Ayris: 'Kimse Dışını Beğenmediğinin İçini Merak Etmez' #Röportaj

Ayris: 'Kimse Dışını Beğenmediğinin İçini Merak Etmez' #Röportaj
  • 0
    0
    0
    0
  • Herkese merhaba. Umarım iyisinizdir. Biliyorsunuz, uzun zamandır bağımsız sahneye alan açmaya, seslerini duyurmaya çalışıyorum. Bu proje üzerine de gerçekten çok kafa yoruyorum. Malum; ülkemizde bağımsız bir sesin görünür olması artık oldukça 'pahalı' bir iş haline geldi. Umarım bu çabalarım, bu duvarları yıkıp amacına ulaşır.

    2026 yılı da artık yavaş yavaş sıradanlaşmaya başladı. Bizim için tempo çok yüksek; her gün 'daha başka ne yapabiliriz?', 'nasıl daha iyi oluruz?' diye düşünmekten bazen ben de bıktım ama gerçekten çok çalışıyoruz.

    Bugün sahne adıyla Ayris, gündelik adıyla da Tuğberk olan harika bir isimle bir araya geldim. Röportaj boyunca ve sonrasındaki sohbetimizde de çok güzel fikir alışverişinde bulunduk. Kendisi, iyi yerlere gelmesini gerçekten çok istediğim isimler listesinde. Şimdi lafı daha fazla uzatmadan sizi röportaja bırakıyorum.

    Öncelikle Ayris projesi nasıl doğdu? Müzik yolculuğunuz nasıl başladı?

    Ayris, profesyonel bir projeye dönüşmeden önce benim için uzun yıllar çok ciddi bir hobi gibiydi. Klişe olacak ama çocukluğumdan hatta bebekliğimden beri müziğe hep yakındım; hayatımın her döneminde bir şekilde vardı. Psikolojik olarak da bana iyi geldiğini düşünüyorum. Çünkü özellikle duygusal konularda, hissettiklerimi konuşarak anlatabilen bir insan hiç olamadım. Müzik çoğu zaman benim yerime konuştu diyebilirim; bazen bir sözle, bazen de sadece bir melodinin hissiyle.

    İlk gitarımı 2013’te aldım. O günden beri de hep bir şeyler çalıp kaydettim ama açıkçası bunları bir gün insanlarla paylaşmak gibi bir fikrim pek yoktu. Mesela “Gece Rüyamı Süslersin”in nakaratını 2017’de bir parkta telefonuma kaydetmiştim; yıllar geçmesine rağmen hâlâ aynı şekilde duruyor ki 2017’de nasıl kaydettiysem 2025 yılında hiç değiştirmeden nakaratı paylaştım.

    Müzik yolculuğumun Ayris’e dönüşmesi ise daha net şekilde 2023’te oldu. O zamana kadar “müzisyen olayım” diye düşünmüyordum. Daha çok yaşadığım hayata, topluma, dünyaya idealist bir açıdan bakıp “her şeyi değiştirebilirim” inancıyla hareket ediyordum. Bir anlamda kendimi Don Kişot gibi hissediyordum; rüzgâr değirmenlerine saldırır gibi, her şeye tek başıma yetişebileceğime, her şeyi düzeltebileceğime inanıyordum. Sonrasında yaşadığım bazı aksilikler, bunun hem yorucu hem de gerçekçi olmayan bir tarafı olduğunu fark ettirdi. Enerjimi ve önceliklerimi yeniden düşündüm, ilk dinleyicim ve benden daha yetenekli olan kardeşimin de genel olarak olumlu yorumlarından sonra bu konuyu aileme bahsettim. En başta onaylamamalarına rağmen sağ olsunlar bana hiç engel olmadılar. Artıları ve eksilerini çok iyi düşünüp ona uygun karar vermemi istediler ki gayet anlayışla karşıladım çünkü her anne ve baba çocuklarının kendi ayaklarının üstünde durup hayatlarını garanti altına almasını isterler. Yaşanan bu sürecin sonunda kendi hayallerimi daha ciddiye alıp bu tarafa emek vermeye karar verdim. Ayris de aslında bu kırılmadan sonra daha bilinçli şekilde doğdu. 

    Tabii bu yola girince bazı şeyleri sıfırdan öğrenmem gerekiyordu. Siyaset bilimi mezunuydum ve müzikle ilgili bir eğitimim yoktu. Şarkı söyleme tarafında kendimi geliştirmek için önce sanatçı ve akrabam olan Esra Sezer’le konuştum. O da beni Fatma Karaca Can hocama yönlendirdi; böylece şan derslerine başladım.

    Bestelerimi daha “oturmuş” bir forma sokma aşamasında da epey zorlandım; çünkü yapmak istediklerim biraz deneyseldi. Birkaç denemeden sonra, çok sevdiğim bir büyüğüm vesilesiyle Işıtan Sönmez’le, onun yönlendirmesiyle de Cem İnce’yle tanışma şansım oldu. Deaf Müzik çatısı altında işlerin şekillenmesi de bu süreçte başladı. Benim için kıymetli bir öğrenme alanı oldu; hâlâ da öğrenmeye devam ediyorum. Hepsine buradan selam ve saygılarımı gönderiyorum.

    Müziğinizi hiç dinlememiş birine tarzınızı kısaca nasıl tarif edersiniz?

    Ben genelde tarzı çok “tarif ederek” anlatmaktansa, biraz dinleyenin kendi hissine bırakmayı seviyorum. Çünkü yaptığım müzik yer yer deneysel bir yerde duruyor ve Türkiye’de çok sık karşılaşılan bir çizgi değil. Yine de en basit haliyle; sert, hareketli, melodik ve duygulu diyebilirim.

    Bunu yakalamak için de bazı bileşenleri özellikle ön plana alıyorum: Gitarda blues etkilerini daha sert bir yapıya taşıyorum. Klavyeyi sadece destek değil, bazen şarkının ana taşıyıcısı gibi kullanıyorum. Bas gitarda da daha özgür, yer yer funk’a yaklaşan bir akış seviyorum. Davulları güçlü ve coşkulu tutmayı tercih ediyorum. En sonunda da bütün bunları bazen yumuşak, bazen sert, çoğu zaman da biraz “kirli” denebilecek bir vokalle birleştiriyorum. Amacım; enerjiyi, duyguyu ve anlatımı olabildiğince net geçirebilmek.

    Beni en çok mutlu eden geri dönüşler de şu oluyor: Rock dinleyenler de dinlemeyenler de “alışılmış kalıba benzemiyor” deyip yine de dinlenebilir buluyor. Hatta hiç rock dinlememiş insanların bile zamanla alışıp sevmeye başlaması benim için çok değerli. Çünkü yeni bir şeye alışmak bazen zaman istiyor.

    Şarkılarınızı hazırlarken nasıl bir yol izliyorsunuz? Önce sözler mi çıkıyor yoksa melodi mi?

    Eskiden “İlham gelmeden üretemiyorum” cümlesi bana biraz klişe gelirdi. Ama şunu öğrendim: Sadece “hadi üreteyim” diye oturunca bende genelde bir şey çıkmıyor. Ben hiç öyle oturup melodi, riff ya da söz yazabilen biri olmadım. Buna karşılık en alakasız anlarda çok iyi fikirler gelebiliyor. Mesela “Güzel ve Tehlikeli”nin riffi merdiven çıkarken; “Kelebek”in melodisi asansördeyken aklıma gelmişti. O an da işi gücü bırakıp kaydetmeye koştuğum oldu.

    Benim üretim sürecim genelde şöyle ilerliyor: Önce bir duygu geliyor. Gitar ya da klavyede bir melodi/riff buluyorum. Onu hızlıca bir demo haline getiriyorum. Sonra o demo bende ne bırakıyor, ne hissettiriyor diye bir süre üzerinde düşünüyorum. Hislerim netleşince söz kısmına geçiyorum.

    Söz yazarken de herkesin sürekli konuştuğu konular yerine, insanların çoğu zaman konuşmadığı ama içinde yaşadığı hislere dokunmaya çalışıyorum. Çünkü bu ülkede klasik aşk acısından daha büyük meseleler var; toplumsal olanlar, psikolojik olanlar… İlk şarkılarımda da romantizmi biraz “abartılı” bir yerden ele alıp, aslında insanı yıpratan tarafını göstermeye çalıştım.

    Örneğin “Tanrıçam”da nakarattaki “Senden yarattım Tanrı / Ederim ibadet / Tanrıçam haydi gel / Ruhumu var et” dizeleri, aşkın karşısındakini ilahlaştırıp insanı tüketen ve bağımlı hale getiren yönünü temsil ediyordu. “Güzel ve Tehlikeli”de ise kaygılı bağlanan ve devamında bu hisleri basitleştirip ondan kaçmaya çalışan bir insanın hikâyesini anlatmaya çalıştım; zaten ilk verse ile son verse arasındaki fark da bunun için vardı. “Gece Rüyamı Süslersin”de de aşkı, kendini yakacak kadar bağımlılık gibi; hatta bile bile yok olmaya yaklaşan bir ruh hâli üzerinden anlattım.

    Müziğiniz kadar tarzınıza ve görselliğe de önem veriyorsunuz. Sizin için görüntü müziğin ne kadar parçası?

    Bence müzikle birlikte sahne, görsel kimlik ve şov uzun zamandır işin önemli bir parçası. Hatta bugün bazı alanlarda görselliğin daha öne çıktığını bile görüyoruz. Geçmişe baktığımızda da Elvis Presley, Michael Jackson, Freddie Mercury gibi isimlerin hepsinin sahnede kendine özgü bir dili, imza olan hareketleri vardı.

    Benim için bu taraf biraz daha önemli çünkü Türkiye’de dinlenme açısından en “popüler” alanda üretim yapmıyorum. İnsanların merak edip yaklaşması için ilk temas bazen görsel taraf olabiliyor. Bu yüzden “güzel-çirkin” meselesinden ziyade, daha çok akılda kalan ve dikkat çeken bir duruşun önemli olduğunu düşünüyorum. Gerçekçi ve dürüst olmak gerekirse kimse dışını beğenmediğinin içini merak etmez.  Ama tabii görsel tek başına yetmez; onu müzikle ve anlatıyla desteklemek gerekiyor.

    Ben işin tamamını bir bütün gibi görüyorum: içerik, onu taşıyan müzik, görsel dünya ve sahne… Hepsi birbirini tamamlayınca performansın dili de netleşiyor. 

    Yakın zamanda bizleri bekleyen yeni şarkılar veya konser planları var mı?

    Şu sıralar 2026 Şubat’ı ya da 2026 Mart başı gibi yayımlamayı hedeflediğimiz, yedi şarkıdan oluşacak “Meretrix” albümü üzerinde çalışıyoruz. Önceki işlere göre daha kompakt ve bütünlüklü bir yapısı var; bunda Cem İnce’nin dokunuşlarının da etkisi büyük. Albümde bağlanma sorunları, sosyolojik meseleler ve toplum baskısı gibi konuları Ayris’in gözünden ele almaya çalışıyoruz.

    Devamında da çok yetenekli ve tecrübeli isimlerle iletişim hâlindeyiz. Yakın zamanda sahne tarafını da başlatıp dinleyicilerimize eğlenceli, hareketli ama duygusu da olan bir deneyim yaşatmak istiyoruz.

    Bizi dinleyen ve dinleyecek olan herkese çok teşekkürler. Konserlerde görüşmek üzere.  Ayris’ten sevgiler. 


    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.