ONUNCU BÖLÜM: BİR SERZENİŞTEN DAHA FAZLASI

ONUNCU BÖLÜM: BİR SERZENİŞTEN DAHA FAZLASI
2 Beğen
0 Yorum

 

Saat 20.05 ve hala ana konuya gelemedik konuşurken. Olur ya bazen konuşursun konuşursun ama konu bir türlü istediğin yere gelmez, sende konuyu istediğin yere getirebilmek için diğerlerinin anlattığı şeyleri çok da umursamadan araya kendinle ilgili bir şeyler serpiştirirsin ki bir an önce senden bahsedebilesin.

Şaka şaka. Bunu sadece kendinden başkasını düşünmeyen ama bunu da asla kabullenmeyen kişiler yapar. Herkes değil.

Ana konuya girememe sebebimiz ise herkesin bu sene çeşitli sıfatlardan manevi kayıplar yaşamasıydı; sevgili, arkadaş, dost, akraba... Ölmeseler bile bizim için artık yaşamıyorlardı ama yine de buluşunca konuşuyorduk bazen, hem ölüleri hem arafta kalanları. 

Ezgi, ben, Bihter, Hürmüz ve Ezgi'nin iş arkadaşları olan Leyla ve Orkun hep beraber buluşmuştuk. Asıl konumuz ise aslında bu çiftin yakın zamanda yaşadığı tartışmaydı, bizim yeni bir olayımız yoktu. Yine de laf lafı açınca farkettik ki aslında onların da benzer serzenişleri vardı, o yüzden bir süre hayata dair konuşmuştuk.

"Güya sizi konuşmaya geldik ama bizden size sıra gelmedi bir türlü." Ezgi bizi ana konuya getirmek için lafı çevirmişti çok şükür.

"Siz şimdi ne düşünüyorsunuz ayrılmak da istemiyorsunuz birlikte kalmak da, nasıl olacak bu?"

Biz sevgilileri fiziken daha yeni tanıyorduk, dolayısıyla en çok Ezgi yorum yapıyordu ama öncesinde bazen bahsediyordu ilişkilerinden.  Kızlara baktım, hepsinde aynı olumsuz bakış vardı, ayrılık bağıra çağıra geliyordu aslında, belki onlar da farkındaydı ama ya konduramıyoryada hiç umursamıyorlardı bile. Orkun çok ilgisizdi hatta ilgisiz demek az bile kalır resmen kötü davranıyordu kıza, mesajlara bakmaktan acizdi, hakaretli küfürlü konuşmaları vardı, geleceğe dair hiç umut vermiyordu, sevip sevmediği bile meçhuldü. Ama Leyla tam Leylaydı, bir türlü kabullenemiyordu durumu, evleneceklerini düşünüyordu. Hatta bize kavgalarını anlatırken bile hala bir eli çocuğun üstündeydi. O an düşündüm, belkide bazen en normali en sağlıksız olanıydı kim bilir? Herkesin kendine ait bir normali vardı. Ama bu normalin de bir sınırı olmalıydı, onların durumu iyice toxic bir hal almaya başlamıştı. Hatta diyebilirim ki benden bile kötü haldelerdi.

Sus, soru sorma şimdi. Lafı Orkun devraldı.

"Ben hep söylüyorum, beğenmiyorsan kapı orada, istediğin zaman gidebilirsin diyorum, bakmayın benimde gidesim yok ama o beni bırakamaz."

"Bence siktirip gidersen bırakabilir." Bihter'in bu müthiş çıkışı beni keyiflendirmişti, belki biraz kabaydı ama herkesin söylemek istediğin söylemişti, çok da iyi olmuştu. Ama Orkun yerine Leyla bozulmuştu, Orkunsa sadece çapkın çapkın Bihter'e bakmakla yetinmişti. Lafı ben aldım.

"Neyse ne sonuçta arafta kalmayı seviyor da olabilirsiniz, bizi ilgilendirmez. Zaten daha yeni tanışıyoruz iç dünyanızı bilemiyorum ama buradan bakılınca pek sağlıklı bir iletişim göremiyorum ayrıca Leyla'nın bu işten üzülen taraf olarak çıkmasını da istemem şahsen."

İnanılmaz derecede makul konuşmuştum, kendimden beklemezdim. Ya da hayır ya beklerdim. Ben kendimi kötüledikçe birilerinin nasıl da üstüme geldiğini gördüm çünkü. Oyüzden evet, iyi bir kısa konuşmaydı. Leyladan bir öpücük de kapmıştım.

"Tabi her arkadaşlıkta olması gereken de bu aslında, sağlıklı iletişim."

Ezgi güldü"Sanki her dakika konuştuğumuzdan mı değil, yine de insan sinir olabiliyor. Bunca sene en göz önünde olan şey bizim gözümüzde nasıl görünmez bir hal aldı? Bu kadar kör müsün, bu kadar mı acizsin diyen Firdevs Hanım'ı anlayabiliyorum."

"Evet ama olaylar yaşanırken yanlış veya kötü gelmedi, normal geldi dolayısıyla normal karşıladık. Ortada yanlış anlayacak yada kavga çıkaracak sebepler yoktu hiç."

"Aslında o anlarda da fark ediyorduk ama konduramıyorduk işte, hatta kondurup söylediğimiz zamanlarda bile suçlu biz oluyorduk. Hatırlasana bir keresinde ( gerçi bilmem kaç kere de neyse) söylediği saçma sapan bir yorumda rahatsız olduğumuzu söylemiştik de ben öyle biri miyim adlı şiirini okuyup ağlamıştı, sonra yine kendini suçlu hissedip özür dileyen biz olmuştuk, biz kendimizi suçlu hissetmiştik."

Ezgiyle bu ikili diyaloğumuzun arasına Bihter girdi "Biz deyip genellemek zorunda değilsin aslında herkes bireysel yaşadı çoğu şeyi. Bazen aynı olaylar da yaşandı evet ama bireysel yani sonuçta."

Leyla da onayladı "Evet aslında bende konuyu anlattığınız kadarıyla biliyorum ama sanki hepinizin bir ortak noktası var evet, olaylar ayrı ayrı yaşanmış ama aynı zamanda farklı zamanlarda da olsa aynı şeyler yaşanmış gibi."

Gerçekten de öyleydi. Arkadaşlarımız arasında yaşanan durum hepimizi etkilemişti evet ama bir yandan da olması gereken bir durumdu. Ne kadar içerde kalırsa o kadar yoruyor çünkü bazı şeyler. İnsan düşünmekten kaçtıkça kendinden de uzaklaşıyor, söylemek istemediğini konuşup yapmak istemediği gibi davranıyor. Peki kendi irademiz yok mu? Var. Yanıltılabilir miyiz? Evet ama çocuk da değiliz. O zaman tek bir açıklaması var, yanıltılacağımızı düşünmeden güvenmek, kayıtsız, şartsız sadakate inanmak. Kimsenin pür pak masum olmadığını bilerek ama kendi duygularından da vazgeçmeden en iyisini yapmaya çalışmak, kendi yanlışlarınla başkalarının doğrularını koyduğun terazinin dengeyi bulamaması... İnsanı bazen en çok yoran şey bu belki de.

Tabi inşaat işçisi falan değilseniz. O zamanlarda sorgulamak da zor olabilir tabi.

Yine de şakayı ve tarafsız, herkesi anlamaya çalışmayı bir kenara bırakacak olursak, hayal kırıklığı ve öfke sanıyorum süreçte en çok yaşanan duygular oldu. Birine bakıp verdiğin emeklere yazık olduğunu görmek, pişman olmak dahası karşının bundan bihaber olması veya daha daha kötüsü haberdar olduğu halde dikine takmaması durumu falan filan. Öyle yani ne kadar seçici o kadar iyi.

Bir süredir sessiz kalan Hürmüz derin bir iç çekerek sessizliğini bozdu. "Off bence abartıyorsunuz."

Ezgi sordu "Neden öyle söyledin?"

"Belki de artık görüşmek istemediği bir anda var olan durumu kendi lehine kullandı."

Omuz silktim" Belki de, neyse ne artık kimseyi düşünecek halim yok, herkesin hayatı kendisine. İyiliğimiz de kötülüğümüz de kendimizi bağlar."

"Bence birer tekila içelim, kendimize gelelim, herkes benim ve sevgilim gibi mükemmel bireyler olacak diye bir şey yok"

Bu kızın Orkun'a nasıl katlanabildiğine şaşırıyorum gerçekten.

Hürmüz" Buna kim inandırdı peki seni abi?"

"Seni bilmiyoruz sanki Hürmüz hanım."

"Bildiğin bilmediğinin çeyreği bile etmez." Lafından sonra masadan oo sesleri ve gülüşmeler geldi. Hürmüz'e baktım, gülüyordu o da ama gözlerinde bir ifade vardı, gerçeği söylüyordu. Bunu biliyordum çünkü içini açmayı sevmiyordu. Ona baktığımı görünce gülümsedi. Benim onu gördüğüm gibi o da beni görüyordu. Bunun hiç bitmemesini diledim içimden. Kafasını salladı.

Önüme dönüp Orkun'a seslendim" Tekilayı sen ısmarlıyorsan söylüyorum?" İstemeye istemeye onayladı. Bende kapattım o defterleri orada, bir daha açılmamak üzere.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın