Küller, bir gidişten sonra kalan boşluğu değil, sizin o boşluğun içinde hâlâ nasıl hareket ettiğinizi anlatır.
Bu bir son değildir; sesin çekildiği, ışığın dağıldığı ve zamanın ağırlaştığı bir eşikte durmaktır.
Öfke içinize kıvrılır, düşünceler kendini tekrar eder, kelimeler aynı ağırlıkla geri döner. Bu şarkı, ilerlemeyen ama derinleşen geceler gibi, sizi aynı cümlelerin etrafında dolaştırır. Kül sessizdir ama bitmiş değildir; yanmış olan şey yalnızca şekil değiştirir.
Küller, yok oluşun değil, ayakta kalmanın geriye kalan hâlidir. Bazı gidişler yıkmaz; sizi hayatta kalmaya, karanlığın içinden daha sert bir yerden bağlar.
Belki henüz duymadığınızı hissedeceksiniz, belki de çoktan tanıdık gelecek. Küller, acele etmez; zamanı geldiğinde ortaya çıkar. Dinlediğinizde anlayacaksınız: bazı şarkılar anlatmak için değil, içinizde zaten var olan bir şeyi uyandırmak için vardır.
"Kaldım, o gittiğin yerde söndüm
Öldüm, o gece ruhlara sövdüm
Gördüm, o kalbi küllere gömdüm"



Yorum Bırakın