Mutluluk, insan hayatının en çok arzulanan ama en zor tanımlanan kavramlarından birisidir. Kimileri onu sahip olunan maddi imkânlarla, kimileri sosyal ya da duygusal ilişkilerle, kimileri ise iç huzurla ilişkilendirir. “Mutluluk tercih midir?” sorusu ise tek bir cevabı olmayan, derin düşünmeyi gerektiren bir sorudur. Ancak genel olarak bakıldığında mutluluğun hem bizim kontrolümüzde olan hem de olmayan yönleri olduğu söylenebilir.
Bu konu yüzyıllardır filozofların, yazarların ve düşünürlerin üzerinde durduğu en önemli konulardan birisi olmuştur. Haliyle ‘Mutluluk tercih midir?’ sorusu da düşünce tarihini uzun süre meşgul etmiştir. Aristoteles, mutluluğu “insanın kendini gerçekleştirmesi” olarak tanımlarken, Epiktetos ise “İnsanı mutsuz eden olaylar değil, o olaylara yüklediği anlamlardır.” diyerek bakış açısı ve yaklaşımın önemini vurgulamıştır.
Mutluluk ile beklenti arasında güçlü ve hassas bir ilişki vardır. Mutluluk çoğu zaman beklenti ile doğru orantılıdır. Örnek verecek olursak, orta seviye bir araba alan bir kişi sonunda araba aldım diye sevinirken başka bir kişi aynı olay için ‘Neden daha yüksek modelli bir arabam yok!’ diyerek hayıflanabilir. Mutluluk ile insanın sürekli daha fazlasını istemesi arasında çok güçlü bir ilişki vardır. Hatta birçok düşünür, mutsuzluğun temel nedenlerinden birinin bu “daha fazlası” arzusu olduğunu söyler. Schopenhauer, “İnsan, sahip olduklarını değil, sahip olmadıklarını düşünür.” diyerek insan doğasının eksik olana odaklanma eğilimini vurgular. Bu durum, elde edilenlerin değerini azaltır ve kişiyi sürekli bir tatminsizlik döngüsüne sokar. Bu cümlelerden beklentisiz olmalıyız sonucunu çıkarmamalıyız. Olanı olduğu gibi kabul edebilme olgunluğuna sahip olmak önemli bir faktördür. Elbette hayatta beklentilerimiz olmalı ancak beklentiler kontrol edilmediği zaman mutluluğu erteler, dengelendiğinde ise insanın sahip olduklarını fark etmesini sağlar. Bir diğer etken ise hedefler diyebiliriz. Hayatta hedefi kalmayan bir bireyin mutlu olma ihtimali daha düşüktür.
Gerçekten de mutluluk çoğu zaman bir bakış açısı meselesidir. Viktor Frankl, “İnsanın elinden her şey alınabilir; ancak son özgürlüğü, koşullar ne olursa olsun tutumunu seçme özgürlüğüdür.” der. Bu ifade, mutluluğun dış şartlardan çok, kişinin olaylara karşı geliştirdiği tavırla ilişkili olduğunu açıkça ortaya koyar. Zorluklar karşısında umutlu kalabilmek, küçük şeylerden sevinç duyabilmek ve sahip olduklarına şükredebilmek bilinçli tercihlerdir. Bir yönüyle mutluluk gerçekten bir tercihtir. Çünkü yaşadığımız olaylardan çok, o olayları nasıl yorumladığımız ruh hâlimizi belirler. Aynı zorlukla karşılaşan iki insandan biri umudunu korurken diğeri umutsuzluğa kapılabilir. Buradaki fark, olayın kendisinden ziyade kişinin bakış açısıdır. Şükretmek, kıyas yapmamak, küçük şeylerden keyif almayı öğrenmek ve olumsuzluklara rağmen olumlu yönleri görebilmek bilinçli bir zihinsel tercihtir.
Ancak mutluluğun tamamen bireysel bir seçim olduğunu söylemek de eksik olur. Çünkü insan ruh halini negatif etkileyen bariz sebepler de vardır. Sağlık sorunları, ekonomik zorluklar, ailevi problemler, doğal afetler veya yaşanılan çevre gibi etkenler insanın ruh hâlini doğrudan etkileyebilir. Bu tür durumlarda kişinin her zaman mutlu olmayı seçmesi kolay değildir. Bu nedenle mutluluğu sadece istemekle elde edilebilecek bir durum olarak görmek gerçekçi olmayabilir.
Sonuç olarak sahip olduklarımızdan çok, ne kadarına ihtiyaç duyduğumuzu bilmekle ilgilidir. Sürekli daha fazlasını istemek, insanı geleceğe kilitler; oysa mutluluk çoğunlukla şu anda ve elde olanda gizlidir. Bu nedenle, istekleri yönetebilmek, mutluluğu koruyabilmenin en önemli yollarından biridir. Mutluluk ne tamamen kaderdir ne de tamamen tesadüftür. Konfüçyüs’ün “Mutluluk, sahip olduklarının farkına varmaktır.” sözü de bunu destekler. İnsan, şartlarını her zaman değiştiremese bile, onlara bakışını değiştirebilir. Bu nedenle mutluluğun önemli bir kısmı, insanın bilinçli tercihlerine ve tutumuna bağlıdır. Mutluluk sizinle olsun.



Yorum Bırakın