Kara Kule, Dune, Cosmere, Üç Cisim Problemi, İlk İmparatorluğun Efsaneleri ve Kızıl İsyan gibi türlerinin en iyilerinden olan ve çok sevilen serileri ağırlayan "İnceleme(?)" adındaki masamızda bugün, ismi geçen serilere nazaran daha mütevazi bir seri olan İlahi Kentler serisini konuk ediyoruz.
Ve hiç vakit kaybetmeden fantastik kurgu türünde bir seri olan konuğumuza rahatlaması için çeşitli içecekler ikram edip konuğumuzu benzer tür kitapların kendi aralarında konuşmaya daha meyilli olmasından dolayı* yan yana oturan Dune, Üç Cisim Problemi ve Kızıl İsyan serilerinin karşısına; Cosmere, Kara Kule ve İlk İmparatorluğun Efsaneleri serilerinin ise yanına yerleştiriyor ve diğer misafirlerimize İlahi Kentler serisine başlayabilmeleri için gereken basit bilgileri vererek onları tanıştırmaya başlıyoruz**(*)
*Bu türcü bir tutumdur, evet. Fakat her ne kadar bizi başkalaştıran yapılarıyla kişilik sahibi olsalar da kitaplar insan değillerdir ve bu nedenle türlerine, yazarlarına, yayınevlerine veya kapak renklerine göre kategorize edilebilirler. Ama insanlar EDİLEMEZLER.
**BKSBİGBB'ye nasıl bağlandık ama? İyi ama BKSBİGBB de ne mi diyorsunuz? Yenisiniz galiba... Bakıyım... YENİSİNİZ! Yaşasın yeni gelenler var! Hoş geldiniz! Umarım bir arkadaşa bakıp çıkacaktım demez ve buralarda kalmaya devam edersiniz. Kim bilir belki de BKSBİGBB'nin gizemini keşfederken Matematiğin, Kuantumun, yani "Hayatın" sırlarına da vakıf olursunuz. Sonuçta tüm büyük buluşlar en acayip yerlerden çıkma değil midir?
(*)Tekil kitaplarımız nerede mi oturuyor? Onlar özgürlüklerine düşkün ve biraz da başlarına buyruk olduklarından otoriteyi reddediyor ve masamızda gösterilen yerlerine oturmak yerine sağda solda dolanıyorlar. Bu durum içimdeki BÖL, PARÇALA, YÖNET kişiliğine * karşı geldiği için canımı sıkmıyor değil elbette ama sonuçta bu kitaplar tekiller, tekler, o yüzden birazcık serbestliği hak ediyorlar, sizce de öyle değil mi?
*Yeni gelenler bunu da bilmezler şimdi... Hmmm.. İşimiz var sizinle...

Robert Jackson Bennett'in yazdığı İlahi Kentler serisi adları sırasıyla; Merdivenler Kenti, Kılıçlar Kenti ve Mucizeler Kenti olan üç kitaptan oluşuyor. Tüm kitapların Türkçe çevirisi bulunuyor ve seri üç kitap sonunda hiçbir açık konu bırakmadan da nihayete eriyor.*
*BKSBİGBB'nin kuruluş amacı bu son cümlede yatmaktadır ve ismi lazım değil iki kişinin ve yayınevlerinin yarattığı travmalar sonucu oluşmuştur. (Sürekli okurlarımız lütfen kusuruma bakmayın mecburen açıklamak durumunda kaldım, ne yaparsınız yeni gelenler işte.)
Serinin konusunu ise kabaca; fantastik evrende geçen dedektiflik motifleriyle bezeli bir casusluk hikayesi olarak özetleyebiliriz. Yalnız seri ilerledikçe serideki casusluk ögelerinin azalıp fantastik ögelerin fazlalaştığını da belirteyim.
Ayrıca serinin tıpkı Dune serisinin ilk dört kitabında olduğu gibi "her kitabın kendi hikayesini başlatıp bitirmesi" özelliğine sahip olması nedeniyle; seriye şans vermek isteyenler sadece ilk kitabı okuyarak hem farklı bir evrene atılan o tatlı ilk adımı atabilir, hem de o atılan adıma devam edip etmeyeceklerine kafalarında hiçbir soru işareti kalmadan karar verebilirler.*
*Sonunu Görme Hastalığı (SGH) yüzünden zevk almadığı halde devam etme zorunluluğu hissedip eziyet çeken ruhlara selam olsun, yalnız değilsiniz. Çözümü de sağda solda aramayınız, çünkü çözüm zamanda gizli. Yaş aldıkça bu hastalıktan kurtulacaksınız. Ama ola ki kurtulamazsanız iki haftada bir Cumaları toplandığımız "SGH Düşmanımız, Yarım Bırakmak Hakkımız" isimli grubumuza dahil olabilirsiniz. (Yeni gelenler bakın bizim böyle ismi mutheşem birçok grubumuz bulunuyor. Detaylı bilgi için sizi şuralara alalım: Felanties 2 ve Puslu Kıtalar Atlası incelemeleri)
İşte BKSBİGBB bu kadar. Haydi her zamanki gibi* seriye spoilersız bakış atmaya geçelim artık.
*Evet yeni gelenler, evet siz, bu bilgilendirme sizler için. Yoksa gittiniz mi?
İlahi Kentler serisine başlamayı düşünenler için ilk önce bilinmesi gereken şey; büyü kullanımının alışık olduğumuz diğer fantastik eserler gibi olmadığıdır. İlahi Kentler serisinde büyü; Fırtınaışığı, Zaman Çarkı ve Malazan serilerindeki gibi ön planda değildir. Yalnız ASOIAF (Buz ve Ateşin Şarkısı) serisinde olduğu kadar arka planda da değildir. Daha çok ikisinin tam ortası gibidir.*
*"Sana git demeyeceğim Lavinya...
Gitme de demeyeceğim.
Göt diyorum Haydi bakalım!!" Yiğit Özgür karikatürü
Bu durum büyünün diğer tüm fantastik eserlere göre daha farklı konumlanmasından, kullanılmasından kaynaklanır. Çünkü İlahi Kentler serisinde büyü daha çok bir problemin çözümünde eşyalar üzerinden, tıpkı yazıları büyütmeye yarayan bir büyüteç gibi, yalnızca bir araç olarak kullanılır. Dolayısıyla seride iki büyücü arasında ortalığı kasıp kavuran türde epik savaşlar yaşanmaz. Fakat bu, büyü kullanılarak HİÇ epik savaş yapılmıyor demek de değildir.
İlk kitap özelinde bu “epiklik” sadece kitabın sonlarına doğru gerçekleşiyor olsa da bu bir kapının aralanmasına yol açar ve serinin diğer kitapları bu aralıktan hücuma geçer.
Peki kapıyı kim aralıyor dersiniz?
Elbetteki TANRILAR!
İlahi Kentler evreni farklı farklı tanrıların etrafında şekillenmiş şehirlerin (seri isimini de buradan alır) bulunduğu ve yıllarca bu kıta tarafından köleleştirilmiş hiçbir tanrının bulunmadığı iki ayrı kıta ile bizi kucaklar. Fakat bu kucaklama aslında nostaljik bir kucaklamadır, çünkü serinin geçtiği tarihte tanrılar çoktan kaybolmuş veya yok olmuşlardır. Ve artık kölelerin zamanıdır. İsyan, savaş ve zafer peşi sıra gelerek evreni temelden değiştirmiş ve Tanrıların gölgesindeki büyük medeniyet köleleştirilmiştir. Köle köleci olmuştur.
Peki Tanrılara ne olmuştur? Geri getirilebilecekler midir? Köleleştirilen ve eski görkeminden geriye sadece soluk gölgelerin kaldığı halk gücü yeniden ele geçirebilecek midir? Yaşam bir döngüden mi ibarettir?

Serinin ilk kitabı Merdivenler Kenti işte bu sorular ile açılışını yapıyor ve kaybolan tanrıların kıtasında işlenen kritik bir cinayeti araştırmak için kıtaya gelen "tanrısız" ana karakterimiz ile bizi tanıştırıp kitap boyunca bize bu cinayet soruşturmasını sunuyor. Soruşturma ilerlerken açığa çıkarılan her bir gerçek ile de bir yandan bu cinayetin çok daha büyük tanrısal komploların sadece küçücük bir parçası olduğunu görüyor, bir yandan da yavaş yavaş tanrıların kaybolmasının nasılını anlamaya başlıyoruz.
Ve serinin alametifarikası da tam olarak bu noktada başlıyor:
Mazlumun zalim olduğu bu arka planda her iki tarafın bakış açısı ve olaylara verdiği tepki yazar tarafından çok iyi aktarılıyor. Mutlak güce sahip insanların ellerinden güç alınınca düştükleri o durum*, eskiden sahip oldukları o gurur, öz saygı, onur ve tabii ki özlem çok başaralı bir şekilde hissettiriliyor. Aynı şekilde; güce kavuşan tarafın güç ile birlikte yozlaşması, yılların intikamını alması, atalarının çektiği acıyı masumlardan çıkartması ve tabii ki bir gün tekrardan gücü kaybederek köle olacakları korkusu da tüm seri boyunca etkileyici bir şekilde sunuluyor, yansıtılıyor.
*Görür müyüz? Görürüz görür. Sultan Süleyman'a bile..
Seri aklımızda sürekli canlı tuttuğu: Tanrılara ne oldu? Köle tanrısızların köleci olamasına tanrılar nasıl izin verebildi? Bu durum oluyorken tanrılar neredeydiler?* Yoksa tanrılar ölümlüler tarafından yenildi mi? Öyle ise tanrılar sahte miydi? gibi sorulara birer birer yanıt vererek ilerliyor ve her bir yanıt ile bir yandan merakımızı giderirken diğer yandan daha fazla soruyu aklımıza yerleştirerek gizem ateşini beslemeyi asla ihmal etmiyor. Sayfalar da deve cüce oynayan merak ve tatmin ile akıp gidiyor.
*Batı ağıl düştüğünde Gondor neredeydi?
Peki tam şu anda siz de artık yukarıdaki soruların cevaplarını merak ediyor musunuz? Size İnception yapabildim mi? Evet mi? O halde size bir iyi, bir kötü haberim var.
Kötü haber: Burada bu soruları cevaplamayacağım. Çünkü serinin ana odak noktası burası ve seriyi okurken bu olayları keşfetmek serinin en büyük keyiflerinden biri.*
*Bu aslında sürekli okurlar için haber dahi değil çünkü onlar zaten spoiler olacak hiçbir konuya dahil olmadığımı bilirler. Ama siz yeni gelenlerim, sizin bildiğiniz HİÇBİR ŞEY YOK! Oha bir an ne oldu öyle? Kusura bakmayın ne olur, kuzenim yazmış.
İyi haber: Seri bu sorulara ve yaratılan evren ile ilgili tüm açık konulara tek tek akılcıl cevaplar vererek büyük bir tatminle tamamlanıyor. Yani merak duygusu tıkırdayanlar, sizleri kitaplara doğru alalım!
Toparlarsak; İlahi Kentler serisi büyüye olan yaklaşımıyla, fantastik bir evren içerisinde gizemli ve heyecanlı casusluk hikayesi anlatmasıyla, kolay bağ kurabildiğimiz gri karakterleriyle, karakterlerin bakış açılarının gerçekçi* ve net aktarılmasıyla ama en çok da seride ilerledikçe yaşanan olaylara göre şekil değiştiren dünyasının canlılığıyla kendisine hayran bırakıyor ve mutlaka bir şans verilemesini hak ediyor.
Herkese iyi okumalar dilerim.
*Yeni gelenler bilmezler, fantastik kurguda gerçekçiliğe çok önem veririm. Evet tam olarak şu an Ejderhaların, büyülerin olduğu ortamlarda ne gerçekliği diye düşünüyorsunuz biliyorum. (İnception?) Öncelikle Ejderhalar konusunu hiç açmayalım onların gerçek olduğu zaten biliyoruz. Eee.. büyü de va... Yok yok. Burada demek istediğim büyü de olsa, uçan yaratıklar da; ilgili evrenlerin kurallarının olması ve serilerin o kuralları takip etmesi, kuralları yol üstünde değiştirmemesi. Örneğin; büyücüler süpürge olmadan uçamaz denildikten sonra, istisna veya büyük büyücüler hariç, büyücülerin bir anda uçmaya başlaması evrenin konulan kurallarına aykırıdır ve gerçekçiliği kırar. (Daha fazlası için BKNZ: Kara Kule serisi incelemesi)
Kapattık biliyorum, hatta klasik son cümlemizi de söyledik (Hangisi yeni gelenler haydi söyleyin bakalım?) ama şu büyü işini biraz daha açmazsam olmaz.*
*Burayı Marvel filmlerindeki "after credit" gibi düşünebilirsiniz. Ne yani milyon dolarlık şirket yapınca oluyor da? Gerçi o milyon dolarlık şirket... ve artık o da olmuyor... Hmm... Yapmasak mı? Neyse... Ayrıca bu bölüm siz yeni gelenler için ilk defa uyguladığım bir bölüm. Bütün yazı sizi zorbaladık ama siz hala buradasınız, yani bunu HAK ettiniz.
Seride büyü tanrıların dokunduğu veya tasarladığı eşyalar üzerinden belirli sözlerin söylenmesi veya ortamların yaratılması ile uygulanıyor. Bu nedenle de sadece bu eşyaları ele geçirmiş ve tanrılar üzerine çalışma yapmış kişiler büyüyü kullanabiliyor. Evrendeki güç dengesinin değişmesi düşünüldüğünde; tanrılara sahip köleleşmiş insanların ve tanrıları olmayan iktidar sahiplerinin büyüye ulaşması ve uygulaması haliyle zor, hatta çoğu zaman imkansız hale geliyor. İşte bu yapısıyla büyü başlı başına bir gizem kaynağı haline gelerek casusluk için mükemmel bir araç haline bürünüyor.
Sizce de diğer fantastik serilerden farklı ve oldukça zekice değil mi? Şimdi siz söyleyin "after crediti" hak etmemiş mi?*
*Ve hayır, yazı içerisinde bir yer bulamadığımdan böyle bir şey yapmadım! Lütfen böyle şeyler düşünmeyi bırakın. Ne kadar kötü niyetlisiniz!








Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın