Spoiler içerir!
Filmde, maddi sıkıntılarını çözmek ve 14.000 dolar kazanmak için bir psikoloji deneyine seçilen 26 adam vardır. Bu adamlar ne suçlu, ne de kötüdür, tamamen sıradan insanlardır. Araştırmacılar bu adamları bir hapishaneye kapatır ve içlerinden bazılarına üniforma vererek ‘’Siz gardiyansınız’’ der. Diğerlerinin ise isimlerini ellerinden alıp, üstlerine numaralar yapıştırarak ‘’Siz de mahkumsunuz’’ derler. Katılımcılara söylenen tek önemli kural var: Fiziksel şiddet uygulamak kesinlikle yasaktır, eğer biri kuralı bozar veya şiddet olursa duvardaki kırmızı ışık yanacak ve deney hemen bitecek. Bu olursa ise hiç kimse para alamayacaktır.

Ancak olaylar hiç de beklendiği gibi ilerlemiyor. Eline yetki ve güç geçen bu sözde gardiyanlar üzerlerindeki üniformanın onlara üstünlük sağladığına inanıp kendilerini gerçekten oranın sahibi zannetmeye başlarlar. Gerçek hayatta kendi annesinin yanında bile sesi çıkmayan, korkak bir adam olan Barris, sırf zamanında onu aşağıladıkları için o da bu deneyde cesaret toplayarak mahkumları aşağılamaya karar veriyor ve zamanla bir zorba haline gelerek gardiyanların başı oluyor.
Gardiyanlar mahkumlara hakaret ettiklerinde, şınav çekmeye zorladıklarında veya üzerlerine yangın söndürücü sıktıklarında, araştırmacıların durdurması ve o meşhur kırmızı ışığın yanması gerekirken ışık bir türlü yanmaz. Gardiyanlar, şiddet uyguladıkları halde cezalandırılmadıklarını fark edince ‘’demek ki yaptıklarımız şiddet sayılmıyor, bizi izleyen araştırmacılar bu yaptıklarımızı onaylıyor, istediğimizi yapabiliriz!’’ diye düşünerek cesaret buluyorlar. Bu cesaretle şiddet artıyor. Şeker hastası olan bir mahkumun insüline ihtiyaç duymasıyla Travis onu savunuyor ve yardım etmeye çalıştıkça gardiyanlar onu cezalandırıyor. Bu süreçte mahkumun kafası dışkı dolu tuvalete sokulur, hastaların ilaçları ellerinden alınır, cinsel saldırılar başlar ve en sonunda masum bir mahkum hayatını kaybeder. Bu kırmızı ışık ancak iş işten geçtiğinde, ortalık kan gölüne döndüğünde yanıyor.
Film, koşullandırmaların (para, otorite, cezasızlık) insanların ahlaki muhakeme tercihleri ve toplum içindeki davranışları üzerinde ne kadar güçlü bir etkisi olduğunu çarpıcı bir şekilde yüzümüze vuruyor. Fakat bu karanlık gidişat herkes için aynı değildir. Filmdeki iki karakter aynı koşullandırmayla, yani 14.000 dolarlık ödül ve hayatta kalma güdüsüyle karşı karşıya kaldığı halde Barris bu gücün ve hırsın kendisini tamamen ele geçirmesine izin verirken, Travis bunun sonucunda parasını, hatta canını kaybetme riski olduğunu bilmesine rağmen ahlaki muhakemesine sadık kalır ve vahşete teslim olmaz.
Dünyadaki kötülüklerin çoğu, doğuştan kötü olan insanlar tarafından yapılmaz. Kötülük, insanların üzerlerine giydikleri üniformaların, onlara verilen yetkilerin ve en önemlisi ‘’nasıl olsa beni kimse denetlemiyor, bana bir şey olmaz’’ düşüncesinin arkasına saklanmasından doğuyor. Eline güç geçen insan eğer kurallarla sınırlandırılmaz ve yaptığı hatanın cezasını anında görmezse, içindeki vahşi duygular uyanır ve karşısındakini insan olarak görmemeye başlar. Film tüm bu karanlık tabloya rağmen iradenin gücünü de hatırlatıyor. Filmin sonunda sorulan ‘’Hala evrimsel açıdan maymunlardan üstün olduğumuzu düşünüyor musun?’’ sorusuna verilen ‘’Evet, çünkü hala bir şeyler yapabiliriz’’ cevabı, insanın en vahşi ortamlarda bile ahlaki bir seçim yapabilme potansiyeline sahip olduğunu vurgulayarak bitiyor.
Sizce ahlaki değerlerimiz, mutlak gücü elimize geçirene kadar taktığımız toplumsal bir maske mi yoksa en zifiri karanlıkta bile yolumuzu bulmamızı sağlayan bir pusula mı?



Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın