Postmodernite ve onun çağımız insanına dayattığı "Tekno - pagan Uygarlık" ın anlaşılabilmesi, Modernite'nin Tanrı'yı yok etmesiyle başlayan, insanın epistemolojik ve felsefi krizini anlamakla mümkündür. Modernite'nin Tanrı'yı yok etmesinin en sarsıcı ifadesi, Nietzsche'nin "Tanrı öldü! Onu öldürenler bizleriz! " çığlığında ortaya çıkar. Nietzsche, "Tanrı'nın öldürülmesi" ile ortaya çıkan bu durumu, kendi felsefesinde işlemiş ve eleştirmiştir. Nietzsche zannedildiği gibi basit bir nihilist değil, aksine Batı'nın bundan böyle felsefeden sanata, düşünceden yaşama kadar ontolojik bir dekadans'ın eşiğinde olduğunu trajik bir biçimde haber veren çığır açıcı bir filozoftur. Onun "Avrupa, ölüler evini andırıyor. Virüs, bütün vücuda yayılmak üzere. Çöl büyüyor. Çöl büyüyor... " ve ardından da, "Eğer bu durum böyle devam ederse, önümüzdeki iki yüzyılda insanlığı bir yokoluş felaketi bekliyor! " haykırışı, durumu en iyi bir şekilde özetler niteliktedir.
Batı tarihinde düşünürler, genel olarak iki kısımda sınıflandırılabilir. Bunlar, "Sistem Kurucu Düşünürler" ile "Sistem Parçalayıcı Düşünürler" dir. "Sistem Kurucu Düşünürler" daha çok felsefi bir kriz ile oluşan boşluğu doldurmaya yönelik felsefi bir sistem kurarlar. Örneğin Modernite'nin Tanrı'yı yok etmesiyle meydana gelen ontolojik, epistemolojik ve etik boşluğu, Aydınlanma düşünürleri kendi felsefi sistemleri ile doldurmaya çalışmışlardır. Dolayısıyla Kant, Hegel, Herder, Fichte gibi Aydınlanma düşünürleri "Sistem Kurucu Düşünürler" dir. Nietzsche ise, bu iki düşünür prototipinin özelliklerini kendinde barındıran büyük bir filozoftur. Nietzsche, bir yandan "Üst-insan" "Güç İstenci" "Kader Sevgisi" ve "Perspektivizm" kuramlarıyla kendine has bir felsefe sistemi geliştirmiş, öte taraftan kendi zamanında yerleşik bulunan düşünce kalıplarını ve felsefe sistemlerini eleştirerek onları aşmaya çalışmıştır. Nietzsche'nin bu düşünce kuramları arasında "Perspektivizm", Postmodernite'yi anlamak bakımından özellikle zikredilmeye ve üstünde durulmaya değerdir.
Modernite'nin İlk Ciddi Eleştirisi: Perspektivizm
Perspektif kelimesi, etimolojik olarak Rönesans sanatına kadar dayanır. Nesne'nin gözlemciye üç boyutlu olarak gösterilmesini ifade eder. Dolayısıyla algısal bir çağrışımı vardır. Perspektif'in anlamı, bir alandan diğerine farklılık arzettiği gibi, günümüze kadar gelen tarihsel süreç içerisinde de farklı anlamlar kazanmıştır. Rönesans'ın perspektif'i, Hümanizma'nın sanatta en belirgin simgesi olarak karşımıza çıkar. İlerleyen süreç içerisinde ise perspektif, modernite ile beraber sanatsal ifadesinin yanısıra, felsefi bir anlam kazanır.
Nietzsche, perspektif üzerinde kafa patlatmış nadir düşünürlerden biridir. Onun "Perspektivizm" kuramı, "Çoklu Görüş/Bakış Açıları" olarak tabir edilebilir. Bununla kastettiği şey, Modernite ile beraber "Bütünlük Fikri" nin yok olduğu, dolayısıyla varlığı, özneyi ve nesneyi, kendisine atfederek anlamlandırabileceğimiz bir bağlamın bulunmadığıdır. "Hakikat, insanın kendi icadıdır. " sözüyle Nietzsche, hakikatin izafileştiğini belirtmiştir. Nietzsche'nin "Perspektivizm" kuramı, çağımızın büyük filozofları olan Michel Foucault, Jacques Derrida ve Hayden White gibi postmodernist ve postyapısalcı düşünürleri derinden etkilemiştir. Derrida'nın "Dekonstrüksiyon" u, Foucault'un "Söylem" i, White'ın "Metatarih" i, Nietzsche'nin "Perspektivizm" inin postmodern izdüşümleridir. Fakat bu iki eleştirel felsefi sistem arasında esaslı bir fark vardır. Nietzsche, "Perspektivizm" ile bütünlük fikrinin yok olduğunu ifade etse de, yine de insanın kendi hakikatini inşa ederek kendini yeniden yapılandırabileceğini söyler; yaşama odaklanarak insanın "Üst- insan" a ulaşmasının mümkün olabileceğine işaret eder. Dolayısıyla hümanist ve öznel bir bağlam fikri, modernite'den sonra bile varlığını devam ettirmiştir. Postmodern eleştiri sistemlerinde ise, mutlak olarak bağlam fikrinin inkarı ile karşı karşıyayız. Bu hem öznel, hem nesnel, hem de Tanrısal bir bağlamın imkansızlığıdır. Zaten sürekli bir değişkenlik durumu, postmodernizm'in en bariz özelliğidir.
Yorum Bırakın