1280’lerde dünyaya gelen ve 1324 yılının İrlanda’sında arkasında dört ölü koca, devasa bir servet ve "gözü dönmüş bir cadı" efsanesi bırakarak izini kaybettiren bir kadın düşünün: Dame Alice Kyteler.
Kilkenny halkı onu geceleri şeytanla pazarlık yapan, cinlere kurbanlar sunan karanlık bir figür olarak fısıldıyordu; piskoposlar ise onu yakabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmıştı. Ancak tarihin gördüğü en skandal cadılık davasının başrolü olan bu kadının hikayesi, orta çağın en karanlık güç savaşlarından birini gözler önüne seriyor.
Varlıklı bir ailenin kızı olan Dame Alice Kyteler’ı tarihin tozlu sayfalarına taşıyan asıl süreç, peş peşe yaptığı dört evlilik ve bu evliliklerin her birinin eşlerinin ani ve gizemli ölümleriyle sonuçlanması oldu. Dame Alice, ilk evliliğinden dünyaya gelen tek oğlu William Outlawe ile birlikte, her eşinin ölümüyle birlikte servetine servet katmış, şehrin en önemli ticaret noktalarının sahibi haline gelmişti.
Dördüncü eşi Sir John de Poer hastalanıp saçları ve tırnakları dökülmeye başladığında, adamda büyük bir şüphe uyandı. Kocasının içine kurt düşmüştü; vücudundaki bu garip ve hızlı çöküşün doğal olmadığını anlayan Sir John, içerideki tehlikeyi fark ederek gizlice vasiyetini değiştirdi ve mallarını kendi ailesine bıraktı. Adamın kısa süre sonra şüpheli şekilde can vermesiyle birlikte, üvey çocukları adeta küplere bindi. Ortalığı ayağa kaldıran çocuklar, Dame Alice’i kocalarını zehirlemekle ve kara büyü yapmakla suçlayarak resmi makamlara ve Kilise’ye şikayet ettiler.
Bu ağır suçlamalar, dönemin Ossory Piskoposu (Hristiyanlıkta, özellikle Katolik ve Ortodoks mezheplerinde belirli bir bölgenin en üst düzey dini ve idari yöneticisi olan din adamı.) Richard de Ledrede’in doğrudan ilgisini çekti ve olay kısa sürede yerel bir cinayet soruşturmasından çıkıp dönemin en büyük cadılık davasına dönüştü. Piskoposun mahkemeye sunduğu dosya, halkın dilindeki o korkunç dedikoduları resmi birer suçlamaya çeviriyordu: Piskopos; Dame Alice’i ve çevresindekileri Kilise’nin otoritesini tamamen tanımamakla, gece yarısı kavşaklarda cinlere canlı hayvanlar kurban etmekle, evdeki düşmanlarını yavaş yavaş ortadan kaldırmak için sihirli tozlar ve iksirler kullanmakla ve en çarpıcıcası, Artisson adında bir iblisle uzun süredir cinsel ilişki kurup ondan kehanetler almakla suçladı.
Mahkeme kayıtlarına göre piskopos ve müfettişler, Alice'in evine baskın yaptıklarında kilitli bir sandıkta şoke edici bazı nesneler ele geçirmişlerdi: Üzerine merhem sürülmüş ahşap bir baston ve özel karışımlarla dolu şişeler. Piskoposun iddiasına göre Dame Alice, bu sihirli merhemi bastona ve kendi vücuduna sürüyor, ardından bu bastona binerek gecenin karanlığında havada uçuyor, cadı sabbatlarına (ayinlerine) katılıyordu.
Avrupa'daki cadı avı literatüründe "merhem sürerek uçma" motifinin mahkeme tutanaklarına resmi olarak geçtiği en erken ve en önemli vakalardan biri tam olarak bu davadır.
Dava, Kilise’nin acımasız gücü ile Dame Alice’in arkasındaki yerel soylu sınıfın ve güçlü iş ortaklarının çatışmasına sahne oldu. Piskopos, bu skandalı büyütmek ve kadını köşeye sıkıştırmak isterken bir ara yerel yetkililer tarafından "yetkisini aştığı" gerekçesiyle hapse bile atıldı. Ancak rüzgarın kendisinden yana esmediğini ve piskoposa karşı durulamayacağını anlayan Dame Alice, sahip olduğu serveti, keskin zekasını ve güçlü bağlantılarını ustaca kullanarak mahkeme karşısına çıkmadan hemen önce İngiltere’ye kaçmayı başardı. Piskopos ne kadar aratıp tarattıysa da Dame Alice'in kılına bile zarar veremedi ve bir daha Dame Alice'den asla haber alınamadı.
Asıl trajediler zinciri ise ceza kesilemeyen Dame Alice’in arkasında bıraktığı zavallı insanlarda patladı. Piskopos, kaçan asıl hedefi ele geçiremeyince tüm öfkesini ve hıncını Dame Alice’in hizmetçisi Petronilla de Meath’ten çıkardı. Günlerce gördüğü ağır ve insanlık dışı işkenceler sonucunda, hayatta kalabilmek ya da acılara son verebilmek için neyle suçlanıyorsa kabul etmek zorunda kalan Petronilla, davanın sonunda İrlanda'da cadılık suçlamasıyla yakılarak idam edilen ilk kişi olarak kayıtlara geçti. Dame Alice'in tüm bu serveti devretmeyi amaçladığı tek oğlu William Outlawe ise annesinin aksine mahkemeden hafif bir kefaretle günlük misa ayinlerine katılmak ve katedralin çatısını onarmak şartıyla kurtulabildi.
Dame Alice Kyteler, tarihi bir figür olmanın ötesinde dünya cadılık ve mitoloji tarihi içinde adeta popüler kültürün ikonik bir figürüne dönüşmüştür; özellikle İrlanda folklorunda ve orta çağ tarihi mitolojisinde yeri bambaşkadır. Tarihsel kayıtlara "İrlanda'da cadılık ve sapkınlıktan suçlu bulunan ilk kişi" olarak geçmesi, onu cadılık mitolojisinde eşsiz bir konuma taşır. Kendisi, Avrupa'daki büyük cadı avı çılgınlığının henüz başlangıç aşamasındaki en büyük ve ilk kilometre taşı olarak kabul edilir. Mitolojide ve cadı folklorunda sıradan bir büyücüden ziyade öteki dünyayla bağ kuran karanlık bir figür olarak resmedilen Dame Alice'in, mahkeme tutanaklarına ve halk efsanelerine kadar giren Artisson (Robert Artisson) ile olan ilişkisi, orta çağ mitolojisinde bir ölümlünün bir iblis veya cin ile ilişki kurmasını anlatan incubus efsanesinin en ünlü örneklerinden biridir.
Bugün bu karanlık miras, İrlanda'nın Kilkenny şehrinde yaşamaya devam etmektedir. Dame Alice'in evi olduğu bilinen yapı, günümüzde hala Kyteler's Inn (Kyteler Hanı) adıyla tarihi bir pub ve turizm merkezi olarak bin yıldır ayaktadır. Şehirde hâlâ onun adını taşıyan festivaller düzenlenir ve yerel halk arasında geceleri hanın çevresinde onun hayaletinin dolaştığına dair efsaneler fısıldanmaya devam eder.
Sonuç olarak Dame Alice Kyteler, zenginliği, kurnazlığı ve adaletten kaçmayı başaran konumuyla ardında yıkık bir enkaz bırakırken; bu karanlık dava, orta çağda zengin ve bağımsız bir kadının elindeki gücün, dönemin erkek egemen dünyasında nasıl ölümcül bir tehdit olarak görüldüğünün ve bir halk efsanesine dönüştüğünün en net kanıtı olarak tarihe kazındı.
Piskoposun mahkemeye sunduğu o resmi parşömenler, suçlama tutanakları, kilitli sandıkta bulunan merhem şişeleri ve hatta cüretkar bir şekilde cadılığın somut birer kanıtı olarak öne sürülen o baston bugün hâlâ tarihe "İrlanda'daki ilk cadılık davası" belgeleri olarak geçmiştir. Acaba mahkeme kayıtlarına geçen bu tuhaf hikayeler sadece zengin bir kadını yok etmek ve mallarına çökmek için üretilmiş uydurma birer komplo muydu, yoksa Orta Çağ'ın o büyü ve mitlerle örülü dünyasında gerçekten de kapalı kapılar ardında yaşananları mı ifşa ediyordu? Tarihin tozlu raflarında gerçeğin nerede bittiğini ve mitin nerede başladığını tam olarak söylemek imkânsız; kararı ise şimdi size, bu karanlık hikayeyi okuyan okuyuculara bırakıyoruz.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın