Bir Kız Vardı Bileceksiniz İsmi Annabel Lee

Bir Kız Vardı Bileceksiniz İsmi Annabel Lee
2 Beğen
0 Yorum
Kısa öykü ve polisiye türünde ilk örnekleri veren, kısa hayatına birçok eser sığdıran Edgar Allan, 40 yıllık kısa hayatında fakirliği ve sevdiklerinin ölümünü gördü. Öz anne babası vefat edince evlatlık verildi. Allan soyadını evlatlık verildiği aileden aldı. Burada da üvey annesini kaybetti ve üvey babası ile anlaşamadı. Okul ve askerlik hayatında tutunamadı. Sonuç olarak ise hayatını yazarak kazanmaya karar verdi. Hikâyelerindeki karanlık havayı da belki çektiği bu acılardan aldı. [caption id="attachment_197876" align="aligncenter" width="900"] Edgar Allan Poe[/caption] Edgar Allan Poe, hikâyeleri ile olduğu kadar şiirleri ile de milyonları etkilemeyi başardı. Ülkemizde ve dünyada en iyi bilinen şiiri Annabel Lee de bunun bir örneği. Annabel Lee acıklı bir ayrılık hikâyesi aslında. Birbirlerini mümkün olabilecek en iyi şekilde seven iki gencin çok erken bir zamanda birbirlerinden koparılmasını konu alıyor. Her ne kadar karanlık, hafif gizemli ve masalsı bir havaya sahip olsa da Annabel Lee şiirinin de şairin hayatından çıktığı söyleniyor. Poe’nun eşi Virginia Clemm, aynı zamanda onun kuzeni. Kuzeni ile Virginia henüz 13 yaşındayken evlenen Poe’nun eşinin ömrü de maalesef pek uzun olamamış. 1847 yılında henüz 24 yaşındayken ölen Virginia, Poe’yu oldukça derinden etkilemiş görünüyor. Zira tıbbi kayıtlara göre eşinin ölümünden sonra Poe depresyon belirtileri göstermiş ve bağımlılık derecesinde alkol tüketmeye başlamış. Zaten eşinin ölümünden 2 yıl sonra da kendisi hayata gözlerini yummuş. Ölüm nedeni hala belirsiz olan Poe’nun eşine adadığı düşünülen şiiri de şairin ölmeden önce yazdığı son şiir.

Senelerce senelerce evveldi Bir deniz ülkesinde Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz İsmi; Annabel Lee Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten Sevmekten başka beni O çocuk ben çocuk, memleketimiz O deniz ülkesiydi Sevdalı değil karasevdalıydık Ben ve Annabel Lee Göklerde uçan melekler Kıskanırlardı bizi Bir gün işte bu yüzden göze geldi O deniz ülkesinde Üşüdü bir rüzgârından bulutun Güzelim Annabel Lee Götürdüler el üstünde Koyup gittiler beni Mezarı oradadır şimdi O deniz ülkesinde Biz daha bahtiyardık meleklerden Onlar kıskanırdı bizi Evet! Bu yüzden 'Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi Bir gece rüzgarından bulutun Üşüdü gitti Annabel Lee Sevdadan yana kim olursa olsun Yaçca başça ileri Geçemezlerdi bizi Ne yedi kat göklerdeki melekler Ne deniz dibi cinleri Hiç biri ayıramaz beni senden Güzelim Annabel Lee Ay gelir ışır, hayalin erişir Güzelim Annabel Lee Orda gecelerim uzanır beklerim Sevgilim sevgilim hayatım gelinim O azgın sahildeki Yattığın yerde seni...

Çev. Melih Cevdet Anday

It was many and many a year ago, In a kingdom by the sea, That a maiden there lived whom you may know By the name of Annabel Lee; And this maiden she lived with no other thought Than to love and be loved by me.

I was a child and she was a child, In this kingdom by the sea; But we loved with a love that was more than love- I and my Annabel Lee; With a love that the winged seraphs of heaven Coveted her and me. And this was the reason that, long ago, In this kingdom by the sea, A wind blew out of a cloud, chilling My beautiful Annabel Lee; So that her highborn kinsman came And bore her away from me, To shut her up in a sepulchre In this kingdom by the sea. The angels, not half so happy in heaven, Went envying her and me- Yes! - that was the reason (as all men know, In this kingdom by the sea) That the wind came out of the cloud by night, Chilling and killing my Annabel Lee. But our love it was stronger by far than the love Of those who were older than we- Of many far wiser than we- And neither the angels in heaven above, Nor the demons down under the sea, Can ever dissever my soul from the soul Of the beautiful Annabel Lee. For the moon never beams without bringing me dreams Of the beautiful Annabel Lee; And the stars never rise but I feel the bright eyes Of the beautiful Annabel Lee; And so, all the night-tide, I lie down by the side Of my darling- my darling- my life and my bride, In the sepulchre there by the sea, In her tomb by the sounding sea.

Romantizm Etkisinde Annabel Lee

Annabel Lee şiiri incelendiğinde, dönemin hâkim edebi akımı romantizmi çağrıştıran noktalar göze çarpar. Romantik düşünce anlayışına oldukça uygun olan bu noktalardan en göze çarpanı şairin Annabel Lee ile kendisinden birer çocuk olarak bahsetmesi. Genelde romantik bir aşk anlatımında idealize edildiği şekli ile gençlik demekten özellikle kaçınan şair, net bir şekilde Annabel Lee’nin de, şiirde bizimle konuşan anlatıcının da çocuk olduğunu belirtmiş. Bu detay, şiirin Virginia Clemm’e adanmış olması ihtimalinin de temel sebeplerinden biri. [caption id="attachment_197877" align="aligncenter" width="383"] Poe'nun eşi ve kuzeni Virginia Clemm[/caption] Ancak şairin yalnızca bu sebeplerle ‘çocuk’ kelimesini kullanmadığı da açık. Romantik düşüncede çocukluk döneminin saflığı temsil ettiği düşünülürse, bu kullanımın bilinçli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Zira dönemin romantik düşüncesine göre çocukluk, insanın zamanla kaybettiği ve asla bir daha erişemediği saf duyguların yaşandığı dönem. Romantizmi akla getiren diğer bir detay da Annabel Lee’nin kendisi. Şiirin ana konusu ve başkahramanı Annabel Lee. Adı birçok kez tekrar ediliyor. Ancak hiçbir yerde Annabel Lee’yi betimleyen tek bir kelime dahi geçmiyor. Bu da akla şairin belirli bir insanı değil de saf güzellik ve aşkı anlattığı düşüncesini getiriyor. Annabel Lee gerçek bir insan değil, bu saf güzelliğin şairin zihninde form bulmuş hali. Bu ihtimal özellikle şiir kendi dilinde incelendiğinde fazlaca öne çıkıyor. ‘el değmemiş Annabel Lee’ (maiden) şiire göre bir deniz krallığında (kingdom by the sea) yaşıyor ve anlatıcımızı sevmekle onun tarafından sevilmekten başka hiçbir isteği yok. Bu fantastik bağlam Annabel gibi bir karakterin gerçek hayatta var olmasını pek de mümkün kılmıyor. Bu sebeple de Annabel Lee’nin bir karakterden çok saf aşkın sembolü olması ihtimali güçleniyor. Ancak şair böyle bir aşkın ve aşığın gerçek hayattaki imkânsızlığının da farkında. Bu sebeple de Annabel Lee ölüp gidiyor ve ardında acılı bir adam bırakıyor. Bu durum da romantizmde idealize edilen ancak gerçek hayatta bir türlü yaşanamayan saf, üstün duyguları ile örtüşüyor.

Annabel Lee’de Gotik Çağrışımlar

Edgar Allan Poe dendiğinde akla ilk olarak romantik aşk hikâyelerinin gelmediği kesin. Poe’nun edebiyatı genelde karanlık ve mistik bir atmosfere sahip. Gotik olarak tanımlanabilecek bir kaleme sahip olan Poe’nun bu karanlık yanı en romantik işlerinden birinde dahi kendini gösteriyor. Şiirin kendisi masalsı bir havada başlıyor ancak çok kısa bir süre sonra okuyucu hikâyenin detaylarını öğreniyor ve hikâye çok daha karanlık bir yere doğru çekiliyor. Genel havası ve finali düşünüldüğünde başlı başına bir gotik eserden bahsettiğimizi söyleyebiliyoruz. Ancak Annabel Lee’deki gotik hava yalnızca buradan kaynaklanmıyor. Şiirde denizin oldukça özel bir yeri var. Gerek sıkça tekrarlanması gerek de en çarpıcı olaylara fon oluşturması denizi gerçekten özel yapıyor. Öncelikle Annabel Lee ve aşığının yaşadığı ‘denizlerdeki ülke’ okuyucuda bir izolasyon hissi uyandırıyor. Denizlerdeki ülke, şiirin başında uzak ve sakin bir izlenim uyandırıyor ancak zamanla bu uzaklık hissi soğukluğu ve ölümü çağrıştırmaya başlıyor. Zira burası saf çocukluk aşkına ev sahipliği yapan uzak ve sakin bir deniz kasabasından genç ve güzel bir kızın mezarı olan ürkütücü bir yere dönüşüyor. Üstelik bu kez denizin içine şeytanlar da giriyor. Göklerdeki kıskanç melekler ve denizin altını mesken tutmuş şeytanlar bütün güçleri ile bu âşıkları ayırmaya çalışıyor. Ürpertici gotik atmosfer şiirin sonlarına doğru iyice baskın hale geliyor. Anlatıcı, şiirde Annabel Lee’nin mezarının yanında yattığından bahsediyor. Bu da elbette romantik bir yas tutma yöntemi değil. Okuyucuya çok daha karanlık bir dünyayı çağrıştırıyor. En genel bağlamda ele alındığında ise gizem havası bu şiire gotik bir hava katıyor denebilir. Poe’nun diğer işlerinin de en temel öğelerinden olan gizem, burada da oldukça baskın. Okuyucu Annabel Lee ile ilgili neredeyse hiçbir bilgiye sahip değil. Karakteristik ya da fiziksel özelliklerinden bihaber. Annabel Lee’nin sevgilisi için de aynısı geçerli. Hikâyeyi bize şair mi anlatıyor yoksa bambaşka biri mi anlamak mümkün değil. Şiirin orijinal dilinde Annabel’i alıp götüren bir akrabadan da bahsediliyor ancak bunun kim olduğu yine bilinmiyor. Üstelik Annabel’i alıp götürmenin ne anlama geldiği de belirsiz. Gelen akraba kızın tabutu mu götürdü yoksa onu alıp aşığının ulaşamayacağı bir yere mi kapattı emin olamıyoruz. Tüm bunlar bir araya geldiğinde şiire oldukça mistik bir havanın hâkim olduğunu görebiliyoruz. Toparlayacak olursak, Poe’nun burada aşkı ve acıyı en saf hali ile hissettiği ve aktarmaya çalıştığı açık. Şiirde de dile getirdiği üzere bu âşıkların ruhlarını doğaüstü dahi olsa hiçbir gücün ayırması mümkün değil. Poe belki bu şiiri Virginia’yı düşünerek yazdı. Belki de romantizm düşüncesi etkisi ile saf güzellik ve aşkı anlatmaya çalıştı. Amacı ne olursa olsun bu duyguları oldukça sade bir dille ve en yalın şekli ile aktarabildi. Ve okuyucunun ruhuna hitap etmekte öyle başarılı oldu ki, 170 yıl sonra bile bu dizeleri okuyup kendi kalbimizde acısını hissedebiliyoruz. Kaynaklar; 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın