İnsanlık tarihi boyunca bu içimizdekileri açığa vurma, bir seyleri taklit ederek nakletme dürtümüz bize kimi zaman yol gösterici oldu, kimi zaman içimizdeki açlığı doyurdu ve psikanalizle birlikte iyiden iyiye emin oluyoruz ki, kimi zaman da dile getirebildiklerimizin ya da eyleme dökebildiklerimizin altında yatanları gösterdi. Bunları yaparken bu kadar etkili olabilen başka bir insanî faaliyet alanı daha olmadığı açık. Bir operayı dinlerken kimisi kendinden geçip hissettiği en naif duyguları yaşıyor, kimisi oradan birtakım ırkçı ideolojiler devşiriyor (Tabii ki bu cümle Wagner'in ırkçı operalarının masum olduğu iması değildir.). Üstüne bir de kendisini, kendisine dair de ufkumuzu açan psikanalizin yardımıyla terapi olarak da kullanmaya başladık, kendi içimize dönerek de, başkalarının içe dönmelerine bakarak da rahatladık, güvenli hislerle sarıldık.
Bireysel sahalarımıza bu kuvvetli etkilerinin yanında toplumsal anlamda da nelere kadir, en az felsefe, politika, ekonomi vs kadar... Yeri geldi barışa methiyeler düzüp yüzümüzde güller açtırdı sanatçılar, savaşmak isteyen ayakların geriye gitmesini sağladı; yeri geldi yoksulluğa, bireysel şiddetlere, adalet duygularının zedelenmesine işaret ederek en güçlü karşı çıkışların hazırlayıcısı oldu.
İşte bu muhtelif duyguları verebilen, yaşatabilen, hatta kimi zaman tezat duygu türlerini aynı yerde aynı anda hissettirebilen faaliyet türü, şüphesiz icat ettiğimiz en çarpıcı ve çılgın işlerden biri... Onun büyük gücü de hissetirebildigi duyguların yelpazesinin sınırsızlığında, bu yelpazenin de hem bireye hem topluma, kimi zaman serinlik vermesinde, kimi zaman ateşlerini harlayıp dev yangınlara dönüştürebilmesinde belki de...


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın