"Beni Sevmeni Sevdim": Zehirli Bir Konfor Alanı

"Beni Sevmeni Sevdim": Zehirli Bir Konfor Alanı
1 Beğen
0 Yorum

Hiç düşündünüz mü; bazı insanlar neden karşısındaki kişinin kendisine zarar verdiğini bile bile o insanı sevmeye devam eder? Psikolojide buna, kişinin bildiği ama çıkamadığı bir "duygusal konfor tuzağı" derler. İnsan, o zehri damla damla içtiğini, her gün ruhundan biraz daha eksildiğini çok iyi bilir ama o masadan yine de kalkamaz.

Bunun altında yatan en derin psikolojik dinamiklerden biri, kişinin aşık olduğu kişiyle değil, sırf onu seven insanla birlikte olma halidir. Çoğu zaman mesele karşı tarafın kim olduğu, ne kadar doğru bir insan olduğu ya da bize ne kattığı değildir. Asıl bağ kurulan şey, o kişinin bize olan sevgisinin yarattığı aynadır. Birey, o zehirli ilişkide karşısındakine duyduğu tutkudan ötürü değil, "sevilen biri olma" hissinin kendisine sağladığı o psikolojik tatminden ötürü kalır. Kendi içindeki eksiklikleri, değersizlik hislerini veya yalnızlık korkusunu, başkasının ona sunduğu bu yoğun ilgiyle yamamaya çalışır. Sevginin nesnesi değil, öznesi olmayı; yani sadece o sevilme halini sever.

İnsan neden katlanır peki bütün bunlara? Çünkü ortada görünmeyen ama kökleri çok derine inen bir "kaybetme ve yok sayılma" korkusu vardır. Yalnız kalma düşüncesi, o an yaşadığı ruhi hırpalanmadan çok daha korkutucu gelir zihne. Karşısındaki insanın yıkıcı hallerini sineye çeker, çünkü o fırtınanın ardından gelen "ben hâlâ buradayım ve seni seçiyorum" mesajına bağımlı hale gelmiştir. İlişki ne kadar yorucu olursa olsun, o bağı kopardığında koca bir hiçliğe düşeceğini düşünür. Bir düzeni, o zehirli de olsa kurulmuş olan o onay mekanizmasını sil baştan bitirmek gözünde dağ gibi büyür.

Kimi insan, maruz kaldığı onca strese, o bitmek bilmeyen hırpalanmalara rağmen içten içe şöyle teselli arar: "Her şeye rağmen yine bana değer veriyor ve benimle."

Aslında en temel mesele de bu bence: İnsan, o toksikliğe rağmen o ilişkide kendini değerli hissettiği için bırakamıyor. Kimisi sırf o hissi kaybetmemek, birinin gözünde o kadar önemli olabilme fikrinden kopamadığı için bu bağı koparamıyor. Ayrılmak gözünde çok büyüyor; o konforu, birinin ona o değeri verme ihtimalini bir daha başka yerde bulamayacağını düşünüyor. Toksik olduğunu bile bile, o tanıdık acının sıcağına sığınır.

Oysa dönüp kendimize sormamız gerekmiyor mu: Bu kadar sevgiye açken, ruhumuzun bu denli şefkate ihtiyacı varken, neden o sevgiyi bize zarar veren birinin ellerine teslim ediyoruz?

Belki de bu tür ilişkilerden kurtulmanın, o zincirleri kırmanın tek yolu var: Kendimizi daha çok sevmek.

Bize zarar vermesine izin verdiğimiz o insanı sevmek yerine, biraz da kendimizi sevsek... Kendi değerimizi başkasının bize biçtiği o kusurlu biçkiyle ölçmekten vazgeçsek, her şey daha iyi olmaz mı? Ne de olsa insan en çok kendi kalbine haksızlık ediyor; başkasının açtığı yarayı saracağım derken, en çok kendi elleriyle kanatıyor buradayım diyen ruhunu.

Sonuçta o en güzel sevgiyi bir yabancı değil, yine kendimiz veririz...

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın