Advertisement

DERİN

DERİN
  • 1
    0
    0
    0
  • alevler

    yuvarlak yusyuvarlak olmaya ne kaldı?

    yakıyor canımı, benden kopan her köşeli yanım.

    alevler içinde ısındıkça ısınır,

    bir o yanım, bir bu yanım.

    ısındıkça genleşir, soğuyunca kavileşir,

    duyulmayan çığlıklarım.





























    kürt erkeği


    sanayileşmiş toplumların aşkları da çıkarcı ve plastik,

    bir doğu var en doğunun batısında,

    coğrafyasına benzer insanı.

    nefreti sebeplere dayanır, sevgisi ise sınırsız ve nedensiz.

    bir kürt erkeği tarafından sevilmeyen kadın,

    ben sevildim demesin.



























    4k


    hangi dervişin şeriatı bu?

    gülmek haram sanki bana.

    boğazımdan aşağıya sudan çok keder akar lıkır lıkır.

    geleceğin camları buğulu

    görünmez az ötesi.

    unutamam seni içinde barındıran

    4k görüntü kaliteli geçmişi.




























    sel oldun


    çorak topraklara inen yağmur gibi beklerken seni,

    birdenbire gürledin, şimşek gibi çaktın ve gittin.

    yaralarıma merhem olur diye umarken,

    sel oldun.

    bende umut kırıntısına dair ne varsa,

    önüne katıp öyle gittin.






























    sızı


    kabuk tutmuş yaraların içinden gelen,

    tatmin dolu ince bir sızı.

    yaranın müsebbibine kırgın,

    lokman hekime mesafeli.































    pul pul


    gerçeklerle yüzleşmek sadece bir zaman meselesi.

    deforme olup pul pul dökülen boyalar gibi,

    dostluklar da zamanla tutunamayıp dökülür insanın hayatından.






























    asra bedel


    hani hayali kurulamayan verilmezdi insana,

    hülyaları üst üste dizip kendime içinden çıkılmaz labirentler ördüm.

    bitmek bilmeyen yıllar geçti asra bedel,

    arayıp hiçbir yere ulaşamadığım…





























    zikrin feyzi


    yavru kediler gibi keyiften,

    bir sağa bir sola koşuşturamaz.

    fakat başkadır tekkenin çiçekleri,

    beni teskin eden zikrin feyzi,

    onlara da tesir etmiş belli ki.



























    ve sen 


    hani yarın son bulacaktı,

    kendinle savaşın

    yarını beklerken 

    heba ettin hep bugünü.

    iliklerine işledi baharı beklerken kış rüzgarları.

    güz hüzünle geçince baharında tadı kaçmıştı

    ve sen her şeyi sonbaharda bile anlamamıştın.





























    zekeriya a. s. zikri


    kör testereyle ikiye biçilirken ruhum,

    zekeriya aleyhisselamın zikri tanıttı kendini.

    içine sır saklanan sandığa dönüşmek üzere,

    parçası olduğum yemişsiz ağaçtan kesilirken,

    sancılı dönüşümün isyanı sardı beni.
































    yokluğun içindeki varlık


    soyunsaydım, ah bir soyunabilseydim kendimden,

    senden başka hiçbir şey kalmazdı bende.






























    dikenler


    bir süprüntü,

    bir süprüntü gibi bir sağa bir sola savurdu beni keder.

    oradan oraya savrulmaya devam etmekten,

    sineme batan dikenler kurtardı beni.




























    kömür karası


    kimi zaman boran

    kimi zaman bir tufan idim.

    temas ettiğim her şeyden eksilterek,

    hiçbir şey almadan geçip giden.

    sonum oldum ve yeni başlangıcım.

    duruldum o kömür karası gözlerinde.






























    sana


    hiçlikle barışıp, sakin ve derince soluduğum,

    hırslarımdan arınıp, kendimle buluştuğum,

    nedenini bilmeksizin, sebebini sana bağladığım,

    bende bir değişim var.






























    gecenin ışığı


    gündüzün aydınlığında saklı olan her gerçeği, 

    gecenin karanlığında kavradım.

    beni kendimden alıkoydu dost bildiklerim, 

    hasımlarımın engellemeleri, bana kendimi buldurdu.



     

























    kızılderili


    çocuk masumiyeti her yerde aynı.

    fakat onlarınkiler bi farklı.

    hele yetişkinleri…

    kadınlarında yalın bir kendilik hali.

    erkeklerinin derin ve keskin bakışları tıpatıp aynı.

    çok benziyorlar birbirine, kürtler ile kızılderililer.































    ayrı


    aynıyız ikimiz,

    yan yana yürürken elele tutuşmasak da.

    birlikteliği var düşünce dünyamızın, biz ayrı olsak da.






























    çocukça


    biliyorum, çocukça aynı zamanda aptalca,

    her geçen araçtan beni gördüğünü sanmam.

    senin diyarına adım atar atmaz,

    her yer beni izleyen sen doldu.






























    yağmur


    oysa yağmur her yere eşit yağmıştı,

    su kayanın üstünden akıp gitti.

    verimli toprağın yemişini besledi,

    çorak olan toprakta birikti.






























    sömürü 


    sadece yaşayan bilir,

    yalnızlığın baş döndüren sarhoşluğunu,

    kederin sersemleten sıska adımlarını,

    bahtsızlığın emek sömüren sömürgeciliğini.






























    çakır keyif


    süregelen keder baş döndürmüş,

    çakır keyif dersin bilmesen.

    sabahki öğün ile akşam olmuş,

    tok karınla bir daha sofraya oturtulmuş.

























    aslının özlemi


    yetişeni çöl dikeni olan

    uçsuz bucaksız düzlüklerde yürürken, 

    susuzluk yaktı beni.

    göğe yükselme isteğime yenik düşerek, 

    tırmandığım dağlarda soğuklar ısırdı beni.

    adem'den beri, 

    yeryüzünde sürgün olan sadece benim sanki.

    ne olur allah'ım, arındır beni.

    çepeçevre kuşattı ruhumu aslının özlemi. 




























    kar beyazdır


    kar beyazdır, yağışı romantik

    sıcacık evlerinde oturanlar için.

    ülke demokratik, düzen adil

    suyun üst tarafında olanlar için.

    hakikat ise

    iliklere işleyen bir soğuk ile puşta puştluk eden bir puştluk. 



























    hırçın akıntılar


    sarıp sarmalanıp bir kafeste suya salındım,

    coşkun ırmakta hırçın akıntılar sürükledi beni,

    bir o yana bir bu yana.

    karanlık gökyüzü,

    yağmurlarla besledi hiç durmadan ırmağın hırçınlığını.

    durgun suda parıl parıl parlayan,

    göz kamaştıran bir gökyüzü lazım bana.




     
























    beraat


    karanlık dehlizler ile derin girdaplar arasında gezdim,

    dönen dünya değil benim başım idi.

    sersemlemiş bir vaziyette,

    bir kederden diğerine terfi ettim durdum.

    yok muydu beni kendime getirecek

    bir beratın allah'ım?




























    halepçe


    burunlar kokusunu aldı ilk önce,

    coğrafyalarına yabancı olan elmanın.

    bilemezdi hiçbirisi,

    ölümün elma kokusuyla geldiğini.

    beş bin kürt yığıldı olduğu yere.

    çok sessizdi halepçe'de ölüm, çığlıksızdı.




























    insan


    çok denklemli, iki yönlü,

    hava, ateş, su ve toprak yüklü,

    dünyada yaşayan bedene bütün etki,

    hakkında çok az şey bilinen,

    sonsuza dek yaşayacak,

    sırlardan bir sır olan ruhta bütün yetki. 




























    kış toprağı


    kış toprağı gibi tembellik çöktü üstüme,

    baharı beklerken su çamurlaştırdı beni.

    ıslık çalan sert rüzgarlarla hava,

    kulaklarıma ateşin yakıcılığını üfledi sürekli.

    bana ruhundan üfleyenin,

    karşı konulamaz özlemi sardı beni.































    tükeniş 


    yeter artık, lütfen biri kulağıma fısıldayarak söylesin

    kaç yenilgi, bir zafer, 

    kaç ölüm, bir diriliş eder?






























    kurtuluş 


    bedbaht isen, yok ise nasibin, 

    o kadar balık cinsi içinde teneke çiğneyen piranalar düşer payına.

    nasiplenmek şöyle dursun,

    yem olmamak şükür sebebin olur, kurtuluş olur sana.






























    ruhsal gelişim


    kimilerinin ruhu büyümemiştir bedenleri gibi,

    gafildir, çocuk kalır gelişmez kişilikleri.

    kara toprağa gömülür koca bir hayatı yaşamış yaşlı bir beden,

    biterken biri eskisinin izdüşümünde ilerlemiştir başka biri.






























    ada


    ben kumsalı olmayan bir ada olsam,

    hırçın bir okyanusun ortasında;

    fırtınalı havada dalga dalga,

    böğrüme vurur gibi tekrar tekrar kavuşsan benimle.
































    bela


    xwedê tengasî daye min, 

    ez ê gazina xwe bi kê bikim.

























    düşünce suçlusu


    büyük haksızlıklara uğradım,

    farkında varmadan tepkisel yaklaştım her şeye.

    herhalde bu sebeple ölçülü sevemedim seni.

    ihbar ediyorum kendimi,

    düşünce suçlusuyum ben.

    sensizlik zaten ceza iken,

    kadıya ne gerek var 

    çözülmemiş sorulara cevaplar için, 

    aklım beni kendi içime hapsetti.






























    az az


    aralandı her sıfatın kapıları bir bir,

    sezgi veya bilgiyle tanıdım hepsini az az.

    meğer ben var iken yokmuşum,

    boşuna mı boşuna varlık içindeki yokluktan korkmuşum.




























    hastalıklı 


    sanki mahşeri bir düzlükte tek başıma yürüyorum,

    yerinden sökülmüş dağlar tuzla buz olmuş.

    yağmur değil bulutlar yağmış,

    üzerinde durduğum gümüş rengi düzlüğe.

    soyunmuş nefsim bütün heva ve heveslerinden,

    dışarıdan bakınca kurtulmuş sanırsın beni, hastalıklı hallerimi bilmesen.



























    ağır çekim 


    emin olduğun şeylerden şüphe duymaya gör,

    depresyon bile depresyona girer, 

    içine düşülen durumun vehametinden. 

    bir teselli aranır, ne olduğu önemsiz.

    bir karartı belirir uzak mı uzak.

    üstelik sen hiperaktifken,

    zamanın ağır çekimde geçeceği tutar.
































    cahil 


    bana ağır geldi, kapansın lütfen bu perde.

    hep kendimi izledim, cümle cahil, cühelada.






























    derin saplantı 


    bu nasıl bir hayat?

    insan hiç utanmalarından utanır mı?

    bir benzerim varsa bulsun beni,

    ben ondan utanayım, o benden utansın.






























    tanıdım


    tanıdım,

    şekline bakmadan kalbimin gıdasını.

    kuzunun,

    annesi olan koyunu sürünün içinde bulması gibi.

























    kepçe kepçe


    niye yaşıyorum ki ben?

    sanki dünyanın bütün yükünü bana yüklemiş hayat.

    kırıntı arayacak kadar fukarayım.

    nasibim yok,

    ne mecazi ne de hakiki aşktan.

    hiç gülmedi yüzüm.

    ciğerlerimde topladım yerden yükselen her tozu.

    gıdasız kalmış çelimsiz ruhum.

    kahır ile keder ise kepçe kepçe.































    bağlı


    sımsıkı bağlanmışım sana,

    çekince gelmiyorsun,

    gitmeye kalksam bırakmıyorsun.






























    flu


    sadece uyurken kendimdeyim,

    uyanık iken benim için flu hayat.

    kim demiş alkolsüz sarhoş olunmaz diye?

    kırk yıldır her gün bir kadeh kederle sarhoşum ben.































    yalın 


    gözleri kamaştıran,

    yalın bir parıltısı var kendilik halinin.

    ve benim onlara zaafım var. 
































    karbeyaz


    düşlerim karbeyaz, sessiz güzellik.

    realite, ayak parmakları üşüyen yalnızlık.






























    dışa dönük


    bakışları dışa dönük,

    umutları içten çökük.

    adımları kendinden emin,

    hedefleri bir bilinmeze doğru gidik.































    batar


    aşk, hassas ruhlara göre değil.

    bilmez nereye ne kadar yatırım yapacağını.

    tutunamaz ise bütün sermayesi ile birlikte batar.






























    kırdı


    bir kere aşk kırdı bütün kemiklerimi,

    olmaz eskisi gibi sıskadır adımlarım.

    gönlüm ise tuzla buz,

    aldığı ışığı karartıp yansıtmaz oldu ne zamandır.






























    bir


    ne acı ne de tatlıdır hayat,

    ne uzundur ne de kısa.

    bir andır sadece,

    ruhundan üfleyenden bir nefescik alınan.
































    ham


    yoğrulmuş sandım kendimi aşkın elinde,

    oysa, ne çok su kaldırırmış hamurum.


























    derviş


    açıkmış kapısı mürşidin sonuna kadar herkese.

    şaşkın şaşkın dolaşırken içeride bulmuş kendini derviş.

    ve sonra dervişi sersemleten keder,

    kibarca tekkenin kapısını göstermiş.

    yaşamış olmasa da,

    koklamış burnu hiçlikten bir hiç.

    başka tekkeye gitmek,

    terk ettiği tekkeden daha zor imiş.
































    sis 


    yüreğimin coğrafyasına hüzünlü bir sis çöktü.

    hangi doğacak güneş dağıtır bilinmez.



























    hrant dink


    çok korktular senden, ahparig,

    nevi şahsına münhasırdın sen.

    karanlık odaklar pusu kurdu sana,

    embesil tetikçi sırtını dönüp kaçınca, başardık zannettiler.

    halaskargazi caddesi ifşa edince ayakkabılarının sırrını,

    yenildiler, hrant'ım, yenildiler,

    sen görmesen de yenildiler.




























    kıpkırmızı


    karanlık cephelerden atılan,

    ilkel çağların mızrakları saplandı hep göğsüme.

    ne karşılık vermeye ne de kaçmaya mecalim yoktu.

    yürüdüm hep bir bilinmeze,

    göğsümde sancılar,

    arkamda izimi süren kıpkırmızı kanlar kovaladı hep beni.
































    muştu


    yok mudur hayatın sonbaharında,

    bütün kederleri unutturacak bir muştu?
































    ıslık


    terk edilmiş viranede,

    rüzgarın çaldığı ıslık ben olsa gerek.
























    terminal


    bu gece terminale yolum düştü,

    peronlardan geçerken,

    tutup çekti beni bir duygu,

    burada anıların var diye.

    ve öyleydi,

    telefonu kulağında ısınmış,

    yanaklarında gülümseme,

    yaslandığı duvarda kalakalmıştı öylece.

    buğulu gözlerle geçip giderek,

    görmezlikten geldim kendimi. 































    ırak


    başka bir izahı yok,

    sevgi,

    özlemini çektiğim bana uzak bir coğrafyaymış.
































    hece


    bir karartı sadece gece,

    ismini sayıkladım yıllarca, hece hece.































    aşk


    sen bahaneydin,

    özleme özlem duymak.

    aşka aşık olmaktı benimkisi.






























    gönül


    bakma öyle sahipsiz bu gönül,

    şiirlerim gelecekteki sana.

    havada asılı kalan mısraları,

    sahiplenmek sana kalmış.































    yol


    içime kök salmış dertler yemiş verdi.

    anlaşıldı.

    bu keder bana çok yol, yazdıracak, çok şiir buldurur.





























    ve bir gün


    dursa hayat, sussa beşer,

    sessizlik anlatsa beni sana.

    ve bir gün,

    gözlerim kapalı seni dinlesem sadece,

    hayatın olmadığı bir ıssızlıkta.




























    düş


    dudak bükerek düşünme öyle.

    sadece sana değil,

    ben kendime de uzağım.

    bir gece yarısı,

    senin tarafından doldurulacak,

    boşluklu cümleler hayal ediyorum.





























    belki de 


    hayat benim için bir düşten öteye geçemedi.

    kim bilir?

    belki de işime öyle geldi.

    keder usul usul mürekkep damıttı içime.

    duygular dile geldi, döküldü kalemimden.




























    pırıl pırıl 


    var mıdır?

    benim bilmediğim,

    bütün kederleri silip süpüren bir uyku türü.

    yoruldum.

    pırıl pırıl bir sabaha uyanmak üzere,

    artık uyumak istiyorum. 






























    manzume


    gönlüm derin mi derin bir yalnızlığa demirlemiş,

    lal olmuş dilim seçemediği kelimelerden,

    zihnimde kargaşa manzumesi,

    kalbimde bir olan allah'ın zikri.































    melankoli


    gökyüzü melankoli giyinmiş,

    meltemle birlikte sonbahar yağmuru çiseler, 

    ben hüzünle ıslanırım.






























    başarı


    tersten bir başarı hikayesi bu,

    kolay değildir,

    dünya kadar kutsala sahip olup,

    bu kadar namussuz olmak.





























    sensizlik 


    çekilip bir köşeye,

    yalnızlığıma hıçkıra hıçkıra ağlasam,

    hisseder misin?

    aynı güneşin altında,

    beni uzaklarda.






























    tek tek


    üzüldüm hep dünyanın ahvaline,

    yakından bakınca tek tek düşkünlerin haline.

    herkes hak ettiğini yaşıyordu,

    bir kez daha ikna oldum allah'ın adaletine.




























    kırk dördüncü sonbahar


    toprağın bağrındaki enerji yeşertip tomurcuk yaptı beni,

    derken gönül okşayan çiçekler açtım.

    şaire şiirler yazdırdı meltemde narince salınan dallarım.

    ve bir gün ansızın beni sanata boyayan sonbahar geldi.

    döküldüm ağır çekimde.

    sessiz çığlıklarımın yerdeki resmini çizdi ressamlar.
































    umut


    acıyla kırılınca kırk yerinden, umut tekrar tekrar,

    bir daha yeşermez gelir insana hayat.































    ince


    gerçeğin farkına varmak acıtır,

    acılar ruhu inceltir,

    incelen ruhu meltemler bile kederlendirir.





























    seyyah


    durdurmadı bir yerde,

    bir şehirden diğerine gezdirdi beni içimdeki yangın.

    her şehirde yakıcı başka bir yalnızlık,

    boşlukta yankılanan yakarışlar,

    baş döndüren girdaplar ve kederin koyu tonları karşıladı beni.






























    dost


    sevmem vedaları,

    yollar uzaklaştırsa bile bizi birbirimizden.

    yakındır uzaktaki dost,

    hemen yanımdaki ne arkadaş ne de dost.



























    yakarma


    dalgın bakışlar görünmeyen uzakları izler,

    derin derin üst üste çekildikten sonra,

    elde unutulmuş, külü birikmiş sarma sigara.

    içimde taşıdığım keder bir derya,

    nefes aldırmaz oldu başıma kopan fırtına.

    dilim lal oldu, kalbim dile geldi,

    dolan gözlerle yakardım allah'a.




























    çevrimiçi


    sensizliğe alışmak zorunda kaldım.

    halbuki,

    yapıp beceremediğimiz yemeklerin tadı tuzu sen olacaktın.

    gözlerine uzun uzun bakıp şiirler yazacaktım,

    aşkın çevrimiçi çifti biz olacaktık.

    sessizlikte demlenip seni yudumlayacaktım.






























    iksir


    hayret, ben bitkinken herkes kıpır kıpır,

    oysa onlar da benim gibi etten kemikten.

    neydi, benim mahrum kalıp

    elalemin nasiplendiği iksir?



























    birkaç


    keşke hissettirmeden bir şeylerle uğraşırken,

    birkaç kare fotoğrafımı çekecek kadar sevseydin beni.

    resimleri telefonda tutup,

    hafızana kaydetseydin beni.

    her dalıp gitmen bende buldursaydı seni.

    unutmasaydın beni,

    benim seni unutmadığım gibi.






























    spesifik bulanık ve derin


    her zaman hak edilir mi ki yaşanan?

    sığ mı sığ bir vasatta yakaladı beni zekam,

    hiç kimsenin suçu yok,

    spesifik, bulanık ve derin olmak benim belam.































    adı yok


    ne yiyip içsem fark etmiyor, ağzımın tadı yok.

    öyle bir ıssızlık ki sorma; kelimeler yetmez tükenir,

    yaşadığım ızdırabın adı yok.
































    arayış


    arar mısın gözlerimde kendini,

    benim senin gözlerinde kendimi aradığım gibi.

























    olursa


    bir gün uykuya olan şevkim beslenmeye de geçer mi?

    insan varken hiç yemek yemeyi özler mi?

    bendeki uyumsuzluk sadece toplumla değil,

    yer ile gök arasına gerilmiş incecik bir ışının üstündeyim.

    yukarıya düşsem filozof,

    aşağıya düşsem meczup olacağım.

    beslenme uykuya tabi olursa obez,

    uyku beslenmeye tabi olursa

    evliya olmanın şartına ulaşacağım.



























    fırtına


    karada fırtınaya yakalandım

    karabasanlar gibi dev dalgalar çullandı üstüme.

    dünya etrafımda dönüyor;

    sanırsın fıçı dolusu arakı ben içmişim.

    bilir misin? denizci değilim ben

    karada okyanus tuttu beni,

    pusulam şaşmış, kılavuzum zaten yok.





























    olmaz


    bilgisi olmayanın merakı,

    merakı olmayanın sorusu;

    sorusu olmayanın cevapları olmaz.

    ve nihayetinde,

    çift yönlü şeylerin ayırdına varamaz.




























    bir damla su


    kimi zaman kan kustum, kızılcık şerbeti içtim.

    gözlerim karardı kederin ağırlığı altında.

    etmem hakkımı helal!

    bir damla suya muhtaç iken,

    sırtını su küpüne dayayıp,

    beni gölgede izleyenlere. 




























    hz. ömer'in adaleti


    çok yorsa da beni,

    içime kurulmuş,

    kanını taşıdığım hz. ömer'in adalet terazisi.

    mümkün değil, ihanet edemem dedemin şanına!

    gözlerimi yaşartır,

    iki eliyle ahirette yapışır yakama.





























    çakıl taşları


    başka izahı yok,

    çamurumun karıldığı toprakta

    küçük çakıllar olmalı;

    coğrafyamı çevreleyen dağlardan,

    volkanla fışkıran.






























    yerde


    bir bulut taşıdı,

    rüzgarlar savurdu beni bu zemine.

    berraktım,

    kirlendim düştüğüm yerde.





























    ilk


    bu ilk kırk üç yılda, ilk. 

    ağırlığını hissetmez oldum, 

    hafifledi vücudum. 

    henüz emin olmasam da,

    attığım adımlar vuslata taşır beni.






























    kırk


    her gün biraz daha eksildiğimi fark ettiğimde,

    yaşım kırk olmuştu.

    sonraki her yılda keder derinleşti,

    ve derken buhranlar kişiliğimle pekişti.






























    bizde


    sende mi, bende miydi?

    bizde ters giden neydi?

    her enerji kendi cinsiyle

    eşleşip çoğaldı oysa.































    örümcek 


    bir mağara girişinde,

    kendimden saklanırken,

    önüme ağ kuracak örümceği yemişti bir güvercin.




























    atinalı


    öyle güzel olmalısın ki,

    kalbinin güzelliği yüzüne vurmuş olsun.

    michelangelo o ifadeyi mermere kondurmak için çok çalışmış olsun.

    ellerinde murçlar, üstünde mermer tozlarıyla,

    atinalı heykeltraşlar,

    sana yüzyıllar öncesinden aşık olmuş olsun.






























    bana dar


    küçük küçüktü,

    kimse hiç kimse sığmadı içine.

    bir başıma içinde duracak kadardı bütün hepsi.

    bana dar, karıncalara genişti hayatım.





























    zarif


    beni kütüphaneye hapsetti, 

    en son senin okuduğun kitabım. 

    sayfalarında zarif parmaklarını hissettim. 

    kitap satır satır beni okudu, 

    ben kitapta seni izledim.































    kürt gibi


    seni kürt gibi sevdim,

    döndüm baktım,

    onlar da kendileri olmaktan vazgeçmiş.






























    tefekkür


    yüreğim yanarken,

    deva yanımdan akıyordu.

    boynum büküldü, anlar gibi olunca.

    ateşte, suda sana aitti, allah'ım.





























    başka


    sana ait sandığım kişiliği,

    aslında sana ben giydirdim, ben.

    üstünden onu çekince başkalaştın.

    hayret haliyle aynaya ilişti gözüm.

    bende başka idim, bende başka.





























    hal dili


    biliyorum,

    o bakışın gözlerimden içeriye süzülerek,

    kalbimin derinliklerindeki,

    benim bile çoğu kere,

    duymakta zorlandığım fısıltıları duyup gördüğünü.



























    vakit gece iki


    ruhlar uyku ile ayrılmış iken bedenden,

    benim ruhum bismillah demeyi ihmal etmeden,

    ellerimi kullanıp bir puraya uzandı.

    vakit gece ikiydi.

    üst üste ciğerime çektiği dumanı burnumdan verdi.

    birkaç dakika sonra,

    ruhuma değen hüzünlü, efkarlı bir duman sardı bütün odayı.





























    bilge


    çıkmaz her insandan yaratıcı fikirler,

    bilmek ancak vasat insanın emeli.

    perspektif kazandırmış, 

    bir hiçe dönüştürmüştür bilgiyi, 

    anlamın yakıcılığı yakmıştır bilgeyi.




























    sendeydi


    ben sıkıldıkça uzuyordu gece,

    gece uzadıkça ben sıkılıyordum.

    bilinçaltım parçasını arıyordu,

    seninki de vatanını arıyor olmalıydı.

    benim eksiğim sendeydi,

    seninki de bende.




     























    ölçüsüz


    hafif düşüktü omuzları,

    sağlam kaslara sahip olsa da sıskaydı adımları,

    çenesi çok düşüktü.

    etrafa neşe saçıyor gibi gözükse de,

    mutlu olmadığı dikkatli gözlerden kaçmıyordu.

    baş edemediği sorunların dışa vurumuydu ölçüsüz davranışları,

    ama o bunun farkında bile değildi.































    genetik 


    kürde ait coğrafyanın genetiğidir bu.

    büyük isen küçüklerine kol kanat germekle yükümlüsün,

    küçük isen elden ayaktan düşen yaşlıya bakmakla.































    yıllarca


    seni yitirmek o kadar zordu ki,

    dev dalgalı okyanusun içinde,

    sığınacak bir kara parçası aradım durdum yıllarca.





























    ince ince


    soğuktan suları çekilmiş, yaprakları dökülmüş, çıplak kalan dalların

    üzerine ince ince bir kar yağar, değdiği yerde buzlaşır.

    karanlık odamda görünmeyen tavanı izliyor gözlerim,

    dilim damağımda, kalbim allah zikriyle meşgulken,

    zihnimin asi, ince kıvrımları inkarın yollarını arıyor. 






























    tahammülsüz


    daha fazla dayanamayıp, ulu orta kusacaktım,

    bulduğum ilk ıssızlıkta, döktüm içimi denize. 

    derken ansızın bir fırtına koptu. 

    tahammülsüz dalgalar, döktüklerimi bana geri getirdi.





























    kim


    sürüp giden yalnızlıktan usanmış,

    uzanıp sana tutunacaktım.

    her şey yerli yerindeydi,

    tek eksiğim,

    kim olduğunu bilmemekti.





























    sürü


    bir güruh var,

    yapmaya çalıştıklarının hep tersi olur.

    ahmak mıdırlar ne, anlamazlar bir türlü?

    mala mülke çöker, namusa göz diker iyileri,

    kol alır kelle koparır diğerleri. 




























    şuursuz


    şuursuz sevmiştim seni,

    gözlerine şiir yazmak aklıma hiç gelmedi.

    burnun en yüksek zirvem idi,

    gamzelerin girdabım, 

    gülümsemen her şeyim. 

    tek kaşını kaldırman en sevdiğim tehdidin. 
































    zindan


    bıraksalar bir an kalınmaz bu zindanda,

    hassas ruhları incitecek çok şey var bu dünyada.































    her şey


    güçlü bir hiçlik duygusu sardı beni,

    daha fazla anlam inşa etmeye çalışırken,

    anlamsızlaştı her şey.
































    kayıp


    hep bir yenilgi, hep bir kayıp,

    soğumadı yüreğim, kayıp üstüne kayıp.




























    vicdan


    insanlık öldü,

    başın sağolsun denecek beşer aranıyor.

    yaradana değil de güce tapıldığından beri,

    doymak bilmiyor insan.

    vicdan ızgarada pişerken,

    köze kan damlıyor. 




























    hayran


    kasım, güzün

    yaprakları sarıya boyayıp yavaş yavaş döktüğü ay,

    bakıyorsun biliyorum,

    zarif gözlüklerinin arkasından, 

    senin karakterine benzemeyen doğduğun ayda,

    mevsimin sarıya boyadığı doğaya, hayran hayran.


























    ister


    sana eleştirisi bile ağır gelen gerçeği,

    kaç kuşak kürt yaşadı bu coğrafyada.

    ister surat as, ister dudak bük ve küs.

    mertiz biz.

    batmaya yüz tutmuş güneş,

    boyunu fersah fersah aşan gölgen yanıltmasın seni.

    senden bir şey isteyen yok.

    alırız hakkımızı, bükülmez bileğimiz.































    zalim


    mahsum olamaz, ortaktır her zülme.

    suskunluk ile tahakküm altındakini yalnız bırakıp,

    zalime zülme devam etme cüreti veren her kişi.






























    sevgiliye


    bir kere, sadece bir kere,

    sevgiliye sarılmak,

    bütün kederleri siler süpürürdü,

    güzün narin ağaç yapraklarını döktüğü gibi.

























    şeytan


    hep uzakta ararsın içindeki şeytanı, 

    çünkü sütten çıkmış ak kaşık gibi gösterir seni.

    ve bir gün

    gerçekler sille gibi inerse yüzüne, 

    hemen şeytanlaştırırsın ötekini, 

    kendi şeytanlığını gizlemek için.

    nefes alır içindeki şeytan, 

    koksa bile it ölüsü gibi nefesi, 

    hiç rahatsız etmez seni.






























    goşt 


    hileye başvurmak, görmezlikten gelip kurnazlık yapmak;

    bunların hiçbiri insani sıfat değil. 

    vicdan eksik ise ha iki ayaklı ha dört ne fark eder?

    insandan geriye kalır, nefes alan bir et yığını.






























    dualî 


    hızlandırılmış bir hayvanlık kursu yok mu?

    çok yalnız kalıp sıkıldım insanlıktan.

    içimden vicdanı söküp atamadım, 

    erişemedim hayvanlığa.





























    bost


    sadece bir kaç karış mesafeden izledim seni,

    kısacık bir kaç vakit.

    seninle geçirdiğim zaman nasıl geçtiği bilinmeyen bir andı.

    buna mukâbil,

    sensizliğe alışmam çok uzun yıllarımı aldı.




    sedat1399gonul@gmail.com

    Yorumlar (0)

    Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

    Yorum Bırakın

    Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için buraya tıklayınız.