"Zaman her şeyin ilacıdır” derler, oysa zaman sadece kendisine akar ve çoğunlukla ilaç olmaz. Dümdüzdür, net bir çizgisi vardır. Seni umursamaz, acını veya unutmak istediklerini anlamaz. Varoluş gününden yok oluşa kadar böyledir ve böyle olacaktır. Bu yüzdendir ki, zamana bel bağlamak, suya düğüm atmak gibidir. Su akar, düğüm kalır…
Zaman ilaç değilse, unutmak veya hatırlamak için rakamın solundaki sıfır kadar etkisizse, nedir o muazzam kabullenişin, dinginliğe geçişin, affetmenin kapılarını aralayışın, unutmanın, hatırlamanın, yürümenin veya soluk almak için durmanın sırrı?
Neden/sonuç ilişkisi…
Neden/sonuç ilişkisi…
Canımızı yakan her ne ise, unutmak veya hatırlamak istediğimiz, affetmek veya yolumuza devam edecek güç temennisi, zamanın ilaç olmasını dilediğimiz her ne ise, bizi sonuca götüren oluş sebebini kavradığımız an, zamanı yanıbaşımıza aldığımız ve medet ummaktan vazgeçtiğimiz andır. Yazgı dediğimiz normatif düzenden söz etmiyorum, kararlar/tercihler ve cehennemin kapısını açan ancak muhtemelen yaşarken farketmediğimiz o “an”dan söz ediyorum.
Bazı “an”lar vardır, bize cehennemi yaşatır… Hatta çoğu kez cehennemin kapısı sadece bir “an” açılır… O an yaptığımız tercih, aldığımız karar, durma veya ilerleme iradesi, zaman derman olsun diye beklediğimiz derdin ta kendisidir.
İrade ve erdem, o “an”larda yoldaşımız olsun.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın