Einstein'ın Atatürk Sevgisi Ve Çağdaş Türkiye'nin Mimarları

Einstein'ın Atatürk Sevgisi Ve Çağdaş Türkiye'nin Mimarları
  • 9
    0
    1
    4
  • Türkiye Cumhuriyeti, 1930’larda, Nazi zulmünden kaçan, yüzlerce profesör, öğretmen, doktor, avukat, sanatkâr ve laborant ile binlerce az veya çok tanınmış kişiyi mülteci olarak kabul etmiştir. Bunların çoğunluğuna, Naziler tarafından kovulmalarından sonra altı ay içinde Türkiye’de önemli görevler verilmiştir. Çoğunluğu, o sırada reforme edilmekte olan ve modernizasyon safhasında bulunan İstanbul Üniversitesi ile Ankara Üniversitesi’nin yeni kurulmakta olan fakültelerinde kürsü profesörlüklerine atanmışlardır. Diğerleri ise birçok bilim adamı kuşağının yetiştirildiği önemli bilim ve araştırma enstitülerinin kurulması ve yönetilmesinde görevlendirilmişlerdir. Hitler döneminin Almanya ve Avusturya'sını terk eden 142 bilim adamı, niçin batı'nın gelişmiş ve varlıklı ülkeleri dururken, Türkiye'ye gelmeyi tercih etti? Birçoğu dünya çapında olan bu solcu ya da yahudi bilim adamlarını, güç koşullar içindeki bir geri kalmış ülkede on yılı aşkın süre hizmet etmeye iten gerekçe acaba neydi?

     

    Yahudi Düşmanlığı Yükseliyor

     

    Almanya’da 1932 sonbaharında yapılan genel seçimleri, Adolf Hitler’in Nasyonal Sosyalist Partisi, yani Naziler kazandı ve Hitler, 1933’ün 30 Ocak günü başbakanlığa getirildi.Naziler’in hedeflerinden biri, Yahudiler’in, öncelikle de Almanya’daki Yahudiler’in köklerinin kazınmasıydı. O tarihten birkaç sene önce başlamış olan Yahudi karşıtı hareketler Naziler’in iktidarı elde etmelerinden sonra daha da arttı ve çok sayıda Yahudi, Almanya’yı terketti. Ayrılma hazırlığı yapan Yahudiler arasında dünyanın önde gelen bilim adamları da vardı ve Albert Einstein da onlardan biriydi.Berlin Üniversitesi’nde hocalık yapan ama kısa bir müddet sonra artık ders veremeyeceğini farkeden Einstein, 1933 ilkbaharında Almanya’dan ayrıldı, Fransa’ya geçti ve Paris’teki "College de France"da hocalık etmeye başladı.

     

     

    1933'de Albert Einstein Ankara'ya Bir Mektup Gönderir

     

    Bu sırada, Nazi tehdidi altında bulunan Museviler’in himayesi maksadıyla "Yahudi Nüfusu Koruma Grupları Birliği" ismini taşıyan ve kısa adı "OSE" olan bir kurum oluşturulmuştu. Birliğin merkezi Paris’te idi ve şeref başkanlığına da Albert Einstein getirilmişti. Ama hala Almanya'da kalan önemli sayıda Yahudi bilim insanı bulunuyordu. Ancak Einstein onları kurtarmak için bir çözüm yolu bulmuştu. Albert Einstein, 1933’ün 17 Eylül’ünde Ankara’ya işte bu sıfatla, yani "OSE’nin şeref başkanı" olarak bir mektup gönderdi. Einstein, "Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanlığı"na, yani Başbakanlığa hitaben son derece nazik bir dille yazdığı mektubunda Almanya’daki bazı kanunlar dolayısıyla çok sayıda Alman bilim adamının mesleklerini icra edemez hále geldiklerini söylüyordu.
     

     

    Mektupta Neler Yazılıydı ?


     

    "Ben, sadık hizmetkârınız Prof. Albert Einstein. 

    Ekselansları, Almanya'dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye'de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. 

    Sözü edilen kişiler, Almanya'da halen yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler. Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. 

    Bu ilim adamları, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler. Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum. Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan, 

    Prof. Albert Einstein "

     

    Teklifn Reddedilmesi

     

    Einstein, şimdi Başbakanlığa bağlı olan "Cumhuriyet Arşivi"nde muhafaza edilen 17 Eylül 1933 tarihli mektubunu yazdığı sırada, başbakanlık makamında İsmet Bey (İnönü) vardı. Belgenin üzerinde yeralan ve İsmet İnönü’nün elyazısıyla olan nottan anlaşıldığına göre, İnönü, 9 Ekim günü mektubu "Maarif Vekáleti’ne", yani Milli Eğitim Bakanlığı’na havale etti. Milli Eğitim Bakanı, o tarihte Reşid Galip Bey idi. Albert Einstein’ın mektubunun alt kısmında ve yan tarafında elyazısıyla üç madde halinde yazılmış bazı notlar bulunuyor. Reşit Galip Bey’e ait olduğunu zannettiğim ve işlek olması dolayısıyla güçlükle okuyabildiğim bu notlarda geçen "Teklif, mevzuat-ı kanuniyemizle ...değildir", "Bunları bugünkü şeráite (şartlara) göre kabule imkán yoktur" şeklindeki ifadelerden, teklifin bakanlık tarafından ilk aşamada kabul edilmediği anlaşılıyor.

     

    Atatürk Devreye Girer ve Onlarca Bilim İnsanı Türkiye'ye Gelir

     

    Ancak, Türkiye’nin bu tarihten hemen sonra onlarca Alman bilim adamını davet edip üniversitelerde görevlendirmesi ve Üniversite Reformu’nun da bu sırada yapılması, Milli Eğitim’in karşı çıktığı teklifin kabulünde çok daha yüksek bir makamın, yani bizzat Reisicumhur Mustafa Kemal’in devreye girmesinin etkili olduğunu düşündürüyor. Alman bilim adamlarıyla ilk kez 1933 yılında ilişki kurulmuştu. Önce, yurt dışındaki Alman Bilim Adamları Yardımlaşma Derneği başkanı Prof. Philip Schwartz çağrıldı ve Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip'le, profesörlerin, Türkiye'de çalışma koşullarını belirleyen genel bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre; yabancı profesörler, Üniversite'de tam gün çalışacaklar ve yan bir iş yapmayacaklardı. Öğrenciler için çevirmenler aracılığıyla Türkçe ders kitapları hazırlayacaklar ve en geç üç yıl içinde, türkçe ders vermeye başlayacaklardı. Günümüzdeki 'Yabancı Dilde Eğitim' çarpıklığı göz önüne getirilirse, Cumhuriyet'i kuranların Türkiye ve Türkçe'ye gösterdikleri duyarlılığın değeri daha iyi anlaşılacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı, yabancı bilim adamlarına, hizmetlerinin karşılığı olarak; yüksek maaş, sağlık sigortası, taşınma ve yol giderleri ödeyecek; çalışma ekibini Türkiye'ye getirip görevlendirme hakkı tanıyacak ve devlet himayesi garantisi verilecekti. Türkiye'de bir profesör 150 lira aylık alırken, yabancı profesöre 500-800 lira aylık verildi. Bu miktar, Milletvekili maaşlarının üç katıydı. Yoksul bütçeye karşın bu denli yüksek ücret ödenmesi, o günkü yöneticilerin bilime ve aydınlanmaya verdikleri önemin bir göstergesiydi.

     

    Batı'nın Pisliğinin Bulaşmadığı Harika Bir Ülke Keşfediyorum

     

    Üniversite Yenileşmesi gibi zor bir görevi başaran Dr. Reşit Galip, Prof.Philipp Schwatz'la çalışma koşulları ve ücret konusundaki anlaşmayı imzalarken yaptığı konuşmada şu anlamlı sözleri söylemişti: "Biz fakir bir ülkeyiz. sizlere layık olduğunuz ücretleri veremiyoruz. Ancak Mustafa Kemal'in kurduğu genç Türkiye Cumhuriyeti'nde sizler yeni bir bilimsel uyanış açacaksınız. Burada doğacak yeni bilimin feyizli ışıkları bütün dünyayı aydınlatacaktır.. Bilim ve yöntemlerinizi getirin, gençlerimize bilginin yollarını gösterin.." Üniversite yenileşmesiyle 1933'ten sonra Türkiye'ye gelen bilim adamları, Türk bilimine büyük katkı yaptılar.Darülfünun’un kapatılıp İstanbul Üniversitesi’nin açılmasıyla Tıp, Fen, Edebiyat, Hukuk ve İktisat Fakülteleri’nde yabancı bilim adamları çalışmaya başlamış ve alanlarında büyük başarı­lara imza atmışlardır. Yabancı bilim adamları sayesinde öğretim programları çağa uygun bir hale getirilmiştir. Bu dönemde üniversite kütüphanesi gelişmiş, ders kitaplarının kalitesi ve sayısı da artmıştır. Ayrıca bu dönemde bilimsel çalışmalar dışında birçok asistan ve öğretim üyesi de bu bilim adamları tarafından yetiştirilmiştir. Birçok meslektaşları savaşın acımasız koşulları içinde yok olup giderken, onlar, Türkiye'de öğrenci yetiştirdiler, mesleklerini geliştirdiler. Türkiye'de gördükleri ilgi ve saygıdan çok etkilendiler. Prof. Philipp Schwatz anılarında, Türkiye için; "`Batı'nın pisliğinin bulaşmadığı harika bir ülke keşfediyorum`" diyordu. Bu sözler, Türkiye'de çalışan diğer tüm bilim adamlarının ortak görüşü gibiydi."

     

     

    Einstein'ın "Atatürk'e Olan Sevgisi Ve Türkiye'ye Gelmeme Sebebi

     

    Prof. Dr. Münir Ülgür, "İTÜ tarafından General Electric'te eğitim çalışması yapmak üzere 1948'de ABD'ye gönderildim. Beni General Electric seçti. Çok zor bir kabuldü. Seçim için ABD'den bir profesör gelmiş, beni imtihan ederek ve sonra da benimle bir mülakat yaparak karar vermişti. "ABD'de 2.5 sene kaldım. Philadelphia'da çalışıyordum ve Einstein'ın da Princeton Üniversitesi'nde olduğunu biliyordum. Einstein ile görüşmeyi istiyordum ama bunun gerçekleşebileceğ ine de çok ihtimal veremiyordum. "1949 yılında bir gün üniversitedeki sekreterine telefon ettim ve görüşme isteğimi bildirdim. Hiç beklemediğim bir şekilde hemen cevap geldi ve Einstein'ın beni beklediği bildirildi." Eşim ve o zaman 2.5-3 yaşında olan kızımla birlikte Einstein'ın üniversitedeki ofisine gittik. Bizi çok sıcak bir şekilde karşıladı ve bizimle yakından ilgilendi. Küçük kızımı dizine oturttu ve ona piyano çaldı. Onu fevkalade mütevazı bir insan olarak gördük. Bizi hemen kabul etmesinin nedeni, benim Atatürk'ün bir evladı olmamdı. Konuşmalarımız sırasında Atatürk'ü kastederek 'Siz biliyor musunuz, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz' dedi. 1933 Üniversite Reformu sırasında Atatürk'ün, kendisinin de Türkiye'ye gelmesini istediğini söyledi ve "Arkadaşlarım hep oradaydı ama burada imkânlar çok fazla olduğu için burayı tercih ettim"

     

     

    Yabancı Bilim İnsanlarının Eğitim Sistemine Katkıları'na Bazı Örnekler:

     

    İstanbul Üniversitesi’nde çalışan profesörlerin yaklaşık yüzde 80’inin en az bir kitabı, yüzde 60’ının ise iki ve daha fazla kitabı yayınlanmıştır. 

    Tıp Fakültesi profesörlerinin çoğunluğunun iki, üç veya dört kitabı yayımlanırken, Fritz Arndt, Ernst Hirsch, Alfred Isaac, Fritz Neumark, Curt Kosswig, Andreas Schwarz gibi çeşitli bilim dallarına mensup profesörlerin Türkiye’de beş ve daha fazla kitabı yayımlanmıştır.


    Ernst Hirsch’in birçok kanunun çıkarılmasında – örneğin Türk Ticaret Kanunu ile Türk Telif Hakları Kanunu – büyük payı vardır. Ayrıca 1946’da çıkarılan ve Özerklik Kanunu diye anılan önemli Üniversite Kanunu’nda da katkısı bulunmaktadır 


    Üniversite Konferanslarına ve ilk bilimsel mecmuanın yayımlanmasına 1935 yılında başlanması da, ilk yıllarda kuruluş çalışmaları ve öğretim faaliyetlerinin ağırlıkta olduğunu göstermektedir. Hukuk Fakültesi Mecmuası ve Fen Fakültesi Mecmuası 1935, Romanoloji Mecmuası 1937, Tıp Fakültesi Mecmuası 1938, İktisat Fakültesi Mecmuası 1939 ve Psikoloji ve Pedagoji Mecmuası 1940 yılında yabancı profesörlerin katkılarıyla yayın hayatına başlamıştır.


    Alman hocalar yazdıkları kitaplar ve çeviriler vasıtasıyla kütüphanelerin kitap sayısının artmasında önemli bir rol oynamıştır. Bunun yanında dünya çapında önemli bilimsel eserler Türkçeye kazandırılmıştır. Bundan başka bu profesörler tarafından yazılan Türkçe eserler de mevcuttur.1933-1942 yılları arasında toplam 252 adet kitap çeviri, telif eser üniversite yayını olarak bilim camiasına kazandırılmıştır.

     

     

    Kaynakça

    https://seyler.eksisozluk.com/

    https://eksisozluk.com/

    https://tr.wikipedia.org/wiki/1933-1945_senelerinde_T%C3%BCrkiye%27ye_s%C3%BCrg%C3%BCn

    https://onedio.com/

     


    Yorumlar (1)
    • arnold reisman'ın "nazizmden kaçanlar ve atatürk'ün vizyonu" isimli yaklaşık 600 sayfalık kitabında bu konuyla ilgili bir çok ufuk açıcı bilgiye ulaşmak mümkündür.

      Yorum Bırakın

      Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.