulan her at için bir damla gözyaşı dökerdim. Evimdeki tüm ampülleri patlatır, yerlerine mumlar yakardım. Platon’un mağarasında değil, kendi mağaramdaki ateşte gölgeden kelebekler yaparak yaşlanmak isterdim. İçimdekilerden kaçmaz, onları soğuk okyanus sularında boğmaya çalışmaz, Roma alevleri gibi su üstünde yanışlarını izlemeyi tercih ederdim. Sevdiğim biriyle geçirdiğim anları yakalar “bir sonraki” seferini düşünmezdim. Altı ayda üç kitap yazar, ikisinin geliriyle tüm askerlere bira ısmarlardım, kalan bir kitabın geliriyle de yorgunluğuma iyi gelecek ne varsa onu. Kalbimin sesini dinlediğim her an için kenara bir lira atar, sonra tüm o parayla tüm hayal gücümü satın alırdım. Kendime gelmeye çabalamazdım, sadece kendimden gitmemeyi denerdim, ne olursa olsun.



Yorum Bırakın