hava güneşli. temiz havayı içime çekip uzun zamandır uğramadığım kafenin göl manzarasına karşı olan tarafına oturdum. açık bir çay ve tatlı aldım. hayatımda değişenlerin yanında değişmeyenleri de anıyorum burada. yaklaşık bir yıla yakın süre önce oturduğum masa burası, sola çevirip başımı manzarayı izlediğim o masa. gün batımına yakın çıkardım kapıdan dışarı ve sahile atardım kendimi. olabildiğince yakınına. ayırdığım zaman için teşekkür ederdim kendime ve let it happen şarkısı eşlik ederdi bana. yüksekçe açtığım şarkının sesi zihnime yayılırdı. mutlu hissederdim. mutlu ve özgür. tam da şimdiki gibi.
şimdi let it happen çalmıyor kulağımda, the do - miracles çalıyor. “do you really wanna go back in time?” derken dinliyorum onu. değişmeyen şeyler beni gülümsetirken değişenlere de şükrediyorum. geçmişte yaşadığım şeylerden kazandım önümdekileri. geçmişten topladım biraz da dağıttım. geri döndüğümde alabileyim diye. o da bendim, şu anda olduğum halim gibi. değişenlere şükrederken geçmişe de gülümseyerek bakmayı ihmal etmiyorum, başımı önüme çevirmeyi de bilerek. onlar olmasa burada olamayacağım gibi orada kalmayı da bilmeliler çünkü ben oraya dönmek istemiyorum.
onu bulmadan önce, dünyanın bana karşı olduğunu düşünüyordum. penceremin önündeki kumrunun, yaprakları yalpalanan ağaçların ya da avucuma düşen beyaz kelebeğin hakkını yemek de istemem. onlar beni hayata bağlayan dünyaydı, karşımda değil bir süreliğine yanımda hissettiğimdi, yeni bir hayal kırıklığı yaşayana dek. sonra tekrar karşıma geçerlerdi, bana düşman olurlardı. e öyle ya, ne de olsa kimse anlamazdı beni ya da ben o dar pencereden bakardım dünya zannettiğim şeye.
çırpınırken karşısında yine anlaşılmadığımı zannederek, ağlarken ve de zırlarken, dünya yine başıma yıkılıyor sanki işte yine hayal kırıklığına uğradım diye düşünürken, karşıma geçen o dünya mı yine, kelebekler bana küstü ve ağaçların yaprakları ters yöne esiyor, dağıtırken saçlarımı gözyaşlarım rüzgara karışıyor, o da karşı artık bana, kaçmak istiyordum buradan yalnızlığa kapanmak ve perdeleri kapatmak. “ben karşıda değilim senin yanındayım.” fırtına dindi, güneş açtı sanki gözlerimin içine. huzurla duraksadım ve bekledim. ne gerek vardı sesimin çatallaşmasına, o beni anlıyordu. kediler yanımda uyuyacak, esinti hoş bir ürpertiyle girecekti kabanımdan içeri. o söyleyene kadar hiç yanıma bakmadığımı farkettim, başımı yana çevirdiğimde onu gördüm. gördüğüm şey, suya baktığımda dalgaların üzerindeki ışıltının verdiği keyifle aynı şeydi veya bakışımı alan güneşin sıcaklığı. gözlerindeki ışıltı. ısıtıyor bedenimi. karşımdan bakmıyor bana, yanımdan kucaklıyor.
şükrediyorum. geçmişe de geleceğe de. en çok da o ana. onu yanımda hissettiğim ana.




Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın