Sürekli Bir Şeyi, Birini Arıyorum

Sürekli Bir Şeyi, Birini Arıyorum
0 Beğen
0 Yorum

 

"Bazı sabahlar uyandığımda, gözlerim yaş içinde buluyorum kendimi. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi oluyor." - "Gördüğüm rüyayı ne yapsam hatırlayamıyorum." - "Ama..." - "O bir şey kaybetmişim hissi uzun bir süre beni bırakmıyor." - "Sürekli bir şeyi, birini arıyorum"

Yönetmen Makoto Shinkai, Mitsuha ve Taki'nin ağzından çıkan bu cümleler ile açıyor filmi. Bir yandan kasabaya düşen kuyruklu yıldızı izliyoruz, bir yandan Tokyo'nun şehir kalabalığını. Birbirlerinin bedenlerinde uyanan Mitsuha ve Taki çevrelerindeki tepkiler sayesinde durumu anlamlandırıyor ve uyandıklarında birbirlerini hatırlayabilmeleri için buldukları her yere yazılar yazıyor.

"Musubi" adını verdikleri tanrıları kasabanın koruyuculuğunu üstleniyor. İğne iplik ile ilmik atmaya, insanları kavuşturmaya, tüketilen şeylerin ruha karışmasına ve zamanın akışına da filmde yine Musubi deniyor. Filmin başında gördüğümüz kuyruklu yıldızın aslında kasabayı yok ettiğini ve hiç kimsenin sağ çıkmadığını filmin ilk perdesi bittiğinde öğreniyoruz. Bütün bu beden değişikliği ve birbirini tanıma işlerinin aslında Musubi tanrısının zaman üzerindeki oyunu olduğunu anlıyoruz.

Filmi uzun süre Taki'nin gözünden izliyor ve zaman algısını iliklerimize kadar hissediyoruz. Kurgu da bu algıyı destekler nitelikte: beden değişim sahnelerinde günlük rutin, okul, iş hayatı art arda hızlı kesmelerle akıp giderken, karşılaşma ya da hatırlama anlarına gelindiğinde zaman aniden yavaşlıyor. Bu ritim kontrastı, zamanın bir yandan elimizden kayıp giderken bir yandan da bazı anlarda durduğu hissini iliklerimize kadar işliyor. Taki'nin haftalardır olan beden değişimi aslında üç yıl önce ölmüş olan genç kız Mitsuha'ya aitmiş. Yazılan mesajlar kayboluyor, bütün anılar siliniyor ve hatta Mitsuha'nın ismi bile unutuluyor, fakat İtomori (Mitsuha'nın kasabasının ismi) Sicimi ya da kumihimo adı verilen kırmızı bir bileklik zamana kafa tutmuş bir şekilde Taki'nin kolunda bağlı halde duruyor. Bu bilekliği uzun zaman önce birinin ona verdiğini fakat kim olduğunu hatırlamadığını, bazen şans getirmesi için taktığını, kasabanın yok olduğunu öğrendiği gece arkadaşına anlatıyor.

Sicimlerin zamanın akışını temsil ettiğini, sarmalanıp düğümlendiklerini, kopup tekrar birleştiklerini ve buna zaman denildiğinden bahsediyor. İçini ürperten ve onu ruhunun derinliklerine çağıran bu bileklik ile Mitsuha ailesinin mabedine yolculuk yapıyor. Zaman tanrısı Musubi onun bu fedakarlığını ya da tamamen kaderinin böyle örüldüğünü bildiği üzere bedenlerin bir kez daha değişimine izin veriyor. Mitsuha ve Taki bu kez kasabayı ve farkında olmadan ruhlarındaki aşkı kurtarmak için çaba gösteriyor.

İki ruhun nihayet karşılaştığı an tabiki tesadüf değil: Ne gece ne gündüz, "tasogare" ya da "kataware-doki" denilen o alacakaranlık vaktinde buluşuyorlar. Japoncada eski bir deyişle "o kimdir?" anlamına gelen, tanıdıklık ile yabancılığın birbirine karıştığı bir zaman dilimi. Mitsuha ile Taki'nin birbirine hem bu kadar yakın hem bu kadar uzak olması, tam da bu belirsiz zaman aralığında vücut buluyor.

Nihayetinde her şey tabii ki mutlu sonla bitiyor fakat, yönetmen kafamda bir soru bırakıyor; gerçek aşkı bulabilmemiz için ruhumuzun sesini takip etmemiz, kendi kader sicimlerimizi örebilmek için metrelerce yol tepmemiz (bunu filmde kullanılan birçok ayak planı üzerinden yorumluyorum) mi gerekiyor? Burada aşk dediğimiz şey aslında filmde de öne çıkan "ruh eşi" kavramı tabii ki.

Mitsuha ve Taki'nin hikayesinde; Tokyo kalabalıklarının arasında saniyelik göz çarpışmasıyla ruh eşinin aslında ne kadar hissedilebilir olduğunu, insanın zamandan bağımsız bir şekilde, ruhunun derinliklerine ışık tutacak anların doğduğunu ve bedenlerin ne kadar uzakta ve yabancı olursa olsun ruhların birbirine o kadar yakın ve tanıdık olduğunu görüyor ve Azra Kohen'in şu sözlerini alıntılıyoruz.

"Uç oğlum, kimseyi bekleme, sen uç. Aynı cinsten olmayan kuşlar nasılsa birlikte uçamayacak. Sen kime layıksan o gelecek, yanında seninle seyir alacak. Herkes kendisi gibi olanı bulacak. İsterlerse aynı mahalleden olmasınlar, hatta aynı şehirden. Ruhları aynı kaynaktan gelenler bu devirde birbirlerini mutlaka bulacaklar, yeter ki sen yola çık, o yolda ilerlemek, yani yolculuğun kendisi getirecek sana senin olanı, sen yeter ki uç."

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın