Kaçışın Olmadığı Bir Kaçış: Les Quatre Cents Coups (400 Darbe)
Truffaut'nun otobiyografik kısımları ve fransız yeni dalga konularını atlayaraktan...
Film boyunca beni en çok etkileyen şey o koşu sahnesi ya da dördüncü duvar değil; Antoine'ın René ile kurduğu bağ oldu. İki çocuğun birbirine duyduğu o sonsuz güven ve sevgi, filmin geri kalanındaki bütün soğukluğun ortasında tek sıcak nokta olarak duruyor.
Sahte Bir Aile Görüntüsü
Antoine için "anne" kavramı aslında bir lider konumunda. O taraftan ne duyar, ne görürse, şüphesiz ve düşünmeden kabul ediyor. Annesi hiç "anne" gibi görünmese de, onun üzerindeki o baskıcı ve yönlendirici gücü hissediyoruz. Ailesiyle ilişkisi, tek bir istisna dışında (birlikte sinemaya gittikleri gün), oldukça yüzeysel kalıyor. Görsel olarak bir aile tablosu var karşımızda ama kamerayı biraz daha o tabloda tutunca, görselin arkasına, duygulara hiçbir zaman geçemediğimizi fark ediyoruz. Bunun sebebi belki dış koşullar -ekonomik sıkıntılar, yaşadıkları o daracık ev, bencil düşünceler- belki de Antoine'ın çocuk ile olgun arasında sıkışmış yapısı. Anne karakteri, içinde derinlerde barındırdığı o içgüdüyü zaman zaman göstermeye çabalasa da, sistemin ve dünyanın dayattığı meseleler (para, aşk, eğlence) onun için hep daha öncelikli kalıyor. İlk bakışta bir aile görüyoruz; bakışlarımızı biraz daha orada tutunca, çürümüşlüğün kokusunu gözlerimizle bile alabiliyoruz.
Truffaut, okulu, karakolu, ıslahevini âdeta ortak bir tema üzerinden inşa ediyor: robotik bir düzen. Bu kurumlardaki yetişkinler, oradaki çocukları hiçbir zaman gerçekten "çocuk" olarak görmüyor. Onlar birer birey, birer robot; uymaları gereken yönergeler, sistemin dayattığı düzen ve disiplin var sadece. Sistem bunu tercih ediyor ve bu tercihte körleşiyor. Böylece çocuğun getirdiği o renkli duygular, yetişkinlerin "eğitim" adını verdiği çabayla siyah beyaza boyanmaya çalışılıyor.
Aile, okul, devlet, aralarında ufak tefek farklar varmış gibi görünse de, hepsi filmde aynı baskı unsurunun farklı yüzleri olarak karşımıza çıkıyor. Ve ne yazık ki Antoine ne kadar koşarsa koşsun, bu sistemden kaçamıyor.
Truffaut'nun filmi cevapsız bıraktığı düşünülür hep, ama aslında büyük sinemanın yapması gerekeni yaparak, en büyük cevabı içimizdeki aynalara fısıldıyor. O ünlü final karesi, bana paketi parçalanmak üzere olan bir özgürlüğü ve onun içinden çıkan kocaman bir sistem çıkmazını hatırlatıyor. Yönetmen, Antoine'ı doğrudan kadraja, bize baktırarak, akıllara kazınan o duvarı parçalama işini de kucağımıza bırakıyor.
Son sahnede Antoine'la birlikte dakikalarca denize, yapay bir özgürlüğe doğru koşuyoruz. Ama içten içe biliyoruz ki koştuğumuz yerde hiçbir şey yok. Koşmayı bile sevemiyoruz çünkü Antoine, yani Truffaut, film boyunca kendi içindeki dramayı bize de yaşattı.
400 Darbe, bir çocuğun büyüme hikâyesinden çok, büyümesine izin vermeyen sistemlerin portresi. Ve belki de bu yüzden, o donmuş kare bugün hâlâ bu kadar yakıcı.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın