“Potansiyel” güzel bir kelime. Karşımızdaki kişiden maksimum ne bekleyebileceğimizi, ona ne kadar çaba gösterirsek en güzel ve istediğimiz taraflarını ortaya çıkarabileceğimizi anlatıyor. Henüz ortaya çıkmamış ancak var olduğuna inandığımız taraflarını anlatmak için birebir bir kelime. Birine “sende çok büyük bir potansiyel var” dediğimizde aslında onu olduğu haliyle değerlendirmiyor, gelecekte olabileceği bir yerden bakıyoruz. Ortaokulda sizin veya bir arkadaşınız için söylendiğini illa duymuşsunuzdur. “Potansiyeli var ama çalışmıyor.” Romantik ilişkilerde de bence biraz bu noktaya sığınıyoruz. Potansiyeli var ama yeterince çaba göstermediği için ortaya çıkmıyor, biraz üzerine gidersem, ona bir şeyler öğretirsem gibi gibi cümleler kurup “I can fix him/her” cümlesini hayatımızın merkezine yerleştiriyoruz. “Aslında çok iyi biri.”, “Biraz zamana ihtiyacı var.” Bunlar sıkça duyduğumuz cümleler ve belki de kurduğumuz. Ve bu cümlelerin ortak bir yanı var: Karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, olabileceği gibi savunuyor olmamız.
Peki bu hâlâ birini sevmek mi, yoksa onun potansiyeline yatırım yapmak mı?
“Yatırım” kelimesini de günümüzde sıkça duyuyoruz aslında. Borsada, altın alırken, ev almak mantıklı mı diye düşünürken. Ama çoğumuz bize kısa vadede en çok faydayı sağlayacak olana odaklanıyoruz. Paramız birkaç haftada ikiye katlanır mı bunun derdindeyiz. Peki neden ilişkilerimizde bunun tam tersini yapmaya meyilliyiz? Karşımızdaki kişiye yıllarımızı vermek, gerektiğinde kendimizi görmezden gelmek ve bütün bunların karşılığını bir gün alacağımıza inanmak neden bize bu kadar romantik geliyor?
Belki de ilişkilerde yaptığımız yatırımın en büyük problemi, getirinin hiçbir zaman garanti olmaması. Ama yatırım yapmadan önce riskleri değerlendirir, en mantıklı şeyin ne olduğuna karar vermeye çalışırız değil mi? Bir insanın değişeceğine, olgunlaşacağına, bize hak ettiğimiz gibi davranmaya başlayacağına dair ne kadar emek verirsek verelim elimizde bir garanti belgesi yok. Ve bunu çok da göz önünde bulundurduğumuzu düşünmüyorum. Üstelik bazen yatırımı büyütmek için kaybettiklerimizi de hesaba katmıyoruz. Harcadığımız zamanı, verdiğimiz emeği, vazgeçtiğimiz şeyleri ve kendimizi ikna etmek için kurduğumuz bütün o cümleleri.
Çünkü “bir gün” oldukça güçlü bir kelime. Bir gün anlayacak. Bir gün hazır olacak. Bir gün bana nasıl davranması gerektiğini öğrenecek. Bir gün potansiyelindeki o insana dönüşecek. Ve belki de bizi ilişkide tutan şey tam olarak o “bir gün” oluyor. Karşımızdaki insanın bugün bize sunduğu şey değil, gelecekte sunabileceğine inandığımız şey. Belki mükemmel bir ilişki, rahat bir hayat, daha iyi bir kariyer… Gördüğümüz şey maddi bir potansiyel bile olsa ona tutunuyor ve mesaiye başlıyoruz.
Burada işin biraz daha tuhaf bir tarafı var. Birinin potansiyelini görmek, ilk bakışta oldukça güzel bir şey gibi geliyor. Birinin henüz kendisinin bile farkında olmadığı taraflarını görmek, ona inanmak, gelişebileceği alanları fark etmek ve onu bu potansiyele ulaştırmak için çaba harcamak… Bunların hepsi sevginin bir parçası olabilir. Sonuçta hepimiz değişiyoruz ve ilişkiler de birbirimizi etkiliyor.
Ama bir noktadan sonra desteklemekle şekillendirmek arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. Karşımızdaki insanın değişmesine alan açmak başka, onun değişmesini bekleyerek ve belki de onu istemediği birine dönüştürmeye çalışarak bir ilişki kurmak başka. İlkinde karşımızdaki insanı olduğu haliyle kabul edip yanında gelişebileceği bir alan bırakıyoruz. İkincisinde ise bugünkü halini geçici kabul ediyoruz. Sanki karşımızda tamamlanmayı bekleyen bir proje varmış gibi.
Ve sanırım “I can fix him/her” cümlesinin asıl problemi de burada başlıyor. Çünkü bazen birini düzeltmek istediğimizi bile düşünmüyoruz. Kendimize sadece onun aslında böyle olmadığını söylüyoruz.
“Bana böyle davranıyor ama aslında öyle biri değil.”
Belki de öyle biridir.
Belki de bizim gördüğümüz o “potansiyel”, onun henüz gerçekleşmemiş hali değil; bizim gerçekleşmesini istediğimiz halidir. Ve daha da kötüsü, belki de onun hiç olmak istemediği hali.
Sevgili okur, bu yazı biraz kısa oldu, biliyorum. Ama bu konu bir süredir içimdeydi ve sanırım daha fazla içimde tutmak istemedim. Belki bu yüzden bazı yerleri biraz yarım, bazı soruları cevapsız kalmış gibi gelebilir. Zaten belki de bu yazının sonunda kesin bir cevaba ulaşmak gerekmiyordur. Hepimizin birilerini severken, birilerinin potansiyeline inanırken ya da kendi potansiyelimize tutunurken kendimize sorması gereken birkaç soru vardır sadece.
Ben de bu yazıyı yazarken en çok kendime sordum: Birini olduğu haliyle mi seviyorum, yoksa bir gün olacağı kişiyi mi? Ve belki de en önemlisi, o kişinin gerçekten olmak istediği kişiyle benim onun olmasını istediğim kişi aynı mı?
Sanırım şimdilik cevabı burada bırakıyorum.



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın