Büyümek Değil, Dağılmayı Öğrenmek: Mitski - Puberty 2

Büyümek Değil, Dağılmayı Öğrenmek: Mitski - Puberty 2
1 Beğen
0 Yorum

Bazı albümler bir dönemi anlatmaz; bir ruh halini arşivler. Onları dinlediğinizde belirli bir yılı, bir akımı ya da bir müzik sahnesini değil, içinizde uzun zamandır ismini koyamadığınız bir hissi duyarsınız. Puberty 2 tam olarak böyle bir albüm. İlk dinleyişte sakin, hatta mesafeli görünen; fakat içine girdikçe insanın göğsünde genişleyen, açıklaması zor bir ağırlık bırakan bir kayıt.

2016’da yayımlanan Puberty 2, adından itibaren bir yanlış anlaşılmanın kapısını aralıyor. Çünkü burada anlatılan ergenlik biyolojik bir dönem değil. Bu, yetişkinliğin ortasında aniden başlayan ikinci bir kırılma. İnsan bazen büyüdükçe daha az değil, daha fazla yabancılaşıyor. Kendini tanıdığını sandığı bütün parçalar yer değiştiriyor; beden tanıdık ama huzursuz bir yere dönüşüyor, ilişkiler güven vermekten çok yoruyor ve ait olmak, doğal bir his olmaktan çıkıp sürekli peşinden koşulan kırılgan bir arzu haline geliyor.

Belki de bu yüzden Puberty 2 bir büyüme hikayesi anlatmıyor. Daha çok, büyümenin bazen çözülmek anlamına geldiğini kabul ediyor.

2010’ların indie sahnesi melankoliyle iç içe bir dönemdi. Kırık ilişkiler, lo-fi gitarlar, içe dönük sözler ve duygusal kırılganlık müziğin merkezine yerleşmişti. Fakat bu dönemin önemli bir kısmı hüznü zaman zaman estetik bir dekor gibi kullandı; acı güzel görünmesi gereken bir duyguya dönüştü. Puberty 2 ise bu estetiğin tam sınırında duruyor. Çünkü burada acı romantikleştirilmiyor. Şarkılar dramatik kahramanlıklar kurmuyor, yaraları parlatmıyor ya da dinleyiciyi büyük duygusal patlamalarla manipüle etmeye çalışmıyor. Bunun yerine daha zor bir şey yapıyor: duyguları oldukları hâlde bırakıyor.

Albüm boyunca karşılaşılan yalnızlık, yalnız kalmayı seven bir insanın huzurlu yalnızlığı değil. Daha çok kalabalıkların içinde taşınan, bazen açıklanması bile mümkün olmayan bir yabancılık hissi. Şarkılardaki karakterler seviyor, özlüyor, arzuluyor, kırılıyor; fakat bunların hiçbiri net cevaplara ulaşmıyor. Çünkü Mitski’nin dünyasında mesele çoğu zaman aşkın kendisi değil. Aşk, daha büyük bir boşluğun belirtisi gibi duruyor: görülme arzusu, kabul edilme ihtiyacı, insanın kendi bedenine ve kimliğine yerleşememesi.

Bu yüzden Puberty 2 yalnızca kalp kırıklıklarıyla ilgili bir albüm değil. Aynı zamanda bedenle kurulan huzursuz ilişkiyi, kadınlığın taşıdığı görünmez baskıları, kültürel aidiyetsizliği ve insanın kendi zihniyle sürdürdüğü sessiz pazarlıkları da anlatıyor. Şarkılar bazen bir sevgiliye yazılmış gibi başlıyor ama kısa süre içinde çok daha kişisel ve çok daha varoluşsal yerlere ulaşıyor. Çünkü burada kaybedilen şey yalnızca bir ilişki değil; bazen insanın kendisiyle kurduğu güven duygusu.

Albümün ses dünyası da tam olarak bu duygusal kırılmayı taşıyor. Yumuşak başlayan melodiler bir anda sert gitar duvarlarına dönüşüyor; sakinlik hissi distortion altında çatlıyor, şarkılar güvenli görünen alanları ansızın terk ediyor. Bu ani geçişler yalnızca müzikal tercih değil; albümün psikolojisinin bir parçası. Çünkü Puberty 2 boyunca duygular da böyle işliyor: bastırılıyor, saklanıyor ve tam kontrol altına alınmış gibi görünürken yüzeye vuruyor.

Belki de albümü bu kadar sarsıcı yapan şey tam olarak burada yatıyor. Puberty 2 bize nasıl iyileşeceğimizi söylemiyor. Bir çıkış yolu vadetmiyor, kişisel gelişim sloganları üretmiyor, yaraların sonunda anlamlı bir sonuca bağlanacağını iddia etmiyor. Bunun yerine çok daha dürüst bir yerde duruyor. Bazen insanın hayatındaki en büyük değişim toparlanmak değil, dağılmayı inkâr etmeyi bırakmak oluyor.

Ve Puberty 2 tam da bu anın albümü: insanın kendini kurtarmadan önce, kendi kırıklarıyla sessizce oturduğu o anın.

 

1. Happy

Bir albümün açılış parçası çoğu zaman dinleyiciyi içeri davet eder; Happy ise kapıyı aralayıp içerideki huzursuzluğu gösteriyor. Puberty 2’nin ilk şarkısı olan bu parça, isminin yarattığı beklentinin aksine mutluluğu kutlayan değil, onun geçiciliğiyle yüzleşen bir şarkı. Ve belki de tam bu yüzden albümün geri kalanı için kusursuz bir başlangıç.

Şarkı sakin ve neredeyse pastoral bir atmosferle açılıyor. Country dokuları taşıyan gitarlar, yumuşak ritim ve Mitski’nin kontrollü vokali ilk anda güvenli bir alan hissi yaratıyor. Ancak bu güven hissi uzun sürmüyor. Çünkü Happy’nin anlattığı dünya baştan sona kırılgan bir denge üzerine kurulu.

Mitski burada mutluluğu soyut bir duygu olmaktan çıkarıp fiziksel bir varlığa dönüştürüyor. Şarkıda “Happy” bir his değil; eve gelen, onunla zaman geçiren ve sonunda hiçbir açıklama yapmadan ayrılan bir misafir.

“Happy came to visit me / He bought cookies on the way…”

Bu satırlar ilk bakışta neredeyse sevimli bir gündeliklik taşıyor. Fakat tam da bu sıradanlık şarkıyı acı verici kılıyor. Çünkü Mitski mutluluğu büyük dramatik anlarda değil, hayatın küçük ve sıradan rahatlıklarında arıyor: birinin uğraması, kısa bir huzur hissi, geçici bir sıcaklık. Ve tam bu yüzden onun gidişi daha ağır hissediliyor.

Şarkının ilerleyişinde mutlulukla kurulan ilişki giderek romantik bir metafora dönüşüyor. Mitski, Happy’yi adeta sevgili gibi yazıyor. Geliyor, onunla vakit geçiriyor, tenine dokunuyor ve ardından gidiyor.

“Spent an hour on my skin…”

Bu satır önemli çünkü mutluluk burada zihinsel bir durum değil, bedensel bir deneyim olarak anlatılıyor. İyi hissetmek Mitski için düşünsel bir aydınlanma değil; bedende kısa süreliğine hissedilen, neredeyse fiziksel bir temas. Ve temasın doğasında olduğu gibi, o da kalıcı değil.

Şarkının asıl trajedisi ise mutluluğun gitmesinde değil, anlatıcının buna şaşırmamasında yatıyor.

“And then he left…”

Bu cümlede büyük bir dramatik patlama yok. Öfke yok, isyan yok, terk edilmenin teatral acısı yok. Sadece sessiz bir kabul var. Sanki bu hikaye daha önce defalarca yaşanmış gibi.

Belki de Happy’yi depresyon ya da duygusal dalgalanmalar yaşamış insanlar için bu kadar tanıdık yapan şey tam olarak bu. İnsan bazen kötü hissettiği için değil, iyi hissetmenin bile geçici olduğunu öğrendiği için yoruluyor. Mutluluğun gelişi umut yaratıyor ama aynı zamanda onun kaçınılmaz gidişini de beraberinde taşıyor. Böylece iyi hissetmek bile hafif bir kaygıyla yükleniyor.

Mitski’nin söz yazımında sık rastlanan bir özellik burada da beliriyor: duygular asla büyük açıklamalarla anlatılmıyor. Bunun yerine küçük görüntüler kullanılıyor. Kurabiye, ev, ten, ziyaret… Bu gündelik imgeler şarkıyı şiirsel olduğu kadar gerçek de kılıyor. Çünkü acı çoğu zaman büyük trajedilerde değil, tam da bu küçük anlarda hissediliyor.

Müzikal yapı da bu psikolojiyi destekliyor. Şarkının ilk yarısındaki kontrollü sakinlik, parçanın ortasında yerini sert ve kaotik gitar katmanlarına bırakıyor. Distortion bir anda yükseliyor; sanki bastırılmış her duygu yüzeye çıkıyor. Mitski’nin müziğinde bu ani ses değişimleri sık görülüyor ama Happy’de özellikle önemli bir işleve sahip. Çünkü şarkı tam da duygusal bastırmanın kırıldığı anda sertleşiyor.

Bu noktada Happy yalnızca bir açılış şarkısı olmaktan çıkıyor; albümün duygusal manifestosuna dönüşüyor. Puberty 2 boyunca karşılaşacağımız bütün meseleler burada embriyo halinde duruyor: geçicilik, yabancılaşma, bedensel huzursuzluk ve kaybetmenin sıradanlaşmış ağırlığı.

Ve şarkının sonunda geriye rahatlatici bir sonuç kalmıyor. Mitski mutluluğun geri döneceğini söylemiyor, acıyı anlamlı bir derse dönüştürmüyor. Sadece bazı hislerin hayatımıza uğrayıp gittiğini kabul ediyor.

Belki de Happy’nin en acı yanı tam burada saklı: bazen insan mutluluğu kaybetmez; onun kalamayacağını en başından beri bilir.

 

2. Dan the Dancer

Eğer Happy albümün kapısını aralayıp içerideki kırılganlığı gösteriyorsa, Dan the Dancer bu kırılganlığın bedenle karşılaştığı noktaya gidiyor. Puberty 2 burada duygusal bir yalnızlıktan çok daha fiziksel ve huzursuz bir alana geçiyor. Çünkü Mitski’nin dünyasında beden çoğu zaman güvenli bir ev değil; insanın içinde yaşamayı tam öğrenemediği bir yer.

Şarkının merkezinde Dan adında bir karakter var. Fakat Mitski’nin yazdığı karakterler hiçbir zaman yalnızca kendileri değildir. Onlar çoğu zaman bastırılmış korkuların, toplumsal beklentilerin ya da insanın kendine bile söylemekte zorlandığı duyguların taşıyıcısı haline gelir. Dan de tam olarak böyle biri.

İlk bakışta şarkı, dans etmeyi seven çekingen bir adamın hikayesi gibi duruyor. Ama Mitski burada biyografik bir portre çizmekten çok, yakınlığın yarattığı kırılganlığı inceliyor. Dan’in dans etmesi önemli; çünkü dans normalde özgürlüğün, bedenle barışmanın ve hareketin sembolü gibi düşünülür. Oysa bu şarkıda dans tam tersine bir saklanma biçimine dönüşüyor.

“Dan had very long limbs / From leading day to day…”

Mitski karakterini büyük dramatik tanımlarla değil, bedensel ayrıntılarla kuruyor. Uzun uzuvlar, hareket, fiziksel varlık… Dan önce bedeniyle tanıtılıyor. Çünkü bu şarkının temel meselesi zihinden çok beden.

Ve sonra o unutulmaz satır geliyor:

“He liked her more than life itself…”

Bu cümle ilk anda romantik gibi okunabilir. Fakat Mitski’de sevgi çoğu zaman romantik huzur getiren bir duygu değil. Tam tersine, insanı savunmasız bırakan bir yoğunluk. Dan’in sevgisi güven veren değil; onu kendi içine sıkıştıran, kendini yeterli hissetmesini zorlaştıran bir ağırlık gibi duruyor.

Şarkının en dokunaklı taraflarından biri de burada başlıyor. Çünkü Dan the Dancer, arzu hakkında yazılmış olmasına rağmen seksi ya da yakınlığı idealize etmiyor. Mitski bunun yerine utancı anlatıyor.

“He would never tell you / That he could not dance…”

Bu satır şarkının anahtarlarından biri. Çünkü mesele gerçekten dans edip edememesi değil. Dan’in sakladığı şey yetersizlik hissi. İnsanların ondan beklediği performansı gösterememe korkusu.

Burada dans, yalnızca fiziksel bir eylem olmaktan çıkıp daha geniş bir metafora dönüşüyor. Toplumun insanlardan beklediği bütün performansları temsil ediyor: güçlü görünmek, deneyimli olmak, korkusuz olmak, arzuyu doğru yaşamak, bedeni doğru taşımak.

Ve Mitski tam da bu noktada çok incelikli bir şey yapıyor. Dan’i yargılamıyor.

Şarkı kırılgan erkeklikle alay etmiyor, onu küçümsemiyor ya da karikatürize etmiyor. Bunun yerine Dan’i neredeyse şefkatle izliyor. Çünkü Mitski’nin ilgilendiği şey maskülenlikten çok insan kırılganlığı.

Parçanın ortalarında müzik de bu gerilimi taşımaya başlıyor. Başlangıçtaki kontrollü ritim dar bir alan hissi yaratıyor; sanki Dan kendi içine kapanmış gibi. Fakat gitarlar yükseldikçe şarkı büyüyor, sıkışmışlık fiziksel bir gerginliğe dönüşüyor. Mitski’nin distortion kullanımı burada yalnızca estetik değil; karakter psikolojisinin sesi gibi.

Ve sonra şarkı, Puberty 2’nin en mahrem anlarından birine ulaşıyor:

“He liked her more than life itself / I'm sure…”

Bu tekrar, romantik bir itiraftan çok kırılgan bir doğrulama gibi duyuluyor. Sanki anlatıcı bile bundan tamamen emin değil ama yine de Dan’in hislerinin ağırlığını inkâr edemiyor.

Belki de Dan the Dancer’ın asıl acısı burada yatıyor. Şarkı başarısız bir aşk hikayesi anlatmıyor; daha çok, yakın olmak istemekle yakınlığın gerektirdiği savunmasızlıktan korkmak arasındaki o ince boşluğu anlatıyor.

Ve bu, Puberty 2’nin merkezindeki duygulardan biri. Çünkü Mitski’nin karakterleri çoğu zaman sevgisiz oldukları için değil, sevilmenin ve görünür olmanın yarattığı korkuyla baş etmek zorunda oldukları için yalnızlar.

Bu yüzden Dan the Dancer, albümün en gürültülü şarkılarından biri olmasına rağmen aslında çok sessiz bir korkuyu anlatıyor: insanın en çok arzuladığı şey karşısında bile kendini eksik hissetmesi.

 

3. Once More to See You 

Puberty 2 boyunca Mitski yalnızlığı farklı yüzleriyle anlatıyor. Happy’de geçiciliğin hüznü vardı, Dan the Dancer ise beden ve kırılganlık üzerinden ilerliyordu. Once More to See You ise albümün en sessiz ama en ağır yaralarından birine dokunuyor: görünür olamayan sevgiye.

Bu şarkı ilk andan itibaren bir özlem hissi taşıyor. Fakat burada özlenen şey yalnızca bir insan değil; birlikte var olabilme ihtimali. Mitski’nin anlatıcısı seviyor, hatta hala sevmeye devam ediyor, fakat bu sevginin kamusal bir karşılığı yok. Şarkının içinde sürekli hissedilen bir perde var; ilişki sanki başından itibaren dünyanın bakışından korunmak, hatta saklanmak zorundaymış gibi.

Parça yumuşak gitarlarla ve neredeyse çekingen bir vokalle açılıyor. Mitski’nin sesi burada dramatik bir ağırlık taşımıyor; aksine fısıltıya yakın. Bu tercih önemli çünkü şarkının bütün psikolojisi görünmemek üzerine kurulu. Once More to See You bağırmıyor; kendi sesinden bile emin olmadan konuşuyor.

Daha ilk satırlarda bu gerilim beliriyor:

“In the rearview mirror / I saw the setting sun on your neck…”

Mitski yine büyük romantik imgelerden kaçıyor. Gün batımı, boyun, dikiz aynası… Bunlar sinematik ama aynı zamanda geçici görüntüler. Şarkı boyunca aşk, kalıcı bir ev değil; kaçıp kaybolan görüntüler dizisi gibi hissediliyor. Dikiz aynası imgesi özellikle etkileyici çünkü geçmişe ve geride bırakılana bakmayı çağrıştırıyor. Anlatıcı sevdiği kişiye doğrudan değil, dolaylı bir açıdan bakıyor. Aralarında fiziksel olduğu kadar duygusal bir mesafe de var.

Ve sonra şarkının kalbine ulaşan satırlar geliyor:

“If you would let me give you pinky promise kisses / Then I wouldn't have to scream your name atop of every roof in the city of my heart…”

Bu belki de Puberty 2’nin en acı romantik cümlelerinden biri.

İlk bölüm neredeyse çocukça bir hassasiyet taşıyor: “pinky promise kisses.” Küçük parmakla edilen sözler, çocukluk güveni, masumiyet… Mitski burada sevgiyi büyük dramatik jestlerle değil, küçücük bir yakınlık ihtiyacıyla anlatıyor. Ama hemen ardından gelen görüntü her şeyi değiştiriyor.

“…scream your name atop of every roof…”

Burada bastırılmışlık patlıyor.

Şarkının bütün gerilimi tam da bu iki duygu arasında sıkışıyor: sessiz kalmak zorunda olmak ve artık saklayamayacak kadar dolup taşmak.

City of my heart ifadesi de çok önemli. Mitski fiziksel şehirlerden değil, içsel bir coğrafyadan söz ediyor. Sevilen kişi kamusal dünyada görünmez olabilir ama anlatıcının zihninde ve kalbinde devasa bir yer kaplıyor. Böylece şarkı yalnızca gizli bir ilişkiyi değil, insanın içinde büyüyen ama dışarı çıkamayan duyguları anlatmaya başlıyor.

Bu yüzden Once More to See You çoğu zaman queer okumalara açık bir parça olarak görülse de, şarkının duygusal gücü yalnızca belirli bir ilişki biçiminden gelmiyor. Daha geniş bir şey anlatıyor: görünürlüğün eşit dağılmadığı sevgileri.

Bazı ilişkiler kolay yaşanır; dünyaya gösterilebilir, adlandırılabilir, onay alır. Bazılarıysa baştan itibaren gölgede kalır. Mitski tam da bu gölge hissini yazıyor. Sevgi burada özgürleştirici değil; sessizlikle birlikte taşınan bir yük.

Müzikal olarak da şarkı bunu destekliyor. Puberty 2’nin daha sert anlarının aksine burada gitarlar geri çekiliyor, ritim acele etmiyor. Şarkı neredeyse askıda duruyor. Bu belirsizlik hissi önemli çünkü anlatıcının duygusal durumu da çözülmüş değil. Şarkı bir kavuşmaya ya da ayrılığa varmıyor; yalnızca özlemin içinde dolaşıyor.

Ve belki de Once More to See You’yu bu kadar kırıcı yapan şey tam burada yatıyor. Mitski aşkın imkânsızlığını değil, görünmezliğini yazıyor. Çünkü bazen insan birini kaybettiği için acı çekmez. Bazen acı veren şey, o sevgiyi hiç tam anlamıyla yaşayamadığını hissetmektir. Şarkının adı da bu yüzden bu kadar hüzünlü: Once More to See You. Sonsuz bir beraberlik istemiyor. Büyük vaatler kurmuyor. Sadece bir kez daha görmek istiyor. Ve bazen en büyük yalnızlık, insanın istemeye cesaret edebildiği şeyin bile ne kadar küçük olduğunu fark etmesinde saklı oluyor.

 

4. Fireworks

Puberty 2 ilerledikçe Mitski’nin anlattığı duygular daha belirsiz, daha zor tarif edilir hale geliyor. Fireworks de tam olarak böyle bir şarkı. İlk bakışta bir ayrılık ya da kalp kırıklığı parçası gibi duyulabilir; fakat şarkının asıl ilgilendiği şey, acının kendisinden çok onun geride bıraktığı boşluk.

Albüm boyunca Mitski duyguları dramatik patlamalar halinde değil, bastırılmış ve gündelik halleriyle anlatıyor. Fireworks bunun en güçlü örneklerinden biri. Burada büyük yüzleşmeler, sinematik vedalar ya da acıyı romantikleştiren cümleler yok. Tam tersine, hayat devam ederken insanın içine yerleşen o sessiz kırıklığı anlatıyor.

Parça oldukça sade bir düzenlemeyle açılıyor. Davullar acele etmiyor, gitarlar geri planda kalıyor, Mitski’nin vokali ise neredeyse kendi içine konuşuyor gibi. Bu sakinlik ilk anda rahatlatıcı gelebilir ama aslında şarkının altında ciddi bir duygusal ağırlık var. Çünkü Fireworks, yasın gösterisiz tarafıyla ilgileniyor.

Ve sonra şarkının merkezindeki o cümle geliyor:

“One morning this sadness will fossilize…”

Belki de Puberty 2’nin en unutulmaz satırlarından biri.

Mitski burada üzüntüyü geçici bir duygu olarak değil, bedenin ve zihnin içinde kalıntıya dönüşen bir şey gibi yazıyor. Fossilize kelimesi özellikle çarpıcı; çünkü fosiller yok olmaz. Zamana karışır, şekil değiştirir ama varlıklarını sürdürürler. Bu da şarkının yas anlayışını açık ediyor.

Çoğu anlatıda iyileşmek, acıyı tamamen geride bırakmak gibi sunulur. Mitski ise daha farklı bir şey söylüyor: bazen acı gitmez. Sadece şekil değiştirir. Bu satırı takip eden bölüm de aynı derecede ağır:

“And I will forget how to cry…”

Buradaki unutmak iyileşmek değil. Daha çok duygunun sürekli tekrar edilmesiyle gelen bir hissizleşme. İnsan bazen acıyı atlattığı için değil, onu uzun süre taşıdığı için artık aynı şekilde hissedemez.

Fireworks’un en yıkıcı yanı tam da burada ortaya çıkıyor. Şarkı kalp kırıklığının ilk anlarıyla ilgilenmiyor. O büyük patlama zaten geride kalmış. Mitski onun sonrasını yazıyor; herkesin hayatına devam ettiği ama insanın içinde hala çözülmemiş bir şeylerin kaldığı dönemi.

Şarkının adı da bu yüzden ironik hissettiriyor. Havai fişekler normalde kutlamayı, parlaklığı ve geçici ihtişamı temsil eder. Gökyüzünü kısa süreliğine aydınlatırlar ve sonra kaybolurlar. Mitski ise bu imgeyi ters yüz ediyor. Burada havai fişekler coşkulu bir final değil; geçip gittikten sonra geriye kalan karanlığı hatırlatıyor.

Şarkının ilerleyen bölümlerinde vokalin giderek yükselmesi de çok önemli. Mitski başlangıçta duygularını kontrol ediyor gibi duyulurken, nakarat yaklaştıkça sesinde bastırılmış bir ağırlık beliriyor. Fakat bu yine de büyük bir dramatik çöküş değil. Daha çok insanın kendine bile tam itiraf edemediği bir kırgınlık. Ve sonra o satır geliyor:

“And I'll go to work and I'll go to sleep…”

Belki de şarkının en gerçek kısmı.

Çünkü Fireworks’un anlattığı yas, hayatı durduran bir acı değil. Tam tersine, hayat devam ederken taşınan bir acı. İnsan işe gider, yemek yer, mesajlara cevap verir, uyur; ama içindeki boşluk bunlarla aynı anda var olmayı sürdürür. Mitski acının en dramatik halini değil, en tanıdık halini yazıyor.

Belki de şarkı bu kadar vurucu çünkü hepimizin korktuğu o soruyu soruyor: Ya acı geçmezse?

Fakat Mitski’nin cevabı tamamen karamsar da değil. Çünkü şarkının altında ince bir kabul duygusu var. Fireworks bize unutmanın her zaman mümkün olmadığını ama yaşamanın yine de devam ettiğini hatırlatıyor. İyileşmek bazen her şeyi geride bırakmak değil; o kırık parçayla birlikte var olmayı öğrenmek olabilir.

Bu yüzden Fireworks, Puberty 2’nin en sessiz şarkılarından biri olsa da duygusal olarak en ağır anlarından biri. Büyük vedaların değil, insanın kendi içinde uzun süre yankılanan kayıpların şarkısı.

Ve tam bu kırılganlıktan sonra albüm Your Best American Girl ile yön değiştiriyor. Burada mesele artık yalnızca yas ya da özlem değil; aidiyet, kültürel yabancılık ve sevmenin bazen neden eksiklik hissiyle karıştığı oluyor. Bence albümün kalbindeki parçalardan biri tam da burası.

 

5. Your Best American Girl

Fireworks insanın içinde uzun süre kalan yasla ilgileniyordu. Your Best American Girl ise başka bir yaraya dokunuyor: ait olamama hissine. Albüm burada yalnızca romantik ilişkilerden değil, kimlikten, kültürel mesafeden ve insanın bazen sevdiği kişinin dünyasına bile tam olarak yerleşememesinden söz etmeye başlıyor.

Belki de bu yüzden Your Best American Girl, Puberty 2’nin yalnızca en popüler şarkılarından biri değil; aynı zamanda duygusal merkezlerinden biri.

Şarkı oldukça sakin başlıyor. Gitarlar yumuşak, Mitski’nin sesi kontrollü ve neredeyse kırılgan. İlk anlarda romantik bir itiraf şarkısı dinliyormuş hissi oluşuyor. Fakat Mitski’de sakinlik çoğu zaman güven anlamına gelmiyor. Tam tersine, yaklaşan kırılmanın habercisi oluyor. Ve daha ilk satırlarda bu kırılma kendini belli ediyor:

“If I could, I'd be your little spoon…”

Bu cümlede şaşırtıcı bir yumuşaklık var. Mitski burada sevgiyi büyük tutkularla değil, gündelik yakınlık arzusu üzerinden kuruyor. Küçük kaşık olmak istemek; korunmak, yaklaşmak, sıradan bir sevgi alanında var olmak istemek demek. Şarkının en acı taraflarından biri de burada başlıyor aslında. Çünkü anlatıcının istediği şey görkemli değil. Oldukça basit. Yakın olmak. Ama şarkı ilerledikçe bunun ne kadar zor olduğu ortaya çıkıyor.

“Your mother wouldn't approve of how my mother raised me…”

Belki de parçanın kalbini oluşturan satır bu. Mitski burada ilişkiyi yalnızca iki insan arasında kurmuyor. Aileler, kültür, yetiştirilme biçimleri ve görünmez toplumsal kodlar da ilişkinin içine dahil oluyor. Birini sevmek yetmiyor; bazen onun dünyasına ait görünmek de gerekiyor.

Şarkının ismi de bu yüzden çok önemli: Your Best American Girl.

Buradaki American yalnızca ulusal kimlikten ibaret değil. Daha geniş bir norm fikrini temsil ediyor. Toplumun ideal gördüğü, kolayca kabul edilen, "doğru" kadınlık biçimi gibi. Ve Mitski tam da bu idealin dışında kaldığını hissediyor.

“You're the sun, you've never seen the night / But you hear its song from the morning birds…”

Bu satırlar şarkının duygusal ağırlığını daha da büyütüyor. Mitski burada sevdiği kişiyi suçlamıyor. Bu önemli. Şarkıda öfke var ama nefret yok.

Sevilen kişi güneş gibi yazılıyor; karanlığı hiç yaşamamış, bazı kırılmaları hiç tanımamış biri. Ama bu saflık aynı zamanda aradaki mesafenin de kaynağı oluyor. Çünkü insan bazen birine kızdığı için değil, onun deneyimleyemediği şeyleri taşımak zorunda olduğu için yalnız hissediyor.

Şarkının en güçlü taraflarından biri tam da burada yatıyor: Your Best American Girl bir aşk başarısızlığı anlatmıyor. Daha çok, sevmenin her zaman eşit koşullarda yaşanmadığını anlatıyor.

Bazı insanlar bir ilişkiye yalnızca kendilerini getirir. Bazıları ise beraberinde geçmişini, ailesini, kültürünü ve görünmez savunma mekanizmalarını da taşır. Ve sonra o meşhur patlama geliyor. Şarkının ilk yarısındaki sakinlik bir anda sert gitarlarla parçalanıyor. Bu an yalnızca müzikal bir yükseliş değil; duygusal bir kırılma.

Mitski’nin distortion kullanımı burada özellikle sarsıcı çünkü bastırılan her duygu bir anda yüzeye çıkıyor. Şarkının başındaki çekingen anlatıcı artık içinden konuşmuyor; duvarları yıkıyor.

“Your mother wouldn't approve…” satırının ardından gelen bu gürültü, söylenemeyen her şeyin sesi gibi.

Belki de Your Best American Girl’ün bu kadar sevilen bir şarkı olmasının nedeni burada saklı. Çünkü anlattığı duygu çok tanıdık. İnsan bazen birini sever ama yine de onun hayatında yanlış ölçülerle yapılmış bir parça gibi hisseder. Fazla sessiz, fazla karmaşık, fazla yabancı ya da yalnızca "yeterince doğru" olmayan biri gibi. Mitski ise bu hissi dramatikleştirmiyor. Kendini trajik bir kurban haline getirmiyor. Bunun yerine çok daha dürüst bir yerde duruyor: sevmek her zaman ait hissettirmiyor. Ve belki de şarkının en yıkıcı yanı tam burada.

Your Best American Girl, reddedilmiş bir aşkın değil; insanın sevdiği dünyanın içinde bile bazen kendine yer bulamamasının şarkısı. Bu yüzden parça yalnızca romantik değil; aynı zamanda kimlikle ilgili. İnsan bazen bir ilişki içinde değil, kendi varlığında yabancı hissediyor.

Ve tam bu duygusal patlamadan sonra albüm I Bet on Losing Dogs ile daha da karanlık bir yere gidiyor. Burada Mitski artık ait olamamaktan değil; başından beri kaybedeceğini bildiği şeylere neden bağlandığımızdan söz ediyor. Bence albümün en kalp kırıcı parçalarından biri orası.

 

6. I Bet on Losing Dogs

Your Best American Girl aidiyet ve yabancılık üzerineydi; I Bet on Losing Dogs ise insanın kendisiyle ilgili daha sessiz ve daha karanlık bir gerçeğe bakıyor. Albüm burada artık dış dünyayla kurulan mesafeden çok, insanın kendi seçimleriyle olan ilişkisini konuşmaya başlıyor.

Şarkının adı ilk bakışta neredeyse kendini açıklıyor gibi: Kaybedecek köpeklere bahis oynarım. Fakat Mitski'nin dünyasında hiçbir cümle bu kadar basit değil.

Buradaki "losing dogs" yalnızca başarısız insanlar ya da kaybetmeye mahkum ilişkiler değil. Daha çok, başından beri sonunun iyi olmayacağını bildiğimiz halde bağlandığımız her şeyi temsil ediyor. İnsan bazen gerçekten umut ettiği için değil, kaybın tanıdıklığı güvenli geldiği için belirli döngülere geri dönüyor. Ve Mitski tam olarak bu psikolojiyi yazıyor.

Şarkı son derece sade bir düzenlemeyle açılıyor. Davullar geri planda, gitarlar yumuşak ve Mitski'nin vokali neredeyse uyurgezer bir dinginlik taşıyor. Bu sakinlik önemli çünkü parçanın anlattığı duygu dramatik bir çöküş değil. Daha çok yavaş ve bilinçli bir teslimiyet. Ve ardından o meşhur satır geliyor:

“I know they're losing and I pay for my place…”

Belki de şarkının bütün trajedisi bu cümlenin içinde saklı. Burada anlatıcı kandırılmıyor. Yanlış bir umudun peşinde değil. Tam tersine, kaybedeceğini biliyor. Ama yine de orada kalıyor. Bu, Mitski'nin söz yazımında sık karşılaşılan acı bir dürüstlük. Çünkü insan hayatındaki bazı kırılmalar yalnızca kötü şansın sonucu değil. Bazen insan kendisini inciteceğini bildiği yerlere de yöneliyor. Alışkanlıktan, yalnızlıktan, sevilme ihtiyacından ya da yalnızca başka bir ihtimali hayal etmek zor geldiği için.

Şarkının en sarsıcı taraflarından biri de tam burada ortaya çıkıyor: I Bet on Losing Dogs bir mağduriyet hikayesi değil. Anlatıcı olan biteni görüyor. Ve yine de kalıyor. Bu yüzden şarkının merkezinde yalnızca aşk yok. Daha geniş bir duygu var: duygusal kadercilik.

Bazı insanlar sevgiye umutla yaklaşır. Mitski'nin anlatıcısı ise sevginin içine daha baştan kırılgan bir kabulle giriyor. Sanki mutlu son ihtimalini kendine zaten hiç tam olarak layık görmemiş gibi.

Parçanın adı içindeki bahis metaforu da bu yüzden çok etkileyici. Bahis oynamak rastgele bir seçim değildir; risk almayı kabul etmektir. Mitski burada sevgiyi güvenli bir alan olarak değil, kaybı da içinde barındıran bir kumar gibi yazıyor. Ve sonra o satırlar geliyor:

“I always want you when I'm finally fine…”

Bu cümle şarkının psikolojik katmanını daha da derinleştiriyor. Çünkü burada özlem yalnızca sevilen kişiye yönelik değil. İyileşmeye karşı duyulan tuhaf bir direnç de var. İnsan bazen kendini iyi hissetmeye başladığında bile eski yaralara dönmek isteyebilir. Çünkü acı her ne kadar yorucu olsa da tanıdıktır. İyileşmek ise bazen bilinmeyen bir yere gitmek gibi hissettirir.

Mitski'nin vokali de tam bu duyguya hizmet ediyor. Şarkı boyunca sesi büyük bir dramatik yoğunluk taşımıyor; aksine sakin, neredeyse uyuşmuş gibi. Bu tercih çok önemli çünkü parçanın acısı bağıran bir acı değil. Daha çok içine çöken bir yorgunluk. Ve sonra şarkının belki de en unutulmaz anı geliyor:

“Will you let me, baby, lose on losing dogs?”

Bu satır ilk dinleyişte romantik bir yalvarış gibi gelebilir. Ama aslında çok daha ağır bir duygu taşıyor. Burada istenen şey kazanmak değil. Sadece birlikte kaybetmek. Belki de şarkının en trajik tarafı tam burada yatıyor. İnsan bazen mutlu olmayı bile istemez hale gelebilir; yalnız kalmamak yeterli olur.

Müzikal yapı da bu teslimiyet hissini destekliyor. Şarkı boyunca tempo büyük değişimler yaşamıyor, dramatik patlamalar gelmiyor. Mitski bizi bilinçli olarak askıda bırakıyor. Çünkü parçanın anlattığı duygu da çözüme ulaşmış değil. Bu bir yüzleşme şarkısı değil; daha çok, insanın kendi döngülerini fark ettiği ama henüz onlardan çıkamadığı bir an.

Belki de I Bet on Losing Dogs bu kadar derinden yaralıyor çünkü hepimizin içinde biraz tanıdık gelen bir korkuya dokunuyor. Ya gerçekten sevdiğimiz şeyler değil de, bize tanıdık gelen acılar bizi kendine çekiyorsa?

Bu yüzden şarkı yalnızca umutsuz aşklarla ilgili değil. Aynı zamanda insanın kendi değeriyle kurduğu ilişki hakkında da. Ve Mitski burada rahatsız edici ama dürüst bir soru bırakıyor: İnsan bazen gerçekten kaybetmeye mi qşık olur?

Tam da bu karanlık kabulün ardından albüm My Body’s Made of Crushed Little Stars ile aniden yön değiştiriyor. Eğer I Bet on Losing Dogs içe çöken bir yorgunluksa, sıradaki parça bastırılmış bütün kaygıların bir anda patlaması gibi.

 

7. My Body’s Made of Crushed Little Stars

Puberty 2 boyunca Mitski duyguların farklı yüzlerini gösteriyor: özlem, yabancılık, yas, kırılganlık. Fakat My Body’s Made of Crushed Little Stars bunların içinden en kaotik olanına bakıyor. Eğer I Bet on Losing Dogs sessizce taşınan bir yorgunluksa, bu şarkı onun artık bastırılamadığı an.

Parça daha ilk saniyesinden itibaren huzursuz.

Gitarlar sert, ritim aceleci ve Mitski’nin vokali sanki nefes almaya fırsat bulamadan konuşuyor. Şarkının yalnızca sözleri değil, yapısı da kaygı hissi üzerine kurulu. Dinleyiciye düşünmek için alan bırakmıyor; tam tersine, insanın zihninde aynı anda dönen yüzlerce düşünceyi taklit ediyor.

Ve belki de şarkının etkisi tam burada başlıyor. Çünkü Mitski burada dramatik bir depresyon anlatmıyor. Daha tanıdık bir şey yazıyor: işleyen bir kaygı. Hayatına devam eden, çalışan, plan yapan ama içten içe sürekli sıkışan bir insanın kaygısı. Şarkının adı bile başlı başına çarpıcı: My Body’s Made of Crushed Little Stars. Ezilmiş küçük yıldızlardan oluşan bir beden.

Bu imge ilk anda şiirsel gelebilir ama aslında oldukça sert. Yıldızlar genellikle umutla, parlaklıkla ve sonsuzlukla ilişkilendirilir. Mitski ise onları ezilmiş halde düşünüyor. Burada beden güçlü ya da bütün değil; parçalanmış arzuların ve beklentilerin taşıyıcısı. Ve sonra şarkı o telaşlı düşünce akışına giriyor:

“I better ace that interview…”

Bu satır önemli çünkü Mitski’nin anlattığı kaygı soyut değil. İş görüşmesi. Başarı baskısı. Para kazanma zorunluluğu. Hayatta bir şeylere yetişme hissi. Şarkı tam olarak yetişkinliğin bu görünmez yükleriyle ilgileniyor.

Toplum çoğu zaman gençliğe romantik bir dönem gibi bakar; yetişkinliği ise istikrarın doğal sonucu olarak anlatır. Oysa Mitski burada bunun tam tersini gösteriyor. Büyümek her zaman netleşmek anlamına gelmiyor. Bazen yalnızca daha fazla sorumluluk ve daha az nefes alanı demek oluyor. Ve sonra o meşhur satırlar geliyor:

“I wanna see the whole world / I wanna tell them all that I’m your girl…”

Şarkı burada çok acı bir ikiliği ortaya koyuyor. Bir yanda özgürlük arzusu var: dünyayı görmek, yaşamak, hareket etmek. Diğer yanda ise yakınlık ve ait olma isteği. Mitski bu iki arzuyu birbirinin alternatifi gibi yazıyor. Sanki insan her şeyi aynı anda isteyebilir ama hepsine birden ulaşamayacakmış gibi.

Belki de yetişkinliğin en yorucu taraflarından biri tam da bu. Hayat bizden sürekli seçim yapmamızı istiyor. Başarı mı? Aşk mı? Özgürlük mü? Güvence mi? Ve çoğu zaman hangi yolu seçersek seçelim, geride kalan ihtimallerin yasını taşıyoruz.

Şarkının adıyla birlikte düşününce bu daha da ağırlaşıyor. Ezilmiş yıldızlardan oluşan beden aslında yalnızca kırılmış hayalleri değil, insanın içine sığdırmaya çalıştığı fazla sayıda arzuyu da temsil ediyor.

Mitski’nin vokali burada özellikle önemli. Önceki parçalardaki kırılgan ve kontrollü ton yerini neredeyse panik hâlindeki bir anlatıma bırakıyor. Şarkı boyunca sesi sakinleşmiyor; tam tersine, her cümlede biraz daha geriliyor.

Bu yüzden My Body’s Made of Crushed Little Stars dinlemek bazen rahatsız edici. Çünkü şarkı kaygıyı uzaktan gözlemlemiyor. Onu yaşatıyor. Ve ardından gelen o cümle parçanın kalbine yerleşiyor:

“I wanna have a job / I wanna have a little money…”

Belki de Mitski’nin en dürüst satırlarından biri. Bu kadar sade olması onu daha da vurucu yapıyor. Burada romantik idealler yok. Büyük sanatçı mitleri ya da bohem kahramanlıklar da yok. Mitski çok temel ihtiyaçlardan söz ediyor: iş, para, yaşamı sürdürebilme arzusu. Bu satırlar şarkıyı yalnızca kişisel değil, kuşaksal da yapıyor.

Çünkü My Body’s Made of Crushed Little Stars, ekonomik baskılarla, başarı beklentileriyle ve sürekli "bir şey olma" zorunluluğuyla büyüyen bir kuşağın huzursuzluğunu taşıyor. İnsan yalnızca mutlu olmak istemiyor; aynı zamanda yeterli, üretken ve güvende hissetmek istiyor.

Ama bütün bunları aynı anda istemek bazen zihni parçalayabiliyor. Müzikal yapı da tam olarak bu duyguyu destekliyor. Şarkı kısa ama yoğun. Büyük bir çözülmeye ulaşmıyor, rahatlatıcı bir sona varmıyor. Sanki düşünceler yarım kalıyor.

Ve belki de bu bilinçli. Çünkü kaygının doğasında tamamlanmışlık yok. Düşünceler birbirini kovalar, insan yorulur ama zihni susmaz. Bu yüzden My Body’s Made of Crushed Little Stars, Puberty 2’nin en gürültülü parçalarından biri olmasına rağmen özünde çok tanıdık bir korkuyu anlatıyor: Ya yetişkinlik sandığımız şey, aslında sürekli yetişmeye çalışmaksa?

Ve tam bu nefessizliğin ardından albüm Thursday Girl ile başka bir yöne sapıyor. Eğer bu parça dış dünyaya ve beklentilere karşı duyulan panikse, sıradaki şarkı çok daha karanlık bir yere gidiyor: insanın kendi kendisini tüketmeye ne kadar yaklaşabileceğine.

 

8. Thursday Girl

My Body’s Made of Crushed Little Stars dış dünyanın baskısıyla ilgiliydi; yetişkinliğin, üretken olma zorunluluğunun ve durmaksızın çalışan zihnin yarattığı sıkışmışlıkla. Thursday Girl ise yönünü içeri çeviriyor. Albüm burada artık yalnızca kaygıdan değil, insanın kendisiyle kurduğu yıpratıcı ilişkiden söz etmeye başlıyor.

Bu şarkıda Mitski'nin anlattığı duygu doğrudan tarif edilmesi zor bir his. Bir tükenmişlik. Bir kopuş. Ve belki de insanın kendi hayatını dışarıdan izliyormuş gibi hissettiği o yabancı an.

Parça oldukça karanlık bir atmosferle açılıyor. Gitarlar sisli, ritim ağır ve Mitski’nin sesi neredeyse uykusuz bir yorgunluk taşıyor. Puberty 2 boyunca duyduğumuz distortion burada da var ama bu kez öfke gibi değil; daha çok bulanıklık hissi yaratıyor. Sanki şarkı net düşünemeyen bir zihnin içinden geliyor. Ve ardından o satır geliyor:

“Tell me no…”

Bu kadar kısa bir cümle ama taşıdığı duygu çok ağır. Çünkü burada istenen şey onay değil. Sınır. Durmak. Bir müdahale. Mitski’nin anlatıcısı ilk kez bu kadar açık biçimde kendi içinde kaybolmaya yaklaşmış gibi hissediliyor. Şarkının adı da bu yüzden dikkat çekici: Thursday Girl.

Perşembe günü burada rastgele seçilmiş gibi durmuyor. Ne haftanın başlangıcı ne de sonu. Arada kalmış bir gün. Bitkin ama henüz tamamlanmamış. İnsanların çoğu için perşembe, yorgunluğun biriktiği ama dinlenmenin hala uzakta olduğu bir eşik gibi.

Ve Mitski tam da bu eşiğin kızı oluyor. Ne tamamen çökmüş ne de gerçekten iyi. Arada. Belki de şarkının duygusal ağırlığı tam burada yatıyor. Çünkü büyük krizler çoğu zaman görünürdür; insan ne yaşadığını anlar. Ama Thursday Girl daha sessiz bir yere ait. İnsanın kendi hayatında otomatik pilota geçtiği, günlerin birbirine benzediği ve duyguların bulanıklaştığı dönemlere.

Şarkının ilerleyen bölümlerinde Mitski’nin vokali giderek daha kırılgan duyulmaya başlıyor. Burada dramatik bir performans yok. Tam tersine, sesindeki yorgunluk parçanın merkezine yerleşiyor. Ve sonra o huzursuz satır geliyor:

“Tell me no, tell me no / Somebody please…”

Bu tekrar önemli. Çünkü burada yalnızca birine seslenilmiyor. Belki de insanın kendi kendisine söyleyemediği şeyi başkasından duymaya ihtiyacı var. Mitski’nin şarkılarında sıkça görülen bir tema bu: kontrol kaybı korkusu.

Fakat Thursday Girl bunu dramatik bir çöküş gibi yazmıyor. Daha sessiz ve daha gerçek bir biçimde ele alıyor. İnsan bazen kendine zarar vermek istemez; sadece durdurulmak ister. Kendi zihninden, kendi döngülerinden, kendi yorgunluğundan kısa süreliğine çıkmak ister. Bu yüzden şarkı yalnızca karanlık değil; aynı zamanda yardım çağrısına da benziyor.

Müzikal yapı da bunu destekliyor. Parça boyunca net bir rahatlama gelmiyor. Gitarlar çözülmüyor, ritim güven vermiyor. Mitski bizi bilinçli olarak askıda bırakıyor çünkü anlatıcının duygusal durumu da askıda. Ve belki de Thursday Girl'ün en rahatsız edici tarafı burada. Şarkı bize büyük trajediler göstermiyor. Daha tanıdık bir şey gösteriyor: İnsanın kendi içinde yavaş yavaş yorulmasını.

Bu yüzden parça depresyonu romantikleştirmiyor ya da acıyı estetik bir kahramanlığa dönüştürmüyor. Mitski burada çok daha dürüst bir yerde duruyor. İyi hissetmemenin her zaman dramatik görünmediğini, bazen yalnızca içe çöken bir ağırlık gibi yaşandığını anlatıyor.

Belki de bu yüzden Thursday Girl, Puberty 2’nin en sessiz korkularından birini taşıyor: Ya insanı en çok tüketen şey dünya değil de, kendi zihniyse?

Ve tam bu karanlık bulanıklığın ardından albüm A Loving Feeling ile yeniden yön değiştiriyor. Eğer Thursday Girl içe kapanan bir yorgunluksa, sıradaki parça sevginin neden bazen sıcaklıktan çok geçicilik ve hayal kırıklığı hissettirdiğini sorguluyor.

 

9. A Loving Feeling

Thursday Girl insanın kendi içine kapanan yorgunluğuyla ilgiliydi. A Loving Feeling ise yönünü yeniden ilişkilere çeviriyor; fakat burada sevgi güvenli ya da iyileştirici bir alan olarak görünmüyor. Mitski aşkı bu kez sıcaklıktan çok kırılganlık ve geçicilik üzerinden yazıyor.

Parça albümün en kısa şarkılarından biri. Fakat bazen en kısa parçalar en uzun yankıyı bırakır. Çünkü A Loving Feeling bir hikaye anlatmaktan çok, belirli bir duygunun içine giriyor: sevilmenin ve sevmeye çalışmanın yarattığı belirsizlik.

Şarkı oldukça sade açılıyor. Ritim acele etmiyor, gitarlar sertleşmeden ilerliyor ve Mitski’nin vokali neredeyse konuşur gibi. İlk anda sakin duyulsa da parçanın altında huzursuz bir gerilim var.

Ve daha ilk satırlarda bu his ortaya çıkıyor:

“What do you do with a loving feeling / If the loving feeling makes you all alone?”

Belki de Puberty 2’nin en acı sorularından biri. Çünkü çoğu aşk anlatısı sevgiyi yalnızlığın karşıtı gibi kurar. Mitski ise tam tersini soruyor. Ya sevgi insanı daha az değil, daha çok yalnız hissettiriyorsa? Bu soru parçanın merkezini oluşturuyor.

Burada anlatılan ilişki açık biçimde kötü ya da toksik diye tanımlanmıyor. Mitski siyah-beyaz anlatılar kurmuyor. Bunun yerine çok daha tanıdık bir yere bakıyor: duyguların karşılığından emin olamama haline. Sevgi burada net değil. Askıda. Bir taraf daha derinden hissediyor olabilir. Ya da iki insan aynı ilişkinin içinde farklı gerçekliklerde yaşıyor olabilir. Ve sonra o satır geliyor:

“Makes me feel like…”

Mitski bu cümleyi tam olarak tamamlamıyor; şarkı boyunca duygular sanki tam isimlendirilemeden kalıyor. Bu eksiklik önemli çünkü parçanın psikolojisi de böyle işliyor. İnsan bazen ne hissettiğini bilir ama onu tarif edecek kelimeyi bulamaz.

Belki de A Loving Feeling tam olarak bu bulanıklığın şarkısı. Parçanın adı da ironik. A loving feeling. Sanki sevginin kendisinden değil, yalnızca hissinden söz ediyor. Bu ayrım küçük görünebilir ama çok önemli. Çünkü hisler kalıcı değildir. Gelir, yoğunlaşır ve bazen kaybolur. Mitski burada ilişkiyi değil, duygunun geçici doğasını sorguluyor. Ve sonra şarkının en sert satırlarından biri geliyor:

“Kisses like pink cotton candy…”

Bu imge ilk anda tatlı ve romantik görünüyor. Pamuk şeker hafif, yumuşak ve çocukça bir mutluluk çağrıştırıyor. Ama tam da bu yüzden kırıcı. Çünkü pamuk şeker aynı zamanda dayanıksızdır. Elde kalmaz. Dağılır. Mitski sevgiye dair imgeleri bile kalıcılık değil, çözülme üzerinden kuruyor. Bu yüzden parçadaki romantizm rahatlatıcı değil; kırılgan.

Müzikal yapı da bunu destekliyor. Şarkı hiçbir zaman tam anlamıyla yükselmiyor ya da patlamıyor. Dinleyiciyi rahatlatacak büyük bir çözüm yok. Mitski bilinçli olarak bizi duygusal bir belirsizliğin içinde bırakıyor.

Ve belki de parçanın en can yakıcı tarafı burada. A Loving Feeling, sevilmemekle ilgili değil. Daha zor bir şeyi anlatıyor: Sevildiğinden tam emin olamamak.

İnsan bazen ilişkisini kaybettiği için değil, ona ne kadar güvenebileceğini bilemediği için yoruluyor. Mitski de tam olarak bu yorgunluğu yazıyor. Büyük vedalardan önce gelen, adı konmamış o huzursuzluğu.

Bu yüzden parça kısa olmasına rağmen albüm içinde önemli bir işlev görüyor. Puberty 2 boyunca tekrar eden geçicilik fikrini yeniden hatırlatıyor: mutluluk gidiyor, insanlar uzaklaşıyor, duygular değişiyor ve sevgi bile bazen tutulamayan bir his gibi davranıyor.

Belki de Mitski’nin en dürüst tarafı burada yatıyor. O, aşkı ideal haliyle değil; kırılmaya ne kadar yakın olabileceğiyle anlatıyor.

Ve tam bu belirsizliğin ardından albüm Crack Baby ile daha da ağır bir yere gidiyor. Eğer A Loving Feeling sevginin kayganlığıyla ilgiliyse, sıradaki parça yokluğu, özlemi ve insanın neyi kaybettiğini tam olarak bilmeden duyduğu eksiklik hissini konuşuyor.

 

10. Crack Baby

Puberty 2 boyunca Mitski'nin karakterleri sürekli bir şeylerin peşinde. Yakınlık, aidiyet, güven, sevgi ya da yalnızca biraz huzur. Crack Baby ise bu arayışın en karanlık biçimine bakıyor. Çünkü burada artık kaybedilmiş belirli bir şey yok. Daha zor bir his var: Eksik olduğunu hissettiğin ama ne olduğunu tam bilmediğin bir şey.

Şarkı oldukça ağır ve hipnotik bir atmosferle açılıyor. Davullar neredeyse yürümüyor, gitarlar sisli ve Mitski’nin vokali uzak bir yerden geliyormuş gibi duyuluyor. Puberty 2’nin daha sert anlarının aksine burada gürültü yok; bunun yerine yavaşça içine çekilen bir boşluk hissi var.

Ve daha ilk anda parçanın merkezindeki metafor ortaya çıkıyor: Crack Baby. Bu isim ilk bakışta sert ve rahatsız edici. Çünkü Mitski burada bağımlılık imgesini kullanıyor.

Fakat şarkı uyuşturucuyla ilgili biyografik bir anlatı kurmuyor. Crack baby metaforu daha çok eksiklik ve yoksunluk üzerinden çalışıyor. İnsan bazen hayatında neyin eksik olduğunu tam bilemez ama yine de onun yokluğunu hisseder. Ve bu his zamanla neredeyse fiziksel bir açlığa dönüşebilir.

Belki de parçanın ürkütücülüğü tam burada yatıyor. Çünkü Mitski belirli bir acıyı değil, yönsüz bir özlemi anlatıyor. Ve sonra o satırlar geliyor:

“Crack baby, you don't know what you want…”

Bu cümle şarkının kalbi. Normalde arzularımızı tanımlayabildiğimizi düşünürüz. Bir ilişki isteriz, başarı isteriz, güven isteriz. Mitski ise daha karmaşık bir yere bakıyor. Ya insan ne istediğini gerçekten bilmiyorsa? Bu satır neredeyse varoluşsal bir boşluk taşıyor. Çünkü bazen huzursuzluk belirli bir olaydan kaynaklanmaz. İnsan yalnızca sürekli bir eksiklik hisseder ama onu dolduracak şeyin ne olduğunu bilemez. Ve ardından gelen satırlar bu hissi büyütüyor:

“But you know that you had it once…”

İşte parçanın en acı tarafı burada. Mitski eksikliği yalnızca yokluk olarak değil, kayıp olarak yazıyor. Anlatıcı aradığı şeyi hiç tanımamış değil. Tam tersine, bir zamanlar ona sahip olduğuna inanıyor. Ama bunun ne olduğunu artık tam hatırlayamıyor. Bu duygu çok tanıdık.

İnsan bazen çocukluğunu, eski bir ilişkiyi ya da geçmişteki belirli bir dönemi özlediğini sanır. Oysa aslında özlenen şey çoğu zaman olayın kendisi değildir. Daha çok o sırada hissedilen bir güven, bir bütünlük duygusu ya da dünyayla kurulan ilişki biçimidir. Mitski de tam olarak bunu yazıyor. Belirli bir nesnesi olmayan özlem.

Şarkının ağır temposu da bu psikolojiye hizmet ediyor. Crack Baby acele etmiyor çünkü bağımlılık ya da yoksunluk hissi de ani değildir. Yavaş çalışır. İnsan fark etmeden zihnine yerleşir ve giderek daha büyük bir boşluğa dönüşür.

Mitski’nin vokali burada özellikle etkileyici. Sesinde büyük dramatik yükselişler yok; bunun yerine bitkin bir arayış hissi var. Sanki cevap arıyor ama cevabın bulunacağından pek emin değil. Ve sonra o huzursuz satırlar geliyor:

“Wild horses running through your hollow bones…”

Belki de parçanın en güçlü imgelerinden biri. Atlar genellikle hareketi, özgürlüğü ve enerjiyi temsil eder. Mitski ise onları içi boşalmış kemiklerin içinden geçiriyor.

Hollow bones.

İçi boş kemikler.

Bu imge yalnızca fiziksel zayıflık değil, duygusal boşluk hissi de yaratıyor. İnsan hareket ediyor olabilir, hayatına devam ediyor olabilir ama içindeki eksiklik aynı anda varlığını sürdürebilir. Belki de Crack Baby bu yüzden bu kadar sarsıcı. Şarkı bize neyi kaybettiğimizi söylemiyor.

Tam tersine, onu isimlendirmeyi reddediyor. Ve belki de bazı kayıplar gerçekten böyle çalışıyor. İnsan neyin eksik olduğunu bilmez ama yine de onun yokluğunu her gün hisseder.

Bu yüzden parça yalnızca bağımlılık metaforu üzerinden okunacak bir şarkı değil. Aynı zamanda nostalji, kimlik ve duygusal açlık hakkında. Mitski burada çözüm sunmuyor. Eksikliği ortadan kaldırmıyor. Sadece onunla baş başa bırakıyor. Ve belki de Crack Baby'nin en korkutucu tarafı tam burada: Ya insanın içindeki bazı boşlukların adı yoksa?

Tam da bu ağır hipnozun ardından albüm A Burning Hill ile sona yaklaşıyor. Eğer Crack Baby cevap bulunamayan bir arayışsa, final parçası çok daha sessiz bir yere gidiyor: teslimiyet, yorgunluk ve insanın sonunda kendisiyle nasıl baş başa kaldığına.

 

11. A Burning Hill

Bir albümün final parçası çoğu zaman çözüm sunar. Düğümleri açar, duygusal bir rahatlama yaratır ya da dinleyiciyi belirli bir sonuca ulaştırır. A Burning Hill ise bunu yapmıyor. Puberty 2 burada büyük bir aydınlanmayla ya da dramatik bir kapanışla bitmiyor. Bunun yerine, sessiz bir kabulle sona eriyor.

Belki de bu yüzden şarkı ilk anda neredeyse küçük görünüyor. Ne sert gitar patlamaları var ne de albümün önceki parçalarındaki gergin yükselişler. Düzenleme sade, tempo yavaş ve Mitski’nin sesi neredeyse fısıltı kadar yakın. Fakat tam da bu sadelik, parçayı albümün en ağır anlarından biri haline getiriyor.

Çünkü A Burning Hill artık savaşmaktan yorulmuş bir zihnin şarkısı. Albüm boyunca Mitski’nin karakterleri sürekli bir şeylerin peşindeydi. Mutluluk, aidiyet, sevgi, görünürlük, güven… Fakat finalde bu arayışların çoğu sessizleşiyor. Geriye kalan şey ise insanın kendiyle baş başa kalışı. Ve daha ilk satırlarda bu ton beliriyor:

“Today I will wear my white button-down…”

Bu cümle ilk bakışta sıradan görünebilir. Ama Mitski’nin yazımında gündelik detaylar hiçbir zaman yalnızca dekor değildir. Beyaz gömlek. Basit bir kıyafet. Dramatik değil. Tam da bu yüzden etkileyici.

Albüm boyunca duygular yoğun ve karmaşıktı; final ise sıradan bir sabahla açılıyor. Çünkü Mitski burada büyük trajedilerin sonrasını anlatıyor. İnsan kırıldıktan sonra hayat çoğu zaman sinematik görünmez. Sabah olur, insan giyinir, günü yaşamaya devam eder. Ve ardından gelen satırlar parçanın merkezine yerleşiyor:

“I can at least be neat / Walk out and be seen as clean…”

Belki de Puberty 2’nin en acı dürüstlüklerinden biri. Buradaki clean kelimesi yalnızca fiziksel düzen anlamı taşımıyor. Daha çok toparlanmış görünmekle ilgili. İnsan bazen gerçekten iyi olduğu için değil, iyi görünmeyi öğrendiği için ayakta kalır. Mitski de tam olarak bunu yazıyor. İç dünyayla dışarıya gösterilen yüz arasındaki mesafe. Şarkının adı bu yüzden özellikle çarpıcı: A Burning Hill.

Yanan bir tepe.

Normalde yangın kaos çağrıştırır; hareketi, paniği, yıkımı düşündürür. Ama Mitski’nin yangını sessiz. Şarkının içinde alevler görünmüyor; onların sonrasında kalan yorgunluk hissediliyor.

Belki de tepe metaforu da bu yüzden önemli. Tepeye çıkmak emek ister. Ve insan bazen zirveye vardığında huzur değil, yalnızlık bulur. Albüm boyunca Mitski’nin karakterleri duygularıyla mücadele etmişti. A Burning Hill ise mücadeleden sonraki boşlukla ilgileniyor. Ve sonra o satır geliyor:

“I am a forest fire…”

Parçanın en unutulmaz anlarından biri. Orman yangını kontrol edilemez, yayılır ve dokunduğu şeyi değiştirir. Mitski burada kendisini yıkımın dışında konumlandırmıyor; onun bir parçası olduğunu kabul ediyor. Ama hemen ardından gelen cümle her şeyi değiştiriyor:

“And I am the fire and I am the forest…”

Bu satır çok önemli. Çünkü albüm boyunca acının kaynağı çoğu zaman dışarıdaymış gibi görünüyordu: ilişkiler, yabancılık, kayıp, beklentiler. Finalde ise Mitski daha zor bir yere bakıyor.

İnsan bazen yarasını taşıyan kişi olduğu kadar, onu büyüten kişi de olabilir. Bu düşünce ilk anda karanlık gelebilir ama Mitski bunu suçluluk olarak yazmıyor. Daha çok farkındalık gibi. Kendini romantik bir mağdur ya da trajik kahraman haline getirmiyor. Yalnızca dürüst oluyor. Ve ardından gelen satır parçanın duygusal merkezine dönüşüyor:

“And I am a witness watching it…”

Belki de şarkının en sessiz ama en ağır cümlesi. Çünkü burada artık savaş yok. Anlatıcı yalnızca izliyor. Kendi içindeki karmaşayı, kırıkları ve yanmış alanları.

Bu teslimiyet ilk bakışta umutsuz gibi okunabilir. Oysa parçanın altında tuhaf bir huzur da var. Mitski iyileştiğini söylemiyor, her şeyin düzeldiğini iddia etmiyor. Ama ilk kez kendisiyle savaşmayı bırakıyor gibi.

Ve sonra final geliyor:

“I’ll love some littler things…”

Albüm boyunca duygular büyük ve taşması zor şeylerdi. Mitski burada ise küçüklüğe dönüyor.

Littler things.

Daha küçük şeyler.

Bu satır çok önemli çünkü Puberty 2 boyunca ilk kez geleceğe dair yumuşak bir ihtimal beliriyor. Büyük idealler yok, dramatik kurtuluş hikayeleri yok. Yalnızca daha mütevazı bir yaşama arzusu.

Belki de parçanın güzelliği tam burada. A Burning Hill mutlu bir son sunmuyor. Ama tamamen karanlık da değil. Daha çok, insanın kendisini kurtarmadan önce kabul etmeyi öğrenmesine benziyor.

Bu yüzden final parçası albümün bütün duygusal yolculuğunu sessizce topluyor. Happy ile başlayan geçicilik hissi, Fireworks’ün yasını, Your Best American Girl’ün yabancılığını, I Bet on Losing Dogs’un teslimiyetini ve Crack Baby’nin eksiklik duygusunu kendi içinde eritiyor.

Ve sonunda Mitski bize büyük bir cevap bırakmıyor. Sadece şu ihtimali bırakıyor: Belki de büyümek her zaman iyileşmek değil. Bazen yalnızca kendi yangınının yanında oturmayı öğrenmek.

 

Sonuç: Büyümek Değil, Dağılmayı Öğrenmek

Bazı albümler dinlendikten sonra geride yalnızca favori şarkılar bırakır. Bazıları ise insanın içinde daha uzun kalır; belirli bir dönemin, belirli bir ruh halinin sessiz tanığına dönüşür. Puberty 2 ikinci türden bir albüm.

Mitski burada kusursuz bir anlatı kurmuyor. Şarkılar birbirine temizce bağlanan cevaplar sunmuyor, acıyı anlamlı derslere dönüştürmüyor ya da dinleyiciyi duygusal bir arınmaya ulaştırmıyor. Bunun yerine çok daha dağınık, çok daha gerçek bir şey yapıyor: insanın iç dünyasını olduğu haliyle bırakıyor.

Albüm boyunca tekrar eden duygular aslında birbirinden tamamen ayrı değil. Happy mutluluğun geçiciliğini anlatırken, Fireworks kaybın gündelik ağırlığını taşıyor. Your Best American Girl aidiyetsizliğin ve görünmez sınırların yarattığı kırılmayı açığa çıkarıyor; I Bet on Losing Dogs ise insanın neden bazen başından beri kaybedeceğini bildiği şeylere yöneldiğini sorguluyor. Crack Baby adı konulamayan eksiklik hissine bakarken, A Burning Hill bütün bu yorgunluğun ardından sessiz bir kabule ulaşıyor.

Bu yüzden Puberty 2 bir ayrılık albümü değil. Bir depresyon albümü de değil. Daha çok, yetişkinliğin beklenenden daha karmaşık olduğunu fark etmenin albümü.

Albümün ismi de tam burada anlam kazanıyor. Puberty 2 biyolojik ergenliğin devamı değil; insanın büyüdüğünü sandıktan sonra yaşadığı ikinci kırılma gibi hissediliyor. Çünkü yetişkinlik çoğu zaman tamamlanmış bir kimlik sunmuyor. İnsan hala korkuyor, hala aidiyet arıyor, hala kendi bedeniyle ve zihniyle pazarlık ediyor.

Belki de Mitski’nin müziğini bu kadar güçlü yapan şey tam olarak burada yatıyor. O, kırılganlığı romantikleştirmiyor. Acıyı estetik bir aksesuar haline getirmiyor. Ve kendisini trajik bir kahraman olarak yazmıyor.

Bunun yerine daha dürüst bir yerde duruyor. Şarkılarında insanlar bazen yanlış seçimler yapıyor, bazen ne istediklerini bilmiyor, bazen kendi yaralarını kendileri büyütüyorlar. Ama yine de yaşamaya devam ediyorlar.

Puberty 2 bu yüzden kolay dinlenen bir albüm değil. Hatta zaman zaman rahatsız edici. Çünkü Mitski bizi dışarıdaki hikayelerden çok, kendi içimizde saklamaya çalıştığımız duygularla baş başa bırakıyor. Şarkılar çoğu zaman cevap vermiyor; yalnızca aynayı biraz daha yaklaştırıyor.

Ve belki de albümün yıllar sonra bile hala güçlü hissettirmesinin sebebi bu. Çünkü Puberty 2 büyümeyi bir başarı hikayesi olarak anlatmıyor. Bazen insanın hayatındaki en büyük değişim toparlanmak olmuyor.

Bazen değişim, kendi kırıklarıyla savaşmayı bırakıp onların varlığını inkar etmemeyi öğrenmek oluyor. Mitski de bu albüm boyunca tam olarak bunu yapıyor: İyileşmenin değil, dağılmanın da insan deneyiminin bir parçası olduğunu kabul ediyor.

Ve belki de bu yüzden Puberty 2 sonunda insana umut vermiyor; ondan daha sessiz ama daha dürüst bir şey bırakıyor: Kendinle baş başa kalmanın her zaman yenilgi olmadığını.

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın