Okunma Sayısı: 103
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0

Akıl Hastanesinde Sanat ve Irises


Akıl Hastanesinde Sanat ve Irises
Tarihler 1889 yılını gösterdiği zaman Vincent Van Gogh, kendini yaralama ve ruhsal bozukluk durumlarını takriben Saint Remy’de bulunan Saint Paul de Mausole akıl hastanesinde tedavi görmeye başladı. Bu süreçte neredeyse 130 yeni eser ortaya koydu. Eserleri üzerine çalışırken yeni çevresinden, özellikle de sürekli tuvalini kurduğu, hastanenin bahçesinden ilham alıyordu. İşte burada ortaya çıkan 130 eser arasında Irises (İrisler) en bilinenlerden.



Irises, sanıldığı gibi tek bir tablodan oluşmuyor; dört farklı tablo karşılıyor sanatseverleri. Bunlardan birincisi, “Irises”. Mor çiçeklerin oluşturduğu yatağın arasından, bir adet beyaz sıyrılıyor. Çiçekler ağırlıklı olarak tablonun sağ tarafında yoğunlaşıyorken sol altta ise, bakan kişinin kendini bahçede hissetmesini sağlayan, bir boşluk görünüyor. Van Gogh burada dengeli bir arka plan yaratarak, çiçeklerin ve yaprakların hareketini, enerjisini yansıtabilmek üzere kahverengi, mor, yeşil ve sarı renklerine bölüyor. İlk eser gibi Saint-Remy’e ulaştıktan kısa bir süre sonra Van Gogh tarafından resmedilen ikinci eser ise “The Iris”. Bu kez çiçeklerin kalabalık dünyasından sıyrılıp daha küçük bir alana yöneliyor Van Gogh. Tek bir çiçek göze çarpıyor. Üçüncü ve dördüncü eserler ise, aradan 1 yıl kadar süre geçtikten sonra ortaya çıkıyor. Bir tanesinde, bir buket mavi çiçek vazonun içerisindeyken, arka planda zıt bir şekilde canlı sarı renk var (Sarı renk Van Gogh’un en çok kullandığı renklerin başında geliyor). Diğerinde vazo ve çiçekler pembe bir arka planla buluşuyor.



Van Gogh’un modernist sanatın önünü açan manzara tasvirleri ve fırça kullanımı Irises’te de kendini gösteriyor. Hatta onun için Irises, akıl hastanesinde geçirdiği süre boyunca kendini oyaladığı diğer eserleri gibi basit bir çalışmadan fazlası olmasa da. Ayrıca Irises için önceden yapıldığı bilinen resim ya da eskiz çalışmalarının olmaması da gösteriyor ki, Van Gogh, eseri minimum planlama ve hazırlıkla, direkt olarak tuvaline resmetti. Sanatçı için basit bir çalışma olarak nitelendirilen, neredeyse hazırlıksız yapılan Irises’te, her çiçeğin biricik olarak resmedilmiş olması, boyutlarının, gölgelemelerinin birbirinden farklı olması, aslında ne kadar dikkatlice işlenmiş olduğunu ve sanatçının yeteneğini kanıtlar nitelikte. Bu odaklanmanın ve dikkatin sebeplerinden biri de akıl hastanesinde çalışmalarına ve mahremiyetine yeterince saygı gösterildiğini düşünüyor olması.

Van Gogh’un eserleri hakkında kimilerinin spekülasyon olarak nitelendirdiği, kimilerinin ise katıldığı bir görüş de, Japon Ukiyo-e ahşap baskılarından ilham alıyor olması. O dönem için oldukça popüler olan Ukiyo-e ile, güçlü anahatlar ve sıradışı açılarla ortaya çıkan benzerlikler Irises için de geçerli.

Uyarıcı kırmızının, dingin maviyi karşıladığı morun güçlü karışımı, eseri daha canlı ve göz alıcı hale getiriyor. Van Gogh’un ise akıl hastanesinin ilk haftasında bu mor irislerle derin bir bağ kurarak, Irises için “hastalığımın paratoneri” sözlerini sarf ettiği biliniyor.



Irises’e sembolik bir bakış açısıyla yaklaşıldığında mor renk yine derin sorgulamalara sebebiyet veriyor. 18. yüzyılda nadir bulunan ve lüks olan mor boyalar hala daha refah anlamı taşımaya devam ediyor. Gücü ve imtiyazı simgeleyen mor, Roma İmparatorluğu döneminde elbiselerde çokça tercih edilen bir renkti. Hatta soylular kendilerine “The Purple” şeklinde takma isimler takıyordu. Bu simgesel anlamlar ışığında ilginç bir soruyla karşı karşıya kalınıyor: Sanatıyla finansal başarıyı elde edememiş olan Van Gogh, hayatının o döneminde mor rengin simgelediği para ve refah hakkında nasıl hissediyor olabilirdi? Henüz hayattayken satabildiği yalnızca bir eseri vardı ve onun da karşılığında, eserlerinin şu anki değeriyle kıyaslandığında çok gülünç kalacak, cüzi bir miktar aldı. Ömrü boyunca hep yoksullukla savaştı.

Zenginliğin yanı sıra mor, yaratıcı bir beyni de temsil ediyorken, geleneksel çakra sisteminde de başın en üstünde, taç çakrada kendini gösteriyor. Belki de Van Gogh, morun iyileştirme gücüne kapılmış ve çiçekleri bu yüzden tuvaline aktarmış ve ona odaklanmıştır.

Irises’te yalnızca renklerin sembolik anlamları bulunmuyor; iris çiçeği kendi başında da birtakım derin sembolik anlamlara sahip. Bilindiği gibi Antik Yunan tanrıçalarından biri olan İris, cennet ve yeryüzü arasında bir bağlantı oluşturuyordu, yolculuklarında da gökkuşağını kullanıyordu. Çiçeğin, tanrıçanın adıyla onurlandırılarak, mezarlıklara, cennete geçişi kolaylaştırmak amacıyla konmaya başlanması da bu inançla birlikte kültür haline geldi. Yine ölümle bağını koruyan çiçek, Türk kültüründe de mezar çiçeği olarak biliniyor. Bu anlamlarla eserin sembolik tarafını güçlendiriyor.

Bu müthiş eserin sahibi Vincent Van Gogh, Irises’in üzerinden geçen 1 yılın sonunda, 1890 yılında, hayatına son vererek, çok sevdiği dünyaya kendisinden geriye her biri çok değerli olan resimlerini bıraktı.

Kaynakça:

1

2

3

4

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.

WANNART
Profilini oluşturmak, İçerik yazmak, İtibar Puanı Kazanmak İçin Hemen Şimdi Kayıt Olabilirsin! KAYIT OL!