Pek öyle entelektüel bir nefesle dolaşamam bu satırlarda bilenler bilir. Bu yüzden hissedebilenlerin türküsünü çalmak dışında bir saik gütmedim hiçbir vakit. Gayet de işe yarar bir his ki kimseden zararını görmemişimdir. Gülsem de kızsam da beni taşıyor bu yüzden yazdıklarım. Bundandır ara sokaklarında gezerken şehrin; türlü anları kafama kazıyan bir sanatçının filmini izlediğimde de hissedebilenler kervanına katılınca yazmazsam kusur ederim sanırım.
Koca koca şehirlerin altında kalan; güzellemesini her türlü entelektüele kaptırıp kendine yine açlığın, hüznün, kanın gözyaşının sefaleti kalan sokakların içine düştüğü karanlığı kabullenmeyen birisi Gazapizm. En çok bu yanını seviyorum zaten. "Sen o çizilen sınırda kal" diyen kim varsa cesurca üzerine yürüyen bir bağırış var hep şarkılarında.
Bu yüzden dinliyorum. Sokakta dilenen, cam silmek için araba önüne atlayan birini görünce üzülen değil "Ulan neden?" sorusunu sormadıkça üzülmenin faydası olmayacak biliyorum. Ve bu yüzden; üzülmüyor, öfkeleniyorum. Sofralarının sahte gülüşlerle dolup taştığı; hislerin değil hissenin paye kaptığı ve kim olduğunun değil "Ne kadar" olduğu azınlıkların; görmezden geldikleri bir yığın insanı bir de bu insanları bıraktıkları kavgayla, kanla, türlü birbirine çelme takmalarla ve ekmek için dolanmakla samimiyet resmi altında imrendirip göbek şişirmelerine fena halde öfkeleniyorum.
Mezarlarında gezerdim eskiden şehrin. Hala da öyle korkularım yoktur ölenlere karşı. Çünkü bir zamanlar sevdiğimiz nice insan; birdenbire ölüp gittiler. Bu ölümlerden geriye de kavgalar, gürültüler ve unutulmuşluklar dışında miras kalmadı. Belki birkaç mal mülk gibi şeyler haricinde. İşte bu yüzden içten içe suskunlaştırdı benliğimi bu hayatın işleyen zamanları. Sahte gülüşlerine ve pohpohlanmış sofralarına tamah etmemek gibi bir yetenek eklendi ceplerime. Şimdiyse yalnızca karanlıklaşıyorum.
İstanbul'daki ilk yıllarımda tüm sokaklarını arşınladım yürümeyi sevdiğimden. Yüzlerine baktım insanların. Çiçek satanını da izledim, yaşamdan delirircesine korkanı da... Aç ama özgür olduğunu sanılarak güzellenen ama daima kendi makus talihine hapsolması emrolunmuş çocukları da... Bu yüzden sevdiklerime sığındım. Halen beni karanlıkta kalmaktan koruyabilenlere güldüm, onlarla üzüldüm, dertlerimi döktüm. Öyle sanmak gibi bir hataya düştüğümdeyse artık anlaşılmak değildi derdim. Benden geriye tek kalan his, bir dolu öfkeyle bezeliydi.
Sonra dedem geldi. Bu yüzden çok iyi anlıyorum onca yolu aşarak; kendisini koruması için verilen tuzunu kaybeden bir çocuk gibi eve döneni. Karanlık dünyada türlü kavgaya karışsan da gün sonunda saflığa yanaşabildiğin o vakti. Bir gün; göğü delen binalarının ara sokaklarında bunalmışken, belki de artık yollara savurulurken, gençliğine benzetilen dedeme açtığım telefonla, yutkundukça yumruğa dönüşen boğazımla bir anda köyün sıcak günlerine döndüğüm o vakitti. Nerede olsam tanırdım bu yüzden. Büyük kavgalara, duruşmalara, bağırışlara verdiğin o kısa ara.
Büyük kavgalarını verdiğimiz şehirde sahte dostluklara, yiten ancak belki benliğimi buluruz dediğimiz sevgililere sığınmaya çalışıyoruz. Ama bir gün sırtına çantanı atıp çıktığın o eve dönebilmekmiş asıl mesele. Evden gidebilen çok kişi tanıdım; evinden atılan, kaçan ve severek ayrılan. Ama evden gitmek değil; bu karanlık labirentin sokaklarında doğrusunu belleyerek evine dönebilen sayısı ne az bir bilseniz. Eve dönmeye çalışırken nefesinin yettiği durakta yığılıp kalanı tanırsınız bu yüzden gözlerinden. Gurbet yüreklerde nice insan.
Not: Herkes ulaşabilsin diye filmini popülerliğinden yararlanarak platformlara satmak (Bu arada herkesin popüler kültürün etinden sütünden faydalandığı bir ortamda satıp yoluna bakarak piyasadaki varlığına ekstralar katsa kimsenin edecek lafı olduğunu sanmam.) yerine herkese açık şekilde yayınlayan Gazapizm'in bu hareketi de sağlam deriz. Allah razı olsun.



Yorum Bırakın