Yaz tatilinin de başlamasıyla kendimi rahatsız etme moduna aldığım, okulla ilgili olan her meseleyi rafa kaldırdığım bir yaz gününde o malum mavi, kurumsal siteye girmek gibi bir hata yaptım.
Önüme düşen ilk paylaşım falanca kişi filanca şirketinde staj yapmaya başladığını bağlantılarıyla paylaşmaktan mutluluk duyuyordu. Kaydırmaya devam ettim bir sonraki paylaşımda da X kişisi İngiltere'de katılmış olduğu dil kursunu bitirdiğini haber veriyordu. Daha fazla kaydırmaya dayanamadım ve uygulamayı kapattım.
Ben saat 12 sularında uyanmış, üstümde hala pijamalarımla otururken ve de klimanın altında serinlerken insanların bunları başarmış olmasını açıkça söylemeliyim ki kıskandım. Kıskandım evet doğru kelime çünkü ben de bunları yapmak istiyordum ve istemekten öteye geçemedim. Ben evimde yatarken dışarıda birileri benim planladığım, düşlediğim şeyleri yapıp üzerine bir de bitirmenin mutluluğunu paylaşıyordu. İtiraf vakti geldiyse de sanırım canımı sıkan şey onların bunları yapmış olması değil benim yapmamış yapamamış olmamdı. Burada ailemi, çevremdekileri, bulunduğum yeri belki sıcak havayı suçlayabilirim belki ama bunu yapmayacağım. Çünkü biliyorum isteseydim bir şekilde yolunu bulup yapardım ama ben yapmak yerine yatmayı seçtim. Okul biter bitmez koşarak evime dönmeyi ve de hiçbir şey yapmamayı kendime ödül olarak koydum. Şimdi ise burada oturmuş bundan şikayet ediyorum. Şarkıda geçen " summertime sadness"a sanırım bu da dahil: YAZ SONU YATTIĞIN İÇİN DUYDUĞUN O PİŞMANLIK.
Burada biraz herkesin yaptığı gibi sosyal medyaya da kusur bulacağım. Paylaştığımız başarılar, o tatil fotoğrafları, okurken altını çizdiğimiz belki de hiçbir anlamı olmayan o cümleler, stajlar ve beni en çok acıtan o yurtdışı tatilleri... Herkes iyi şeyleri paylaşıyor orada, güzel şeyleri. Ama hayatın bir de arkaplanı yok mu? Başarısız olduğumuz, yüzümüzde sivilcelerin cirit attığı, hiçbir şey okuyup yazamadığımız o dönemler bunlar da hayatın bir parçası ama biz o kısmı tamamen "ignore"luyoruz.
Herkesin hayatına özenip keşke benim de böyle bir hayatım olsaydı diyoruz ve öylece bırakıyoruz.
Başkasının hayatına bakarken kendi hayatını da aynı anda değerlendirmeye başlıyoruz. Birinin staj haberini okuyoruz ve kendi CV'mizi düşünüyoruz. Birinin Erasmus fotoğraflarını görüyoruz ve geçen yazdan beri ne yaptığımızı sorguluyoruz. Birinin mezun olduğunu görüyoruze daha mezuniyetimize yıllar olduğunu hatırlıyoruz. Birinin yeni bir ilişkiye başladığını görüyoruz ve kendi ilişki geçmişimizi düşünüyoruz.
Kimse bize “geride kaldın” demiyor.
Ama biz yine de geride kalmış gibi hissediyoruz.
Üstelik bunun en saçma tarafı da o mavi, kurumsal sitede gördüğümüz insanların çoğunu tanımıyoruz bile. O staja başladığı yerde ne yaşadığını, o erasmus fotoğraflarının arkaplanını bilmiyoruz. Bilmiyorum. Ama internet bana sadece bilmem gereken kısmı gösteriyor. Ve ben de kendi hayatımın kamera arkasıyla başkasının fragmanını karşılaştırıyorum. Sanırım bu his ya da durum nasıl adlandırırsanız özellikle yaz aylarında daha da belirginleşiyor. Yaz geldiğinde kışın olan o koşuşturmaca biraz yavaşlıyor, günü dolduran o "sorumluluk" ya da "bahanelerden" arınıyoruz ve bütün zaman bizim oluyor. Ve bütün zaman bizim olduğunda, onu çok iyi kullanmamız gerektiğini düşünüyoruz. Ama olmuyor binbir motivasyonla başladığımız o yaz biz daha hiçbir şey yapamadan bitmiş oluyor. Ve bir yerlerde birileri çoktan İngilizce kursunu tamamlamış oluyor.
Belki de bizi bu kadar yoran şey başarısız olmak değil, sürekli bir şeyleri başarmamız gerekiyormuş gibi hissetmek. Çünkü kültürel etkileşimin arttığı, insanların birbirinden bu kadar haberdar olduğu bir düzende sadece yaşadığımız hayatla değil, hayatımızın potansiyel versiyonlarıyla da yarışıyoruz. “Şu an olduğum yerde ne yapıyorum?” sorusundan çok “Şu an olduğum yerde aslında ne yapıyor olmalıydım?” diye düşünüyoruz.
Bu ikisi arasında ciddi bir fark var.
Birincisi merak.
İkincisi baskı.
Bazen belki de en güzeli sadece dinlenmektir -hiçbir şey yapmadan ve tabi ki sosyal medya olmadan- Bunu söylemek kolay tabi ama eminim ki ertesi gün yine o mavi siteye girip birinin “kariyerimde yeni bir adım atmaktan büyük mutluluk duyuyorum” paylaşımını görürsem muhtemelen yine biraz kıskanacağım.
Bu sefer belki pijamalarımı değiştirmiş olurum.
Ama yine de kıskanırım.
O gün mavi, kurumsal siteyi kapattım ve hayatımda hiçbir şey değişmedi.
Kimse beni geride bırakmadı.
Kimse beni geçmedi.
Ben de bir yere yetişmedim.
Sadece yazdı.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın