Psikoloji alanına köklü miras bırakan Fromm, toplumsal olarak bir takım incelemeler yapmıştır. Biz onu burada saldırganlığı ele aldığı, bağlamsal olarak birleştirmeye tabi tutatarak hareket edeceğiz. Örneğin, saldırganlık üzerine yaptığı araştırmada kullandığı tabirler buna dahildir . Freud, Lorenz ve Craig gibi. Fromm’dan yararlanarak Lorenz’in saldırganlık ilkesi Freud’a yakındır. İçgüdüsel bir harekete özgü enerjinin, davranış kalıbıyla ilişkili sinir merkezlerine biriktiğini belirtir. Bu hususta özne uyaran arar, hatta yaratır! Craig’i izleyerek bu davranış “iştah davranışı” olarak adlandırılır. Burada, özne bazlı yaklaşmamın sebebi bağlantılı olmasıdır.Çünkü, itaatsizlik durumu bir bakıma saldırganlığı çağrıştırabilir.
"İtaatsizlik Üzerine" genel olarak sığ olmayan ve negatif olarak ele alınan bir kavram değildir. Bu kavram genellikle nedenleri açıklar ve bunun yanında tektipe değil, birçok alandaki itaatsizlikleri ele alır. Örneğin, kurumlardan kaynaklı olarak ele aldığı dışa dönük olan, ve etkilerini açıkladığı noktalar gibi. Sert bir şekilde eleştirdiği noktalardan diğer biri de itaat'in bir noktada insanlık tarihinin sonunu getireceğinin inancıdır. Bu bağlamda, Fromm'un eleştirisinin özgürleştirici olduğunu akledebiliyor ve bununla birlikte yaklaşımlarının otoriter tabanlı kesimlerce uzak ve ters düştüğünü anlayabiliyoruz. Son olarak, konuyu daha iyi anlayabilmek adına atıflar şu şekilde sıralanabilir;
-Öyle ki, matematik, astronomi, doğa bilimleri yirminci yüzyıla ayak uydururken politik, devlete ilişkin ve toplumsal düşüncelerimiz bilim çağının çok gerisindedir. Eğer insanoğlu kendini öldürürse, bunun nedeni ölüm düğmelerine basmayı emredenlere itaat etmek olacaktır.
- İtaat edilenlerle edilmeyenler uzlaşmıyorsa, bir ilkeye itaat, zorunlu olarak karşıtına itaatsizlik demektir. Antigone bu ikilemin beylik örneğidir. Antigone, devletin insanlık dışı yasalarına itaat ederek, kaçınılmaz olarak insanlığın yasasına itaatsizlik etmiş olacaktı. Buna karşılık, insanlığın yasasına itaat ederse, devletin yasasına karşı gelmiş olacaktır,
- İnsan, yalnızca, itaat ediyor ya da başkaldırmıyorsa köledir, ama yalnızca başkaldırıyor ve itaat etmiyorsa da isyankârdır (devrimci değil) .İsyan eden kişi de bir ilke ya da inanç adına değil, öfkesi, incinmiş gururu ve düş kırıklığı nedeniyle davranır.
-Bir insana, kuruma ya da güce yönelik (dışadönük itaat) boyun eğmedir. Bunun anlamı da, insanın kendi özerkliğinden vazgeçmesi, kendi iradesi ve yargısı yerine yabancı bir güç tarafından yargılanmayı ve onun iradesini kabullenmesidir. Kişinin kendi aklına ya da inancına itaat etmesi ise (içedönük itaat) bir boyun eğme değil, onaylamadır. Kendi inancı ve yargısı gerçekten kişiye aitse onun bir parçasıdır. Başkalarının yargıları, kararları yerine onları izliyorsa, kişi kendine ait oluyordur.
-Otoriter vicdana itaat, dış güçlere ve düşüncelere yönelik tüm itaatler gibi, varolma ve kendini yargılama yetisi olan insani vicdanı zayıflatma eğilimindedir.
-Akılcı otorite, öğrenci ile öğretmen arasındaki ilişkide, akıl dışı otorite de köle ile sahibi arasındaki ilişkide gözlemlenebilir. Her iki ilişkinin temeli de emir veren kişinin kabullenilmiş olması gerçeğine dayalıdır.
-İster öğretmenin ister bir tehlike anında buyrukları veren gemi kaptanının elinde olsun, davranışlarını mantık yönetir, mantık evrensel olduğu için de boyun eğmeden kabullenilebilir. Akıl dışı otorite ise, zorlama ya da etkileme yoluna başvurmak durumundadır, çünkü önleyebilme özgürlüğü olan hiç kimse sömürülmeye izin vermeyecektir.
Yorum Bırakın