Sigmund Freud'a göre genç bir insanın hayatını mahveden üç şey vardır: duygusallık, farkındalık ve fazla düşünmek. Şu an bu üç duyguyu da öncelikli olarak kalbimde, ciğerlerimde ve midemde hissediyorum. Yazarken ellerim titriyor. İçinde bulunduğum vapurdan dolayı mı içime sığmayan duyguların bir yansımasından dolayı mı bilmiyorum.
Çevremdeki insanlara gözüm gidiyor. Son günlerde ne kadar çok ağlayan insan gördüğümü fark ediyorum. İstanbul... Her milletten çeşit çeşit insanın bir şekilde kendini bulduğu şehir. Kendinden bir parça bulamayanlarsa hiç ait olmak istemeyenlerdir diye düşünüyorum. Etrafımı incelemeye başlıyorum. Eksi derece havada vapurun dışarı kısmında oturan bir kadın var. Bazı günlerde ben de o kadınım. Bazen aynı konuları rahatlayasıya kadar konuşan o iki kızdan biriyim. Bazen sevgilisine aşkla bakan adamım. Sonra kendime dönüyorum. Bugün sadece benim. Hayal kırıklığıyım, öfkeyim, kinim, merhametim, en çok da potansiyelini harcayanım.
Tıkanınca dışarı bakıyorum. Bu binalara 5 yıldır bir sürü farklı duyguyla baktığımı hatırlıyorum. Karşı koltukta heyecanlı, mutlu, umutlu, umursamaz on sekiz yaşındaki halimi görüyorum. Ağlayamayacak kadar yüksek duygular yaşıyorum. Kelimelerin kalemin ucunda gelişi güzel var oluşuna şaşırıyorum. 'Yanlış yerde miyim?' diye düşünüyorum. Zaten bu duygulara da bu düşüncelerle gelmiştim. Sadece cesaretli ve yılmayan bir cahilin illegal yollarla kazandığı paradan hak ettiğimi alamadım diye üç aydır üzülmem aklıma geliyor. Hak ettiğimi söylüyorum ama daha iyisini hak ediyorum. Bahsettiğim miktar olarak değil; konum olarak, mevki olarak...
Hayallerimi hatırlıyorum. Babamın istediği son model bile olmayan arabayı kapısının önünde gördüğünde gözlerinin dolacağı ve bana gururla bakacağı anı düşünüyorum. İstediğim an, istediğimi yapabilmenin hazzını arzuluyorum. Potansiyelimi ne için harcıyorum? İçinde bulunduğum vapurun bile sahibi olabilecekken neden sağ cam kenarı koltukları kovalıyorum sırf daha güzel gözüken avrupa yakasını görebilmek için? Hayatımı uçurumdan gözünü kırpmadan atanlar karavanında şarap sarhoşuyken ben neden minicik bir prime üzülüyorum? Çünkü denemiyorum.
Her sabah neden kalktığımı sorgulamıyorum. Neden yataktan kalkmak zorunda olduğumu önemsemiyorum. Ajandama yapılacakları yazıyorum fakat dönüp bakmıyorum. Hatırladığım maddeleri de yapmış gibi hissetmek için tik atıyorum ve bu döngüde kendimi kaybediyorum. Fakat artık farkında olmalıyım ki minik kız özüne dönmeli ve zar gerekirse yedi gelmeli. Bunu her gün göreceğim ve hatırlayacağım bir yere yazmalıyım. Yani önce beynime sonra vücuduma...


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın