1-) Büyük emekler ile ilmek ilmek işlediğiniz müzik ruhunuzu ve tecrübelerinizi bizlerle paylaşmak istediğiniz için teşekkür ederim. İlk olarak röportaj serilerimizin klasikleşmiş sorusu ile başlamak istiyorum. Aykut Turan'ın mottosu nedir?
“Yaşamak için kalkmıyorsan, yazmak için oturma.”

2-) Müzikal hayatınızda bir çok güzel iş yaptınız ve yapmaya devam ediyorsunuz. Benim için dönüm noktası dediğiniz bir yaşanmışlık var mı?
Ciddi bir kırılma noktası hatırlamıyorum ama konservatuvara girmemle birlikte, müziğe bakış açım
büyük ölçüde değişti. Ayrıca Gökhan Türkmen ve dolayısıyla GTR Müzik ile yollarımızın kesişmesinin,
hayatımda bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyorum.
3-) Katıldığınız yarışma ve bu yarışmada finalist olmanız çok değerli durumlar tabi akabinde GTR Müzik ile yollarınız kesişti. Birlikte müziğinizi paylaştığınız insanlar sanatınıza neler kattı?
Müzik yaparken hangi karakterler motive eder sizi?
Bazı müzisyenlerle çalışırken hissedersiniz, herkes aynı frekansta buluştuğunda ortak bir akış içinde
harcanan mesai çok keyifli olur. GTR Müzik ekibindeki arkadaşlarla tanışmamız ve çalışmamız tam
olarak böyle oldu. Birebir tanışmadan önce de Gökhan Türkmen’in iyi bir müzisyen olduğunu
biliyordum fakat birlikte çalıştıktan sonra, yanındaki müzisyeni fiziksel ve zihinsel olarak rahat
ettirmek için elinden geleni yapan, bazı kilit noktalarda yerinde yönlendirmeleriyle işi kolaylaştıran
çok yönlü bir müzisyen olduğuna da tanık oldum. Bu gibi durumlar müzik yaparken motive edici
oluyor.
4-) GTR Müzikten konu açılmışken, son tekliniz GTR etiketi ile çıktı ve bu eserin serüveninden bahseder misiniz?
“Kaçmalı Bu Kafadan” üç yıl kadar önce yazdığım bir şarkıydı. Müzikâl formunda çok çeşitlilik
olmamasına karşın, anlatım dilinin yoğun ve akıcı olmasına özen gösterdim. “Son ‘ki üç kayıt”
programına bu şarkıyla katılmam riskliydi belki ama Gökhan Türkmen’in farklı müzik formlarına açık
bir müzisyen olduğunu görebiliyordum ki proje sonuçlandığında kararımın doğru olduğunu anladım.
Düzenlemesi için şarkıyı GTR Müzik ekibinden Alper Anık’a teslim ettik. Gökhan Türkmen
prodüktörlüğünde, sürekli fikir alışverişi yapıp her detay üzerinde özenle durarak, bas gitarda Feryin
Kaya ve davulda Tunç Çakır ile birlikte kaydı tamamladık. Mustafa Özen yönetmenliğinde bir kliple
birlikte dinleyicilere sunduk.
5-) Bu hususa ısrarla değiniyorum her röportajda zira sanatçılar nezdinde her
üretim özeldir fakat unutulmayan anılar yaratan, sanatçıda derin izler bırakan
ve/veya dinleyici ile bütünleşmiş bir üretim hep vardır. Bu durum da sizin için
böyle mi? Ve bahsi geçen o eseri bizlerle paylaşır mısınız?
Annem ve babam çalışan insanlar olduğundan beni anneannem büyüttü. Okula başladıktan sonra
da her tatilde yanına bırakıyorlardı beni. Yılın yarısını onunla birlikte köyde geçiriyordum. İlk gençlik
yıllarımda onu kaybettikten sonra, o duygusal çöküş ve beraberinde getirdiği boşlukla nasıl baş
edeceğimi bilemedim. Bu tür durumlar soyut gibi görünse de hissettirdikleri her şeyden daha somut
oluyor aslında. Tamamen kurtulmak mümkün olmasa da sancıyı hafifletmek için o yıllarda tek bildiğim
şeyi yapıp bir şarkı yazdım. Hatırladığım tüm anılarımız köyde yaşandığı için şarkıya “Bir Bahçemiz
Vardı” ismini verdim. Bu güne dek kaydedip yayınlayacak psikolojik gücü bulamadım kendimde.
Umuyorum bir gün yalnız kaldığımda çalmayı bırakıp, stüdyoda yâd edeceğim onu. Mutluluk
paylaştıkça çoğalır denir, acı azalıyordur belki.
6-) Üretim sizin için çok önemli olmalı zira sürekli bir fikir alış verişi, bir üretim haliniz var. Fikirlerinizi topladığınız torbada gelecek için bizleri neler bekliyor?
Geleceği düşünüp planlamak konusunda pek iyi değilim. Yapılan planlar, beraberinde kaygıları da
getiriyor. Üretim sürecini olumsuz etkileyen bir durum bu. Zihninizi oradan sıyırıp üretime odaklamak
ayrı bir mesai hâline geliyor. Dolayısıyla plan yapmak yerine bir akışın içinde yol almak daha az yorucu
oluyor. Yayınlamayı düşündüğümüz yeni şarkılar için GTR Müzik ile sürekli irtibat hâlindeyiz. Onlar
planlama kısmını çok iyi yönettiğinden, benim üretim sürecim de büyük ölçüde rahatlıyor. Sonuç
olarak bana sadece daha iyisini üretmek düşüyor ve ben de bunu yapıyorum. Yakın gelecekte hep
birlikte göreceğiz.
7-) Bir festival düzenlenecek olsa ve bütün fikirler size ait olsa ‘’Aykut Turan’’
bizlere nasıl bir festival hazırlardı.
Birkaç yıl önce kötü organize edilmiş bir festivale gittikten sonra bu konu üzerine uzunca
düşünmüştüm. Türkiye’de daha önce yapılmamış bir festival konsepti geldi aklıma. Bunun üzerine
organizatör arkadaşlarımla görüştüm ve önümüzdeki yıllarda bu fikri değerlendirmeye karar verdik. O
yüzden şimdilik ifşa etmesem daha iyi olur.
8-) Türkiye’deki müzikal gelişmeleri nasıl karşılıyorsunuz? Son dönemde sizin
açınızdan göze çarpan projeler oldu mu? Dikkatinizi müzikal anlamda neler
çekiyor?
Yeni üretilen şeylere genel olarak kapalı olduğum bir dönemdeyim. Daha doğrusu pek müzik
dinlemiyorum bu aralar. Dinleyeceksem de eskileri dinliyorum ama tüm dünyada olduğu gibi
ülkemizde de rap müziğin gerekli saygınlığı kazanması sevindiriyor beni. Bir şarkı yazarken veya
dinlerken sözlere çok dikkat ederim. Kültürel tarafını bir yana bırakıp teknik yönden ele aldığımızda,
rap müzik de belirli bir ritmik ve müzikâl yapının üzerine inşa edilen söz sanatı aslında. Revaçta
olduktan sonra taliplisi de çok oldu tabii ve beraberinde kalite ister istemez düştü. Yine de insanlara
şarkı sözlerini alelade dinlemeden, anlamaya çalışma alışkanlığı kazandırdığı için önemli olduğunu
düşünüyorum.
9-) Keyifli sohbetimizde sona yaklaşırken, Dünya olarak zor bir dönem
yaşıyoruz. Elbette bu durumun ülkemizdeki bilançosu bizler için ağır oldu.
Konumuz ile ilgili olan kısmına gelirsek bu dönemde birçok sanat insanı
hayatından oldu ve belki de onlardan gelecek çok özel üretimlerden mahrum
kaldık en önemlisi bir insandan mahrum kaldık. Eğlence sektöründeki
emekçiler 1.5 yılı aşkın süredir işsiz. Süreç ile ilgili düşüncelerinizi ve
önerilerinizi merak ediyorum?
Pandemi hakkında söylenecek hemen her şey söylendi aslında. Bizzat tanıdığım müzisyen
arkadaşlarımın hayatları altüst oldu. Kurulu düzenlerini bozup, kimi ailesinin yanına, kimi de
İstanbul’a nazaran daha ucuz bir şehre gitmek zorunda kaldı. Bu süreci atlatabilmek adına, “reçeteli
uyuşturucu” bağımlısı olanlar oldu. Reçeteli uyuşturucu diyorum çünkü depresyon bu coğrafyada bir
hastalık olmaktan çıktı, günlük yaşamın bir parçası hâline geldi. Artık insanlar bu ilaçları beyinlerini
uyuşturup, tahammül eşiklerini yükseltmek için kullanıyorlar. Kaldı ki müzikle uğraşan insanlar bunlar,
hassas çocuklar. Bunlar yetmezmiş gibi hâlâ müzikle ve müzisyenlerle alakalı, pandemiyle bağlantısını
kurmakta zorlandığım kararlar alınıyor. Destek olunmadı veya olunamadı, en azından bundan sonra
köstek olunmamalı ki müzisyenler, insanlar kimseye minnet etmeden yaşayabilsin.
10-) Sohbetimizi, okurlarımıza sosyal ve
müzikal hayatları ile ilgili verebileceğiniz tavsiyeler ile noktalamak istiyorum.
İnsan yaş aldıkça iç muhakemeleri sıklaşıyor. Haysiyetli bir yaşam felsefesi benimserlerse, yaşlılık
dönemlerini huzurlu geçirme ihtimalleri yüksek olur bence. Çünkü o yıllarda başarı ve paranın
önemini yitireceğini, geri dönüp baktığımızda kendimizi gereksiz yorduğumuz ve bozduğumuz her şey
için pişmanlık duyacağımızı düşünüyorum. Hiçbir vasfı olmayan, müzikten bihaber insanların
“soytarılık” yaparak müzik üzerinden yüklü miktarda maddi kazanç sağladıkları bir dönemdeyiz. Bu
durumun demode olacağını ve bir yerden sonra insanların müzikâl olarak donanımlı, bir derdi olan
müzisyenleri dinlemeyi tercih edeceklerini düşünüyorum. Dolayısıyla mevcut duruma takılıp
kendilerine moral-motivasyon kaybı yaşatmak yerine, sürekli çalışarak, zamanı geldiğinde altyapıları
sağlam bir şekilde hazır olmalarını önerebilirim. İlginiz için teşekkürler, görüşmek üzere.
Sevgili Aykut Turan'a bu keyifli sohbet için teşekkür ediyor, Sevgili Sema Sepin'e ise süreçteki destek ve ilgisi için şükranlarımı sunuyorum. Sevgiler.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın