Hayat bazen hiç beklemediğin anda hiç beklemediğin yerde birden çelme takar ve adına da büyümek der. Büyümek, sorumluluk sahibi olmak, mutlu yaşantını geride bırakıp (göreceli) sıkıcı rutinlere hapsolmak gibi bir potporiyi önüne sunar. Sende başka bir seçeneğin yoksa en klasiğini kabul edersin.
Şaka yapıyorum, her zaman başka bir seçenek vardır. Eğer yeterince tembel değilsen vardır.
Yakın zamanda hayata dair çeşitli tecrübelerimiz oldu, romanı yayınlayamadık çünkü daha yazamadık, düğün gördük, ölüm gördük, hastalık gördük, nankörlük gördük... İnsanların tecrübelediği çoğu şeyi gördük yani kısaca. Hepsinden ayrı ayrı dersler çıkardık. Ama ders çıkaramadığımız, anlamlandıramadığımız yerler de oldu; neden hayat dediğimiz nehirde iki kere yıkanamıyoruz? Neden biz plan yaparken onun kendi kafasına göre hazırladığı süprizleri yaşamak zorundayız? Ve bunların cevabını kim verecek?
Belli ki bütün bunların cevabı bende yok çünkü kelin ilacı olsa zaten malum hikaye.
Geçtiğimiz bölümde biri yorum olarak main character sendromundan ve yazım özelinde etkisinden bahsetti. Haksız ddeğil hatta oldukça haklı ama bu haklılığı beraberinde durumun gerçekliğini de getiriyor. Kendi hayatımızın ana karakteri olmayacaksak kimin hayatında herhangi bir karakterde var olabiliriz? Yoksa bir şekilde ana karakter olmak zorunda mı hissediyoruz veya hissetmek zorunda bırakılıyoruz? Heşey Amerika'nın bir oyunu mu ve kahvehanedeki amcalar kesinlikle haklılar mı?
Kötü bir haberim var; amcalar haklı çünkü popüler kültür bizi bir şeyler hissetmeye zorluyor, bir şeyler almaya, gezmeye, gülmeye hatta bazn mutsuzluğa bile zorluyor. Kitleleri istedikleri gibi yönetmek için yapıyor olabilirler.
Ama yazının konusu bu değil.
Konuya bende hakim değilim aslında bambaşka birşeylerden bahsetmek istemiştim ama konu yine buralara kadar geldi. Ne yaparsam yapayım gündem veya siayset konuşmadan cümleye devam edemiyorum. Standart bir Türk olduğum için de olabilir öğretmen olduğum için de.
Berbat derecede uzun girizgahtan sonra asıl meseleye geliyorum: Durup düşünmek devam edebilmek için gerçekten gerekli mi yoksa spontane yaşamak is everything midir?
Bu üzer,nde sık sık olmasa da düşündüğüm bir şey. Özellikle spontane olmayı çok istemekle düzenin kulu kölesi olmak arasında sıkışmış bir zihin için düşünmemek imkansız. Plansız programsız hareket ederek hayatı akışında yaşamak muhteşem bir deneyim ama planlamadan geçiremeyeceğimiz gülerin olması da bu muhtşemliği mahfeden bir detay. Acaba hepsini planlasak nasıl olur? Yani spontane olacağımız zamanları bile planlasak serkeş yaşantı tarzına ihanetten içeri alınır mıyız?
Durup düşünmekten bir diğer kastım da şu aslında; mevcut yapımızı belirlemeden yeni bir oluşuma kendimizi atmamalıyız. Yoksa atmalı mıyız kervan yolda mı düzülür?
Bunu hayatın her alanında düşünebilirsiniz, yeni bir iş, yeni aşk, yeni situationship, yeni gayrimenkul, eskisi bitmeden alınan duj jeli vs. Herşey için geçerli. Durup, elimizdekilere bakmadan, mevcut durumumuzu, mental sağlığımızı, irademizi belirlemeden devam etmeli miyiz?
Ve eğer bunu yapmazsak yine de spontane yaşayan bir bohem olabilir miyiz?
Bilemiyorum.
Yine de yumuşak içim mocha için popüler kültüre teşekkürler.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın