Batıdakiler için doğu doğudakiler için batıda yaşayan* ve yoğun olarak batı kültürüne maruz kalıp batı kültürüne ait ürünler tüketen biri olarak doğu kültürünü, özellikle uzak doğuyu, her zaman farklı, acayip, garip ve ilginç bulurdum. Fakat farklılığı ve ilginçliği ile beni kendisine çekip cezbeden bu kültürün ürünlerine (filmler, kitaplar, oyunlar vs.) karşı içimde anlayamadığım bir uzaklık, bir soğukluk da hep vardı. Bu durum nedense özellikle kitaplar üzerinde daha baskındı. Sanki uzak doğu edebiyatına ait bir eser okuduğumda okuduğumu anlamayacak ve eserden sıkılacaktım. Üstüne üstlük uzak doğunun barındırdığı ejderhalar, çeşit çeşit farklı tanrılar ve canavarlar ile iç içe geçmiş zengin tarih bir fantastik kurgu bağımlısı olarak elimi ayağımı titretip beni sürekli kendisine çekmesine rağmen böyle hissediyordum. Bir türlü ön yargılarımdan** kurtulamıyordum. Ta ki...
*Barış Abi'ye bir selam!
**"Ön yargı kötüdür." Kötü müdür? Bilemiyorum. Özellikle bizim gibi coğrafyalarda ( Evet, başka bir şey dememek için) hayat kurtarıcı olabiliyor. Çünkü terazinin bir ucunda hayat olunca terazinin o tarafı o kadar ağır oluyor ki, "ön yargı kötüdür" gibi basit cümlelerin anlamı kalmıyor.
Ta ki* Üç Cisim Problemi serisine kadar. Üç Cisim Problemi serisi uzak doğu ön yargı cephesine büyük bir darbe indirerek cepheyi yarıp geçmiş, ikmal hatlarımı kapatmış, komutanlarımı esir etmiş, ordularımı ablukaya almıştı. İliklerime kadar ilerlemişti.
*Ürün yerleştirme: Ta ki seni görene kadar olanlar oldu! Elbette reklam değil. Olası reklamlara göz kırpma sadece.
Ve şimdi Haşhaş Savaşı bu yarılan hattan geçip cepheyi paramparça etti.

Haşhaş Savaşı Çin kökenli Amerikalı yazar R. F. Kuang tarafından Çin tarihinden ilham alınarak yazılmış fantastik kurgu türünde bir seri. Seri ismini ilk kitabından alıyor ve serinin isimleri sırasıyla Ejderha Cumhuriyeti ve Yanan Tanrı olan iki kitabı daha bulunuyor. Yanan Tanrı ile seri açık kapı bırakılmadan da tamamlanıyor. (BKSBİGBB)
Biz bugün serinin ilk kitabı olan Haşhaş Savaşı'nı konuk edeceğiz ve ilerleyen tarihlerde de ikinci ve üçüncü kitapları konuk olarak alacağız. Çünkü Remastered* dönemindeyiz ve her dönemin insanı** olarak bunu kaçıramam.
*Burada artık bunu açmak lazım diye düşünüyorum. Dostlarım aslında ben bu incelemeyi kitabı okuduğum tarihte çok gizli ve kayıp bir organizasyonda yazdım. Baktım "after credit" ile Marvel kopyalanabiliyor, o halde "Remaster" ile Capcom da kopyalanabilir diye düşündüm. Hata mı ettim? (After Credit için BKNZ: Slay The Spire İncelemesi)
**Neyse ki mesleğim mühendislik, ya kürsü falan içeren bir mesleğe sahip olsaydım, halimizi düşünebiliyor musunuz? Hmm... bir saniye... düşünmeye gerek kalmıyor ki, zaten yaşıyo.... Öhm!

Çin tarihi denilince yılların ön yargılarından dolayı ilk aklımıza üşüşenler; entrika, ihanet, savaş, çeşit çeşit tanrılar ve ejderhalar oluyor. Haşhaş Savaşı da bu ön yargılarımızı destekler nitelikte tam olarak bu konuları merkezine alıyor* ve bu konuları karanlık bir tonda rahatsız edici bir şekilde karşımıza çıkartıyor.
*Bakın gördünüz mü? Ön yargılarımız haklı çıktı. Demek ki neymiş? "Ön yargılarınızdan kurtulun" gibi kişisel gelişim cümlelerine pabucumuzu bırakmamalıymışız. O halde sizleri "Kişisel Gelişime Karşıyız, Gelişim Dediğin Topluca Olur, Gelin Toplanalım" isimli grubumuza davet etmek isterim. Gelin toplanalım, gelin gelişelim.
Lakin kitap açılışını bu dediğimizin tam tersi yönde, çok masum ve hepimizin çok iyi bildiği ÖSS* ile yapıyor. Yazar fantastik tür bir eser için çok basit kaçan böylesi bir konuyu işlerken açıkçası çok başarılı bir iş çıkartıyor ve karakterimizin üzerindeki stresi, çaresizliği, acıyı ve korkuyu bizlere derinden aktararak bizi ense kökümüzden** yakalamayı başarıyor. İlk bölümün bitip karakterimizin akademiye girmesiyle de bambaşka bir yerden yakalıyor ve o noktan sonra da bir daha asla bırakmıyor.
*Yaşı gereği ÖSS'yi bilmeyenleriniz olabilir. Ölümcül Saadet Sınavı. Sizin de girdiniz, tüm hayatı etkilediği söylenen masum yüzlü şeytan, aynısının laciverti canım işte.
**Yaşanmış, geçmiş korkuların depo edildiği yerdir. Kediler bu nedenle ense kökünden tutulunca kitlenir.
R. F. Kuang kitabın ilk çeyreğini oluşturan akademi kısımlarıyla uzun zamandır hissetmediğimiz ve tekrardan hissedene kadar da ne kadar özlediğimizi fark etmediğimiz Kral Katili Güncesi’nin zamanında damağımızda bıraktığı enfes tadı sunuyor. Tıpkı bir şef yemeğini başka bir şefin yorumlaması gibi Kral Katli Güncesi’nin imza lezzetlerini farklı aromalarla servis ediyor: Etrafta deli gibi hareket edip diğer hocalara takılan, hocalığı takmayan, her lafının arkasında mutlaka farklı anlamlar bulunan ve hiç söylemese de çok büyük bir güce sahip olduğunu düşündüğümüz gizemli Elodin Hoca ve Kvothe’un okuldaki baş düşmanı, önemli bir ailenin zengin ve şımarık oğlu Ambrose bu farklı aromaların en bariz örneklerini oluşturuyor.
Ama tabii ki Haşhaş Savaşı'nda sadece aynı yemeğin farklı aromaları bulunmuyor, kendine ait ayrı tatlar, özel tarifler de bulunuyor. Örneğin akademi dediğimiz yer Kral Katili Güncesi'ndeki ilmin ve büyünün öğretildiği eğitim yuvası gibi değil. Burası İmparatoriçe için savaş dahisi generaller yetiştiren bir savaş akademisi. Burada Kvothe'un "çocukça" şakaları yapılmıyor, burada hizip ve entrika yapılıyor. Burada düşman devletlerin son fertlerine kadar katledilmesi planlanıyor. Burada kan ve ölüm öğretiliyor.
Bir diğer örnek ise Haşhaş Savaşı'nın kalbinde yatıyor. Haşhaş Savaşı'nın temelinde Kral Katili Güncesi'nden farklı olarak* tanrılar ve tanrıların ölümlülerin hayatlarına müdahil olmaktan bir saniye geri kalmaması bulunuyor.
*Gerçi son kitap(lar) olamadığı için bilemiyoruz. Geldiğimiz yere kadar yoklardı. Yani yok gibiydiler. Konuşulmamalıydılar. Anlatılmamalıydılar. Duyulmamalıydılar. Onlar... onlar... şarkısı söylenmeyenler. Ve Onlar KAZANDI!
Zihnimiz işte bu yeni ama bir yandan da nostaljik duygularla kitabın ilk çeyreğinin yarısına kadar mest olmuş bir halde sayfalarda sürüklenip gidiyor. Fakat ilk çeyreğin yarısından sonra sürekli yenilik isteyen insan zihni* yön değiştirip hafif hafif rahatsızlanmaya başlıyor ve zihnimizde “Tamam, nostalji iyi güzel ama acaba tüm kitap bu kadar mı?" düşünceleri gark oluyor. Ve tam da bu anda o zamana kadar hep arka planda konuşulan savaşın patlak vermesiyle kokpit ekibine kemerlerini bağlamasını anons eden pilotu duymuş kabin ekibi gibi kalkışa geçeceğimiz anlıyoruz.
*Sürekli yenilik ister ama konfor alanından** da çıkmak istemez. Zihin senin sıkıntın bize mi?
**Bilinen evrendeki en güçlü alandır. Çekim kuvveti o kadar güçlüdür ki çekim alanından çıkmak için yıkıcı deneyimler yaşanması şarttır. Karanlık maddenin özü olduğu düşünülmektedir.
Bu kalkış ile artık farklı bir yoldayız. Savaş yolunda. Ve bu yol oldukça karanlık, oldukça kan dolu.
Bu yolda birbirlerine hiç güvenmeyen ve sadece imparatoriçeye duyulan korkudan birlikteymiş gibi davranan parçalanmış bir imparatorluk ile, bu imparatorlukta yaşayanları insan dahi görmeyen nefret dolu bir ülkenin arasındaki savaş var.
Bu yolda insanların ve tanrıların masum, suçlu, yetişkin, çocuk ayrıt etmeksizin zulmetme yarışı var.
Bu yolda ihanet, işkence, ölüm ve katliam var.
Bu yolda acı, hüzün, mutsuzluk ve umutsuzluk var.
Haşhaş Savaşı savaşın dehşet verici atmosferini ve savaşın karakterler üzerinde bıraktığı acıyı, stresi okuyucuya acımasız bir gerçeklikle aktarıyor (Hatta bir bölüm hayli rahatsız edici) ve kitap yarattığı ateş nehirleri içerisinde yanarak kaybolup gitmemize neden oluyor.
Herkese iyi okumalar dilerim.








Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın