Placebo – Placebo: Britpop'un Ortasındaki Yabancı

Placebo – Placebo: Britpop'un Ortasındaki Yabancı
0 Beğen
0 Yorum

1996'da Britanya rock müziğinin merkezinde kendine güven vardı. Bir yıl önce Blur ve Oasis arasındaki liste savaşı gazetelerin ön sayfalarına kadar taşınmış, Britpop yalnızca bir müzik türü olmaktan çıkıp İngiliz popüler kültürünün baskın diline dönüşmüştü. Gitarlar yeniden büyük, İngiliz olmak yeniden havalıydı. Oasis'in arsız özgüveni, Blur'un İngiliz gündelik hayatına dönük bakışı ve Pulp'ın sınıf takıntıları birbirinden farklı dünyalar kursa da hepsi aynı kültürel anın içindeydi. Üstelik bu yeni rock yıldızı kuşağının özellikle popüler yüzlerinde belirgin bir erkeklik modeli vardı: bira, futbol, kavgalar, deri ceketler, küfürler ve kendinden şüphe etmiyormuş gibi davranan erkekler. Birkaç yıl önce Amerikan grunge'ının içe dönük huzursuzluğuyla şekillenen gitar müziği, Britanya'da yeniden dışarıya bakmaya başlamıştı.

Placebo tam bu dünyanın ortasına düştü ve ilk bakışta bile oraya ait değilmiş gibi görünüyordu. Bunun büyük kısmı elbette Brian Molko'ydu. İncecik bedeni, omuzlarına kadar uzanan koyu saçları, makyajı, yüksek ve hemen tanınabilen sesiyle Molko, 1990'ların ortasındaki İngiliz rock yıldızının nasıl görünmesi gerektiğine karşı neredeyse bilinçli bir alternatif gibiydi. Onu ilk kez görenlerin kadın mı erkek mi olduğuna dair yaşadığı tereddüt saklanması gereken bir şey değil, Placebo'nun görsel dilinin parçasıydı. David Bowie ve glam rock kuşağı yirmi yıl önce rock yıldızının cinsiyetini çoktan bir oyun alanına çevirmişti; Molko ise bu belirsizliği Britpop'un yeniden sertleşen erkeklik kültürünün ortasına taşıyordu. Placebo'nun yıllar sonra ilk albüm dönemindeki görüntüsünü “ambiguous, glamorous and confrontational” diye hatırlaması boşuna değildi: grubun farklılığı daha müziği duymadan önce görünür hale geliyordu.

Molko'nun bu yabancılığı yalnızca estetik bir tercihten ibaret değildi. Brüksel'de Amerikalı bir baba ve İskoç bir annenin çocuğu olarak doğmuş, çocukluğunu Avrupa'nın farklı yerlerinde geçirmiş, daha sonra drama eğitimi almak üzere Londra'ya gelmişti. Placebo'nun diğer temel figürü Stefan Olsdal ile geçmişleri Lüksemburg'daki okul yıllarına kadar uzansa da, o dönemde yakın değillerdi; yollarının Londra'da yeniden kesişmesi grubun gerçek başlangıcına dönüşecekti. Bu geçmiş Molko'nun Britanya rock kültüründeki konumuna da garip biçimde uyuyordu. Placebo Londra'da kurulmuştu ve Britanya müzik sahnesinin içinde büyüyordu, ama Britpop'un üzerine inşa edildiği yoğun “Britishness” duygusuyla arasında doğal bir mesafe vardı. Dönemin grupları İngilizliğin ne anlama geldiğini yeniden tarif ederken, Placebo'nun esas meselesi bir yere ait olmak değil, hiçbir yere tam olarak ait olamamak gibiydi.

Bu mesafe grubun müziğinde görüntüsünden bile daha belirgin hale geliyordu. Britpop'un büyük kısmı sokağa, sınıfa, gündelik İngiliz hayatına veya rock yıldızı olma arzusuna bakarken, Molko'nun yazdığı şarkılar çok daha kapalı ve kişisel alanlara giriyordu. Placebo'nun dünyasında yatak odaları, bedenler, uyuşturucular, cinsel arzu, utanç, kıskançlık ve bağımlılık vardır. İnsanların birbirlerini istemesiyle birbirlerine ihtiyaç duyması arasındaki sınır sürekli bulanıklaşır; yakınlık çoğu zaman huzur vermek yerine yeni bir güç mücadelesi yaratır. Molko'nun anlatıcıları da kendilerini özellikle sevdirmeye çalışmazlar. Kibirli, kıskanç, manipülatif veya acınası olabilirler ve zaman zaman bütün bunların farkında olacak kadar özbilinçlidirler. İlk albümün rahatsız edici taraflarından biri tam olarak burada yatar: sorun yalnızca dünyanın bu insanlara kötü davranması değildir; onlar da kendi hayatlarını mahvetmek konusunda oldukça beceriklidir.

Bu nedenle Placebo'yu yalnızca “90'ların karanlık alternatif rock albümü” diye tanımlamak kaydın kendine özgü karanlığını biraz ıskalar. Buradaki karanlık gotik bir teatraliteden çok bedenseldir. Molko soyut bir mutsuzluğu anlatırken bile tekrar tekrar fiziksel olana döner; beden, seks, kimyasallar, hastalık ve arzu aynı söz dağarcığının parçaları haline gelir. Daha sonraki Placebo albümlerinde bu saplantılar çok daha romantik, melodik ve zaman zaman şiirsel biçimler kazanacaktır. İlk albümde ise henüz araya o mesafe girmemiştir. Without You I'm Nothing'deki melankoli insanın yarasına dönüp bakmasına izin verirken, Placebo çoğu zaman yaranın açıldığı ana daha yakındır.

Grubun adının “Placebo” olması da bu dünyaya neredeyse gereğinden fazla iyi oturur. Tıbbi anlamıyla plasebo, farmakolojik olarak etkin bir tedavi olmamasına rağmen beklenti ve bağlam yoluyla gerçek bir etki yaratabilen müdahaleyi ifade eder. Albüm boyunca karşımıza çıkacak ilişkiler, seks ve uyuşturucu imgeleri düşünüldüğünde, kelimenin çağrıştırdığı sahte veya geçici iyileşme fikri Placebo'nun duygusal dünyasıyla kolayca yan yana gelir. Molko'nun karakterleri içlerindeki eksikliği başka bir insanla, başka bir bedenle veya başka bir maddeyle kapatmaya çalışırlar; bunların gerçekten tedavi olup olmadığı ise çoğu zaman belirsizdir. Grubun sonraki diskografisinin büyük kısmında aşk ile bağımlılık arasındaki sınırı kurcalayacağını düşününce, bu isim istemeden de olsa Placebo'nun ileride anlatacağı hikayeler için kusursuz bir metafora dönüşür.

Albümün sesi de bütün bu huzursuzluğu cilalamaya çalışmaz. Placebo yıllar sonra ilk kayıtlarına döndüğünde, o dönemdeki stüdyo deneyimlerinin ve teknik bilgilerinin kafalarındaki sesi bütünüyle kayda aktarmaya yetmediğini söyleyecekti. Gerçekten de Placebo, grubun sonraki albümlerindeki kontrollü atmosferden oldukça uzaktır. Gitarlar keskindir; bas çoğu zaman miksin içinde özellikle belirgindir; davullar doğrudan ve Molko'nun sesi ileride olacağından bile daha sivridir. Bazı anlarda kayıt neredeyse demo kadar çıplak duyulur. Fakat bugün albümün cazibesinin önemli bir kısmı da burada yatıyor: Placebo henüz kendi pürüzlerini gizlemeyi, dramatik anlarını ölçmeyi veya karanlığını estetik olarak kusursuzlaştırmayı öğrenmemiştir. Ne kadar genç olduklarını duyabilirsiniz.

Grubun kendisi bile albüm kaydedilirken henüz tam anlamıyla oturmuş değildi. Davullarda Robert Schultzberg bulunuyordu; fakat Schultzberg ile Molko arasındaki ilişkinin giderek kötüleşmesi nedeniyle bu kadro uzun ömürlü olmayacaktı. Schultzberg'in ayrılışının ardından Steve Hewitt'in gelmesiyle insanların yıllarca Placebo'yla özdeşleştireceği Molko–Olsdal–Hewitt üçlüsü kurulacaktı. Dolayısıyla Placebo, yalnızca grubun ilk albümü değil, aynı zamanda bu versiyonunun tek albümüdür. Kayıttaki gerginliğin ne kadarının gerçekten grup içindeki ilişkilerden kaynaklandığını söylemek mümkün değil; yine de sonradan bildiklerimiz albümün ham ve dengesiz enerjisine ilginç bir arka plan ekler.

17 Temmuz 1996'da yayımlanan Placebo bu nedenle kariyerinin nasıl görüneceğini bilen bir grubun kendinden emin manifestosu gibi duyulmaz. Tam tersine, henüz ne olduğunu çözmeye çalışan üç genç müzisyenin kaydıdır. Sonraki birkaç yıl içinde Placebo çok daha iyi şarkı yazacak, daha büyük prodüksiyonlarla çalışacak ve Brian Molko kendi sahne personasını çok daha bilinçli kullanmayı öğrenecektir. Fakat o gelişimin bedeli burada bulunan kontrolsüzlüğün bir kısmının kaybolması olacaktır. İlk albümdeki Placebo'nun çekiciliği, ne kadar ileri gidebileceğini henüz bilmemesinde yatar.

Belki bu yüzden Placebo, 1996'nın en kendinden emin müzik hareketlerinden birinin ortasında kendinden emin olmamanın kaydı gibi durur. Fakat bu güvensizlik çekingen değildir; alaycılığın, cinsel gösterişin, öfkenin ve zaman zaman çocukça provokasyonun arkasına saklanır. Albüm boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkacak temel huzursuzluk da buradan doğar: İnsan kendi bedeninde, arzusunda ve hayatında rahat değilse bununla ne yapar?

Placebo bu sorunun cevabını henüz bilmiyordu. İlk albümde bunu bilecek kadar olgun değillerdi zaten; yalnızca rahatsızlığı kaydediyorlardı.

Ve kaydın ilk şarkısının adı Come Home'du.

 

1. Come Home

Placebo'nun ilk albümünün ilk şarkısı olan Come Home, grubun ilerleyen yıllarda tekrar tekrar döneceği pek çok fikri daha ilk birkaç dakikada ortaya koyar. Büyük bir manifesto yerine kendi zihninin içinde rahat edemeyen bir anlatıcıyla tanışırız. Şarkının merkezinde başka birine duyulan ihtiyaç vardır ve Molko için bu ihtiyaç hiçbir zaman bütünüyle romantik değildir. Birinin geri gelmesini istemek, onun yokluğunda kendi başına yeterli olmadığını da kabul etmektir. Placebo diskografisinde aşk ile bağımlılık arasındaki çizgi ileride defalarca bulanıklaşacak; Come Home bu saplantının henüz ham haldeki ilk örneklerinden biri olacaktır.

Müzik de anlatıcının huzursuzluğunu sakinleştirmeye çalışmaz. Robert Schultzberg'in davulları parçayı sürekli ileri iterken, Stefan Olsdal'ın bası gitarların altında kaybolmak yerine erken dönem Placebo sesinin belirgin parçalarından biri haline gelir. Molko'nun gitarı grubun sonraki albümlerde kullanmayı öğreneceği atmosferik boşluklardan uzaktır; şarkı neredeyse nefes almadan ilerler. Molko'nun yüksek, nazal vokali de bu telaşın üzerine yerleşir. Daha sonraki kayıtlarda kırılganlık ile saldırganlık arasındaki denge çok daha kontrollü kurulacaktır. Burada ikisi henüz birbirine karışmış durumdadır ve parçanın gençlik enerjisinin büyük kısmı bu kontrolsüzlükten gelir.

Come Home başlığı ise müziğin yarattığı gerginliğin yanında neredeyse yanıltıcı derecede sıcak durur. Pop müzikte eve dönmek genellikle güvenli bir yere veya sevilen bir insana geri dönmek anlamına gelirken, Placebo'nun “home”unda aynı güven duygusu yoktur. Şarkıyı doğrudan Molko'nun hayat hikayesine bağlamak fazla kesin bir yorum olur; yine de çocukluğunu farklı ülkelerde geçirmiş, Lüksemburg'da okumuş ve sonunda Londra'ya yerleşmiş birinin ilk albümünü bu kelimeyle açması aidiyet fikrini ilginç hale getirir. Placebo'nun dünyasında ev, fiziksel bir mekandan çok başka bir insanda bulunmaya çalışılan geçici bir güvenlik hissine benzer. Başka bir insanı “ev” haline getirmek ise onun yokluğunu sıradan bir ayrılıktan çok daha yıkıcı hale getirebilir.

Molko anlatıcısını masum bir terk edilmiş sevgili olarak da yazmaz. Erken dönem Placebo karakterlerinde sık sık karşılaşacağımız öz farkındalık burada kendisini göstermeye başlar: kişi kendi durumunun ne kadar kötü olduğunu görebilir, ama bunu görmek onu değiştirmeye yetmez. Kendi davranışlarındaki yıkıcılığı fark etmekle o davranışlardan vazgeçebilmek arasında büyük bir mesafe vardır. Molko'nun ilerleyen yıllarda ilişkileri yazma biçiminin en güçlü taraflarından biri haline gelecek bu fikir, Placebo şarkılarındaki karakterleri yalnızca başkalarının kurbanı olmaktan çıkarır. Bazen kendilerine yapılan kötülük kadar kendi hayatlarını sabote etme biçimleriyle de uğraşırlar.

Parçanın grubun tarihindeki yeri de kaydın hamlığını açıklıyor. Come Home, albümden birkaç ay önce single olarak yayımlandığında Birleşik Krallık listesinde 86 numaraya ulaşabildi. Bir yıl sonra Nancy Boy ile yaşanacak çıkış düşünüldüğünde, burada henüz mitolojisi oluşmamış bir Placebo dinliyoruz. Brian Molko İngiliz müzik basınının üzerine yoğunlaşacağı figüre dönüşmemişti; grup da kendi formülünü tam anlamıyla bulmamıştı. Şarkının yer yer dağınık, gürültülü ve aceleci duyulması bu erken dönem hissini güçlendirir. Birkaç yıl sonra Placebo çok daha kontrollü kayıtlar yapacaktır, ama burada henüz köşelerin törpülenmesine ihtiyaç duyulmuyormuş gibi davranırlar.

Come Home, grubun ileride yazacağı en büyük şarkılardan biri olmayabilir, fakat ilk parça olarak Placebo'nun dünyasının kapısını oldukça iyi açar. Başka birine ihtiyaç duymaktan duyulan rahatsızlık, aidiyet arayışı, insanın kendi yıkımındaki payını fark etmesi ve kırılganlığın saldırgan bir sesin arkasına saklanması gibi fikirler daha ilk şarkıda belirir. Placebo ilerleyen albümlerde bunları çok daha incelikli biçimlerde işleyecektir; burada ise bütün duygular hala yüzeye fazlasıyla yakındır.

Albüm Come Home ile bir başkasının geri dönmesini isteyen bir sesle açılır. Hemen ardından gelen Teenage Angst ise sorunun yalnızca giden insanlarda olmadığını göstermeye başlayacaktır.

 

2. Teenage Angst

Come Home'daki huzursuzluğun ardından Placebo ikinci şarkıda ona doğrudan bir isim verir: Teenage Angst. Angst, basit bir üzüntüden çok, sebebi tam olarak tarif edilemeyen varoluşsal kaygıyı, insanın dünyada kendisini yanlış yerde hissedişini anlatır. “Teenage angst” ise 90'ların alternatif rock dünyasında öfkeli, yabancılaşmış ve kimsenin kendisini anlamadığını düşünen gençliğin neredeyse klişeye dönüşmüş tanımıydı. Grunge birkaç yıl önce bu duyguyu popüler kültürün merkezine taşımıştı. Molko şarkıya doğrudan bu adı verirken klişeden kaçmaya çalışmaz; aksine onu sahiplenir ve içine biraz da kendisiyle dalga geçebilecek kadar ironi yerleştirir.

Şarkının en çarpıcı düşüncelerinden biri Molko'nun doğduğu andan itibaren çürümeye başladığını söylemesidir. Yirmili yaşlarının başındaki birinin yazabileceği kadar gösterişli ve karamsar bir fikir gibi görünür, altında ise rahatsız edici derecede basit bir gerçek vardır: doğmak aynı zamanda yaşlanmaya başlamaktır. Gençlik genellikle canlılık, güzellik ve önünde uzanan hayatla ilişkilendirilirken, Molko daha başlangıç anının içine ölümü yerleştirir. İlk albüm boyunca bedenin, hastalığın, seksin ve fiziksel bozulmanın tekrar tekrar karşımıza çıkacağını düşününce, bu söz albümün dünyasını da erkenden ele verir. Placebo'nun mutsuzluğu yalnızca zihinde yaşanmaz; yaşlanan, arzulayan, zarar gören ve sonunda çürüyecek bir bedenin içindedir.

Molko bu büyük varoluşsal karamsarlığın hemen yanına hiçbir şeyin istediği gibi gitmediğinden yakınan genç bir anlatıcı yerleştirir. Birkaç saniye içinde ölüm fikrinden “neden her şey benim başıma geliyor?” hissine geçebilmek şarkının kara mizahının önemli bir parçasıdır. Ergenlikte duyguların ölçüsü tuhaftır; küçük bir reddedilme ile hayatın bütünü aynı ağırlıkta hissedilebilir. Teenage Angst bu duyguları sahte ilan etmez ama onların ne kadar dramatik olabileceğinin de farkındadır. Molko'nun ilerleyen yıllarda sık sık kullanacağı savunma mekanizması burada kendisini göstermeye başlar: kendi acısını ciddiye alırken aynı anda onunla dalga geçmek.

Müzik ise sözlerin karamsarlığına rağmen çökmeyi reddeder. Teenage Angst ağır bir ağıt yerine hareketli, gergin bir gitar şarkısıdır. Robert Schultzberg'in davulları ve Stefan Olsdal'ın bası parçayı ileri taşırken, Molko'nun gitarı sürekli bir hareket hissi yaratır. Ortaya hüzünden çok sinirsel bir enerji çıkar; sanki anlatıcı üzgün olduğu için yatağa kapanmak yerine kendi derisinin içinde rahat duramıyordur. Molko'nun sivri, nazal vokali de kırılganlığın üzerine ince bir alaycılık katmanı çeker. İlk albümde sık sık duyacağımız saldırganlık ve savunmasızlık birlikteliği burada oldukça çıplak haldedir.

Başlığında “teenage” geçmesine rağmen, şarkının anlattığı huzursuzluk Placebo'nun diskografisinden hiçbir zaman tamamen kaybolmayacaktır. Kendinden hoşlanmamak, reddedilmekten korkmak, kendi davranışlarının farkında olup onları değiştirememek ve kırılganlığı alaycılığın arkasına saklamak sonraki albümlerde de Molko'nun temel malzemeleri arasında kalır. Değişen şey duygunun kendisinden çok onu anlatma biçimidir. Without You I'm Nothing dönemine geldiğinde, aynı huzursuzluk çok daha romantik ve kontrollü bir dile kavuşacaktır. İlk albümdeyse hala genç, abartılı ve biraz dağınıktır.

Teenage Angst'ın adındaki ironi yıllar geçtikçe daha da güzel hale geliyor: ergenlik sona eriyor ama angst pek gitmiyor. Placebo yalnızca onunla yaşamayı ve zamanla onu daha iyi şarkılara dönüştürmeyi öğreniyor.

 

3. Bionic

Teenage Angst insanın kendi zihninde rahat edememesiyle uğraşırken, Bionic bu yabancılaşmayı doğrudan bedene taşır. Başlığın çağrıştırdığı şey bile yeterince tuhaftır: bionic, biyolojik bir bedenin teknolojik veya yapay parçalarla güçlendirilmesini anlatır. Placebo'nun dünyasına girdiğinde ise bu fikir bilimkurgudan çok seks, beden ve kontrolle ilişkili hale gelir. İnsan bedeni artık doğal ve güvenilir bir şey değil, üzerinde oynanabilen, performans göstermesi beklenen ve başka bedenlerle temas ettikçe daha da yabancılaşan bir makine gibidir.

Şarkının sözleri Come Home veya Teenage Angst kadar açık bir anlatı kurmaz. Molko daha çok fiziksel imgeleri, arzuyu ve mekanik çağrışımları birbirine çarptırır. Seks burada yakınlığın doğal sonucu olmaktan çıkar; tekrar eden hareketlerden oluşan, neredeyse otomatik bir eyleme dönüşür. İlk albümde sık sık karşılaşacağımız önemli bir ayrım da burada belirginleşir: seks ile yakınlık aynı şey değildir. İnsanlar birbirlerinin bedenlerine ulaşabilir ama birbirlerine ulaşamayabilirler. Molko'nun ilişkilerinde fiziksel mesafenin kapanması duygusal mesafeyi ortadan kaldırmaz.

Müzikal yapı da bu mekanik hissi destekler. Bionic melodik bir rahatlama sunmak yerine tekrarın yarattığı hipnotik etkiye yaslanır; gitar riffi parçanın omurgasına dönüşürken ritim bölümü aynı hareketi ısrarla sürdürür. Gitarın tonu yer yer insan sesinden çok çalışan bir mekanizmayı andırır. Albümün ilk iki şarkısındaki telaş burada daha kontrollü ama daha tekinsiz bir hale gelir. Teenage Angst kendi derisinin içinde duramayan bir beden gibiyse, Bionic o bedenin nasıl çalıştığını dışarıdan incelemeye başlamış gibidir.

Molko'nun bedene yaklaşımında çekim ile tiksinti arasındaki mesafe de oldukça küçüktür. Arzu edilen şey aynı anda rahatsız edici olabilir; haz, insanı özgürleştirmek yerine başka bir bağımlılığın içine sokabilir. Bu yaklaşım Placebo'nun seks hakkındaki şarkılarını klasik rockın fetih ve haz anlatılarından ayıran özelliklerden biridir. Molko seksi çoğu zaman güç gösterisi olarak değil, insanların zayıflıklarının daha görünür hale geldiği bir alan olarak yazar. Bionic'te de beden güçlü ve geliştirilebilir bir makine olarak hayal edilirken, o makinenin içinde yaşayan insanın daha güçlü hale geldiğine dair pek bir işaret yoktur.

Şarkının albümdeki konumu da ilk üç parçayı birbirine bağlayan küçük bir hat oluşturur. Come Home başka bir insana duyulan ihtiyacı, Teenage Angst insanın kendisine yönelttiği hoşnutsuzluğu açmıştı; Bionic ise zihinden bedene geçer. Placebo'nun ilk albümünün karanlığı yavaş yavaş biçim kazanırken, grubun temel meselelerinden biri de ortaya çıkar: insanın kendi bedenine sahip olması, onun içinde rahat ettiği anlamına gelmez.

Bionic albümün en doğrudan şarkılarından biri değildir ve tam olarak neyi anlattığını tek bir hikayeye indirgemek parçanın garipliğini azaltır. Burada asıl etkileyici olan Molko'nun arzu ile yabancılaşmayı aynı fiziksel alana yerleştirmesidir. Ardından gelen 36 Degrees ise beden fikrini daha da ileri taşıyacak; bu kez sıcaklık, hastalık ve insanın fiziksel durumuyla duygusal hali arasındaki sınır bulanıklaşacaktır.

 

4. 36 Degrees

Bionic bedeni bir makineye yaklaştırdıktan sonra, 36 Degrees onu yeniden biyolojik hale getirir. Başlığın kendisi doğrudan vücut sıcaklığını çağrıştırır: insan bedeninin normal sıcaklığı kabaca 37 derece civarında düşünülürken, 36 derece bu referansın biraz altında kalır. Bunu Molko'nun başlık için verdiği kesin bir açıklama olarak okumak doğru olmaz, fakat albümün bedenle kurduğu ilişki düşünüldüğünde oldukça uygun bir imgedir. Tam anlamıyla donmuş veya ölü olmayan, yine de olması gerektiği kadar sıcak da hissettirmeyen bir beden. Placebo'nun ilişkileri de sık sık böyle bir aralıkta yaşar; yakınlık vardır ama sıcaklık eksiktir, temas vardır ama güven yoktur.

Şarkı bu fikri sakin bir soğuklukla anlatmaz. Tam tersine, albümün en hızlı, en sıkışık parçalarından biridir. Davullar ve gitarlar neredeyse birbirlerini kovalarken, Molko kelimeleri müziğin içine yetiştirmeye çalışıyormuş gibi söyler. Bionic'teki kontrollü tekrarın yerini yeniden sinirsel bir enerji almıştır. Placebo'nun erken dönem sound'unun en belirgin taraflarından biri burada iyice duyulur: üç kişilik bir grup olmalarına rağmen mümkün olduğunca fazla alan kaplamaya çalışırlar. Gitar, bas ve davul arasında fazla boşluk bırakılmaz; şarkının kendisi anlatıcının zihni kadar kalabalık hale gelir.

36 Degrees'in bedensel dili yalnızca sıcaklık fikriyle sınırlı değildir. Molko duygusal rahatsızlığı fiziksel belirtiler üzerinden anlatmaya yatkındır; zihinsel olan şey sürekli bedene sızar. Kaygı yalnızca düşünülmez, hissedilir. Arzu da soyut bir romantik duygu olmaktan çok bedeni etkileyen bir durumdur. İlk albümün dünyasında beden insanın zihninden ayrı çalışan güvenli bir kabuk değildir. Teenage Angst'ta çürüme fikriyle, Bionic'te mekanikleşmeyle karşılaşmıştık; burada ise bedenin sıcaklığı bile kişinin duygusal durumunu ölçebilecek bir göstergeye dönüşür.

Parçada yakınlık ile rahatsızlığın aynı anda var olabilmesi de dikkat çekicidir. Molko'nun erken dönem sözlerinde arzu çoğu zaman huzur getirmez; birini istemek, o kişinin yanında kendini güvende hissetmek anlamına gelmez. Hatta bazen tam tersi olur. Başka bir bedene yaklaştıkça kendi bedeninin ve kendi eksikliklerinin daha fazla farkına varırsın. 36 Degrees'i yalnızca bir ilişki şarkısı olarak okumak parçayı daraltır; burada insanın kendi fiziksel varlığıyla kurduğu huzursuz ilişki de en az karşısındaki kişi kadar önemlidir.

Albümün ilk dört şarkısına birlikte bakıldığında, beden artık tesadüfi bir motif olmaktan çıkmıştır. Molko'nun karakterleri birilerine ihtiyaç duyarlar, kendilerinden hoşlanmazlar, arzular ve bütün bunları fiziksel varlıklarından ayrı yaşayamazlar. 36 Degrees bu dünyaya sıcaklık fikrini ekler: insan hayattadır, hareket etmektedir, birilerine dokunmaktadır, ama yine de olması gerekenden birkaç derece daha soğuk hissedebilir. Ardından gelen Hang On to Your IQ ile albüm ilk kez belirgin biçimde yavaşlayacak ve şimdiye kadar gitarların hızının arkasına saklanan yalnızlık çok daha açık duyulacaktır.

 

5. Hang On to Your IQ

Albümün ilk dört şarkısı neredeyse sürekli hareket halindeyken, Hang On to Your IQ ile tempo belirgin biçimde düşer. Bu değişim yalnızca müzikal değildir. Önceki parçalarda huzursuzluk gitarların ve davulların hızının içine saklanabiliyordu; burada o koruma ortadan kalkar ve Molko'nun anlatıcısıyla daha uzun süre aynı odada kalmak zorunda kalırız. Ortaya çıkan manzara pek iç açıcı değildir. Yalnızlık, seks, uyuşturucu ve kendinden hoşnutsuzluk birbirine karışırken, albümün şimdiye kadar ima ettiği kendini sabote etme hali ilk kez bu kadar açık bir biçim kazanır.

Şarkının adı bile küçük bir çelişki taşır. “IQ'na tutun” fikri aklı, kontrolü ve zihinsel kapasiteyi korumaya yönelik bir uyarı gibi duyulur. Şarkının içindeki karakter ise tam tersine kontrolünü kaybetmeye doğru ilerler. Molko'nun erken dönem anlatıcılarında sık rastlanan bir durumdur bu: ne yaptıklarını anlamayacak kadar bilinçsiz değillerdir. Çoğu zaman kendi davranışlarını gayet iyi görürler, hatta kendileri hakkında oldukça acımasız teşhisler koyarlar. Sorun, bu bilginin davranışlarını değiştirmemesidir. Zeka burada kurtarıcı bir özellik olmaktan çıkar; insan kendi çöküşünü son derece bilinçli biçimde izleyebilir.

Molko'nun seks ve uyuşturucu imgelerini aynı alanda buluşturması parçayı daha da kasvetli hale getirir. İkisi de kısa süreliğine yalnızlığı bastırabilecek, bedeni veya zihni başka bir duruma taşıyabilecek araçlar gibi görünür. Fakat şarkıda gerçek bir haz duygusu bulmak zordur. Seks yakınlığa, uyuşturucu da özgürlüğe dönüşmez. İkisi daha çok anlatıcının kendisiyle baş başa kalmamak için kullandığı yöntemler gibi durur. Albümün adıyla kurduğumuz “placebo” çağrışımı burada yeniden anlam kazanır: rahatsızlığı ortadan kaldırmayan ama bir süreliğine azalmış gibi hissettiren şeyler. Bu, albüm adının doğrulanmış açıklamasından çok şarkının dünyasıyla kurulabilecek tematik bir paralellik olarak okunmalı.

Parçanın müziği de bu uyuşmuş ruh haline alan açar. İlk dört şarkının sıkışık gitarları yerine daha gevşek, ağır ve kirli bir atmosfer vardır. Basın belirginliği ve ritmin sürüklenişi parçaya gece yarısından sonra yaşanan o tuhaf zaman hissini verir; insanın yorulduğu halde uyumadığı, düşüncelerinin giderek daha kötü yerlere gittiği saatlere benzer. Molko da vokalini önceki şarkılardaki kadar saldırgan kullanmaz. Sesindeki kırılganlık daha az saklanır ve sözlerin kara mizahı bile anlatıcının yalnızlığını tamamen örtemez.

Hang On to Your IQ aynı zamanda Placebo'nun uyuşturucu kültürünü ele alış biçiminin erken bir örneğidir. 90'ların rock dünyasında uyuşturucu kullanımı kolaylıkla romantikleştirilebiliyordu; tehlike ve aşırılık rock yıldızı kimliğinin bir parçası olarak pazarlanabiliyordu. Placebo da ilerleyen yıllarda bu kültürle fazlasıyla ilişkilendirilecekti, ancak Molko'nun şarkılarındaki uyuşturucu imgeleri çoğu zaman pek havalı değildir. Kullanımın etrafında yalnızlık, bağımlılık, utanç ve tekrar vardır. Karakterler kendilerini özgürleştirmekten çok aynı döngünün içinde biraz daha kaybolurlar.

Albümün akışı açısından da önemli bir eşiktir. Come Home bir başkasına duyulan ihtiyacı, Teenage Angst kişinin kendisine yönelttiği hoşnutsuzluğu, Bionic ve 36 Degrees ise bedenle kurulan huzursuz ilişkiyi açmıştı. Hang On to Your IQ bütün bunların ardından kaçış fikrini devreye sokar. İnsan kendi zihninden ve bedeninden memnun değilse onlardan geçici olarak uzaklaşmanın yollarını aramaya başlayabilir. Placebo'nun cevabı pek iyimser değildir: kaçış mümkün olabilir, fakat sabah olduğunda aynı insan olarak uyanırsın.

Albüm tam bu karanlık ve içe dönük noktaya ulaştığında, sıradaki şarkı her şeyi değiştirecektir. Nancy Boy aynı seks, uyuşturucu, kimlik ve kendini yıkma dünyasını yatak odasından çıkarıp sahnenin ortasına taşır. Placebo'nun 1996'da anlattığı hikaye ile grubun etrafında yaratılacak kamusal imgenin birbirine karışmaya başladığı yer de orasıdır.

 

6. Nancy Boy

Albümün ilk yarısında Placebo'nun seks, uyuşturucu ve yabancılaşma dünyası büyük ölçüde kapalı odalarda yaşanıyordu. Nancy Boy ile kapı bir anda açılır. Aynı malzemeler artık daha gürültülü, daha gösterişli ve kışkırtıcıdır. Şarkının adı bile başlı başına bir provokasyondur. İngilizcede "nancy" ya da "nancy boy", özellikle geçmişte kadınsı, güçsüz veya geleneksel erkeklik kalıplarına uymayan erkekleri aşağılamak için kullanılan küçümseyici bir ifadeydi; zamanla eşcinsel erkeklere yönelik homofobik bir hakaret olarak da kullanıldı. Yani, kabaca bir erkeği “fazla kadınsı” olduğu üzerinden küçük düşürmenin yolu. Molko ise kendisine yöneltilebilecek türden bu ifadeyi saklanması gereken bir utanç olmaktan çıkarıp şarkının başlığına yerleştirir. Dönemin Britpop kültürünün futbol, bira ve maço erkeklik imgeleriyle çevrili olduğu düşünülünce, grubun 1996 Britanya'sında Nancy Boy adlı bir şarkıyla ortaya çıkması yalnızca dikkat çekici değil, bilinçli biçimde rahatsız edicidir.

Fakat Nancy Boy'u yalnızca cinsel kimlik üzerine yazılmış bir özgürleşme marşı olarak okumak şarkıyı gereğinden fazla temizler. Molko'nun anlattığı dünya oldukça kirli ve duygusal açıdan boşlukta asılıdır. Seks, uyuşturucu ve gece hayatı birbirine karışırken, yakınlık neredeyse tamamen ortadan kaybolur. İnsanlar birbirlerini arzulayabilir, birlikte olabilir ve yine de birbirleri hakkında pek az şey hissedebilirler. Hang On to Your IQ'da uyuşturucu ve seks yalnızlıktan kaçmanın yolları gibi görünüyordu; Nancy Boy aynı kaçışı çok daha kalabalık bir ortama taşır. Parti vardır, hareket vardır, bedenler vardır, ama bunların hiçbiri karakterlerin birbirlerine gerçekten yaklaşmasını sağlamaz.

Şarkının önemli taraflarından biri Molko'nun anlatıcısını idealize etmemesidir. Burada sınırları aşan, özgür ve korkusuz bir queer kahraman yaratılmaz; kendi imajının, arzularının ve aşırılıklarının içinde kaybolabilen bir karakter vardır. Molko'nun cinselliği yazma biçiminde sık görülen rahatsız edici dürüstlük de buradan gelir. Geleneksel cinsiyet rollerini reddetmek insanı otomatik olarak daha iyi, daha mutlu veya daha sağlıklı yapmaz. Normların dışında yaşamak özgürleştirici olabilir ama kişinin kendine zarar verme kapasitesini ortadan kaldırmaz. Nancy Boy'un provokasyonu yalnızca kimin kiminle seks yaptığıyla değil, seksin kendisinin ne kadar boş ve performatif hale gelebileceğiyle de ilgilidir.

Müzik bütün bu karmaşayı neredeyse fiziksel hale getirir. Gitarın kirli ve keskin tonu, Schultzberg'in saldırgan davulları ve Olsdal'ın bası parçayı sürekli ileri iter. Hang On to Your IQ'nun uyuşukluğundan sonra gelen hız değişimi çarpıcıdır; sanki gecenin sessiz ve kötü düşüncelerle dolu bir anından doğrudan aşırı kalabalık bir kulübe girilmiş gibidir. Molko da vokalinde kırılganlığını saklamaktan çok onu teatral hale getirir. Sesindeki yüksek, nazal özellik burada bir zayıflık gibi değil, şarkının meydan okumasının parçası gibi çalışır. Placebo'nun başka hiçbir gruba tam olarak benzememesini sağlayan şeylerden biri de buydu: Molko yalnızca farklı görünmüyordu, dönemin rock vokalisti kalıbına da pek benzemiyordu.

Nancy Boy, 1997'nin başında single olarak yeniden yayımlandığında Birleşik Krallık listesinde 4 numaraya kadar çıktı ve Placebo'nun kariyerini bir anda başka bir ölçeğe taşıdı. Come Home'un 86, 36 Degrees'in 80 numarada kaldığı düşünülürse, değişim dramatikti. Birkaç ay içinde grup alternatif sahnenin dikkat çeken isimlerinden biri olmaktan çıkıp ana akım İngiliz müzik basınının konuştuğu bir gruba dönüşmüştü. Fakat başarı beraberinde garip bir indirgeme de getirdi. Molko'nun androjen görünümü, makyajı ve cinsellik hakkında açık konuşması basının ilgisini öylesine çekti ki Placebo'nun müziği zaman zaman Brian Molko'nun kimliği hakkındaki soruların arkasında kaldı. Nancy Boy'un alay ettiği kategoriler, ironik biçimde grubun kendisini açıklamak için kullanılan kategorilere dönüştü.

Placebo'nun o dönemde David Bowie ile kurduğu ilişki de grubun yükselişinde ayrı bir yer tutar. Bowie, Placebo'yu kariyerlerinin çok erken döneminde destekledi ve onları kendi konser çevresine dahil etti; daha sonra Molko ile birlikte Without You I'm Nothing'in yeniden kaydedilmiş versiyonunda da yer alacaktı. Bu yakınlık yalnızca prestij açısından anlamlı değildi. Bowie'nin yıllar önce glam rock aracılığıyla erkeklik, kostüm, cinsiyet ve sahne personasının sınırlarıyla oynamış olması düşünüldüğünde, Placebo'nun onun dikkatini çekmesi kültürel olarak da anlamlı görünür. Yine de Molko'nun androjenliğini Bowie'nin basit bir devamı saymak Placebo'yu küçültür. Bowie'de dönüşüm çoğu zaman büyük bir sahne gösterisine dönüşürken, erken dönem Placebo'da aynı belirsizlik daha kirli, daha ucuz ve daha gece kulübüvari bir estetik taşır.

Nancy Boy'un Placebo için yarattığı küçük ironi de burada ortaya çıkar. Grup kategorilere sığmayan, cinselliğin ve kimliğin belirsizliğinden beslenen bir şarkıyla büyük çıkışını yaptı; başarı geldikten sonra herkes onları kategorize etmeye çalıştı. Molko bir anda yalnızca şarkı yazarı veya vokalist değil, 90'ların alternatif kültüründe cinsiyet normlarını zorlayan görünür figürlerden biri haline geldi. Şarkının kendisi ise bu imajdan daha karanlıktı. Dışarıdan bakıldığında özgürlük gibi görünen hayatın içinde bağımlılık, yalnızlık ve kendini tüketme ihtimali dolaşıyordu.

Albümün merkezine yakın bir yerde duran Nancy Boy, ilk dönem Placebo'nun bütün çelişkilerini tek şarkıda toplar: hem seksi hem rahatsız edici, hem eğlenceli hem kendinden tiksinen, hem özgürlük arayan hem kendi alışkanlıklarının esiri olan karakterlerle doludur. Grubun en büyük erken dönem hitinin böylesine huzursuz bir şarkı olması Placebo hakkında epey şey anlatır. Nancy Boy onları ünlü yaptı ama şarkının içindeki insanlar şöhretin vaat ettiği türden bir zafer yaşamıyordu. Parti devam ederken bir sonraki I Know ile ses yeniden kısılacak ve albüm kalabalığın içinden çıkıp çok daha mahrem bir suçluluk duygusuna dönecektir.

 

7. I Know

Nancy Boy albümün en dışa dönük anlarından biriyse, I Know onun hemen ardından gelen sessiz yüzleşme gibidir. Gürültü azalır, tempo gevşer ve Molko'nun sesi daha fazla alan kazanmaya başlar. İlk bakışta bu değişim bir rahatlama hissi yaratabilir, ama I Know pek huzurlu bir şarkı değildir. Önceki parçalarda kendinden hoşnutsuzluk öfke, seks veya uyuşturucuyla bastırılabiliyordu; burada anlatıcı bütün bunlardan uzaklaşıp kendi davranışlarıyla baş başa kalır. Şarkının adındaki “biliyorum” ifadesi de bu yüzleşmenin merkezindedir. Molko'nun karakteri ne yaptığından habersiz değildir. Sorunun farkındadır ve bu farkındalık ona herhangi bir çıkış yolu sağlamaz.

Bu fikir aslında albümün başından beri dolaşıyordu. Come Home'da başka birine duyduğu ihtiyacın ağırlığını taşıyan, Teenage Angst'ta kendi çürümesini izleyen, Hang On to Your IQ'da kendini sabote ederken bunun farkında olan karakterlerle karşılaştık. I Know bütün bu öz farkındalığı daha sade bir ifadeye indirger. Bir şeyi bilmekle onu değiştirmek arasındaki boşluk Molko'nun söz yazarlığında önemli bir yere sahiptir. İnsan bencil davrandığını, bir başkasını incittiğini veya aynı hatayı tekrar ettiğini anlayabilir; kendisi hakkında doğru teşhisi koyması daha iyi davranacağı anlamına gelmez. Hatta bazen ne yaptığını bilmek suçluluğu daha ağır hale getirir.

I Know'daki ilişki de romantik bir uzlaşmaya doğru ilerlemez. Anlatıcı karşısındaki insanın acısını görebiliyor gibi görünür, ama bunu ortadan kaldırabilecek durumda değildir. Burada özür ile değişim arasında rahatsız edici bir mesafe açılır. Birine “sana zarar verdiğimi biliyorum” demek ilk bakışta dürüstlük gibi görünse de, aynı davranış devam ettiğinde bu cümle giderek anlamsızlaşabilir. Molko'nun ilişki şarkılarındaki karanlığın bir kısmı burada yatar: sevgi, empati ve zarar verme kapasitesi birbirini dışlamaz. Bir insanı sevmek ona iyi davranacağının garantisi değildir.

Müzikal olarak, parça bu suçluluk duygusunu dramatik bir patlamaya dönüştürmek yerine ağır ağır taşır. Gitarın daha geniş bıraktığı alan, ritmin geri çekilişi ve Molko'nun daha savunmasız vokali ilk albümün başka bir yüzünü gösterir. Placebo'nun etkili olabilmek için sürekli hızlı ve saldırgan çalmasına gerek olmadığı ilk kez bu kadar belirginleşir. Özellikle Nancy Boy'dan hemen sonra gelmesi farkı büyütür. Birkaç dakika önce kalabalık, seks ve aşırılıkla çevriliyken, şimdi bütün o dikkat dağıtıcı şeyler ortadan kalkmıştır. Geriye, gecenin sonunda kendi davranışlarını düşünmek zorunda kalan biri kalır.

Şarkının daha tuhaf ayrıntılarından biri Molko'nun dini çağrışımları ilişki dilinin içine sokmasıdır. Günah, bağışlanma ve suçluluk fikri albümün dünyasında geleneksel bir ahlak dersine dönüşmez; Molko karakterlerini yargılamak için dışarıdan bir otorite çağırmaz. Asıl yargıç çoğu zaman karakterin kendisidir. I Know başlığı da neredeyse bir itirafın tekrarına dönüşür: bana ne yaptığımı söylemene gerek yok, zaten biliyorum. Fakat şarkı bağışlanmaya ulaşmadığı için bu bilgi rahatlatıcı olmaktan çok cezalandırıcıdır.

I Know, albümün daha gösterişli parçalarının arasında kolayca geri planda kalabilecek bir şarkı olsa da, Placebo'nun sonraki dönemine açılan önemli kapılardan biridir. Without You I'm Nothing'de çok daha belirgin hale gelecek yavaşlık, duygusal bağımlılık ve ilişkilerin ardından kalan boşluk burada daha ilkel bir biçimde duyulur. İlk albümün gençlik telaşı birkaç dakikalığına ortadan çekildiğinde, Molko'nun şarkı yazarlığının yalnızca provokasyon ve cinsel belirsizlik üzerine kurulmadığı da ortaya çıkar. Gürültünün altında oldukça klasik bir korku vardır: birini kaybetmek ve bunun gerçekleşmesinde kendi payının olduğunu bilmek.

I Know çözüm sunmadan sona erer. Anlatıcı kendisini anlamıştır ama kendisini düzeltmiş değildir. Albümün sıradaki parçası Bruise Pristine ise bu içe dönük suçluluğu yeniden saldırganlığa çevirecek; Placebo'nun beden, zarar ve arzu arasında kurduğu ilişki çok daha sert bir biçimde geri dönecektir.

 

8. Bruise Pristine

I Know'un yavaş ve suçluluk dolu atmosferinden sonra Bruise Pristine albümü yeniden saldırgan hale getirir. Şarkının başlığı bile grubun ilk albümde kurduğu dünyayı iki kelimeyle özetleyebilecek kadar güçlüdür. Bruise darbe sonucu oluşan morluk, yani beden üzerinde kalmış bir hasar izi; pristine ise bozulmamış, lekesiz, neredeyse kusursuz durumda olan bir şeyi anlatır. Yan yana geldiklerinde birbirlerini neredeyse geçersiz kılarlar: hem yaralanmış hem lekesiz olmak nasıl mümkündür? Placebo'nun güzellikle kurduğu ilişki de tam olarak bu çelişkiye yakındır. Kusursuzluk yerine hasarın kendisi estetik hale gelir; yara saklanacak bir şey olmaktan çıkıp kişinin görüntüsünün parçasına dönüşür.

Bu yaklaşım 90'ların alternatif kültürünün güzellik anlayışıyla da uyumludur. Ana akım pop kültürü daha temiz ve ulaşılmaz imgeler üretirken, grunge, glam ve alternatif rock kirlenmiş makyajı, androjenliği, ikinci el kıyafetleri ve bedensel kusurları çok daha görünür hale getirmişti. Placebo bu estetiğin içinde kendisine özgü bir alan açtı. Molko'nun ağır göz makyajı, kısa saçları, ince bedeni ve hem erkeksi hem kadınsı kodlarla oynayan görünümü grubun müziğinden ayrı düşünülemiyordu. Bruise Pristine adı, erken dönem Placebo fotoğraflarının taşıdığı hissi de yakalar: güzel görünmek ile zarar görmüş görünmek arasında seçim yapmak zorunda değilsindir.

Şarkının kendisi bu fikri yalnızca dış görünüş üzerinden taşımaz. Molko'nun ilişkilerinde zarar görmek ve zarar vermek birbirinden kolayca ayrılamaz. I Know'da anlatıcı kendi hatalarıyla sessizce yüzleşirken, burada suçluluk yeniden saldırganlığa dönüşür. Yakınlık güvenli bir alan değildir; insanların birbirlerinde iz bırakabildiği bir temas biçimidir. Morluk imgesi bu anlamda özellikle uygundur. Bir morluk geçmişte gerçekleşmiş bir temasın bedende kalan kanıtıdır. Darbenin kendisi bitmiştir ama izi hala görünürdür. Placebo'nun ilişki anlayışında da insanlar gittikten sonra bıraktıkları etkiler kolay kolay kaybolmaz.

Müzikal olarak Bruise Pristine, albümün en keskin parçalarından biridir. Gitarlar yeniden öne çıkar, ritim hızlanır ve Molko'nun vokalindeki alaycı sertlik geri gelir. Şarkı özellikle I Know'un ardından daha da saldırgan duyulur; albüm bir süreliğine açtığı duygusal alanı hızla kapatır. Placebo'nun erken döneminde kırılganlık çoğu zaman uzun süre çıplak kalamaz. Ortaya çıktığı anda gitar gürültüsü, seks, ironi veya öfke onun üzerini örtmeye başlar. Bruise Pristine bu refleksin en belirgin örneklerinden biridir.

Parçanın Placebo tarihindeki yeri albüm sıralamasının düşündürdüğünden daha eskidir. Bruise Pristine, grubun kariyerinin çok erken döneminde kaydettiği şarkılardan biriydi ve 1995'te yayımlanan ilk single'ları oldu. Albüm çıktıktan ve Nancy Boy Placebo'yu çok daha geniş bir dinleyici kitlesine taşıdıktan sonra şarkı 1997'de yeniden single olarak yayımlandı; bu kez Birleşik Krallık listesinde 14 numaraya kadar yükseldi. Aynı parçanın grubun henüz tanınmadığı dönemdeki haliyle, Nancy Boy sonrasında yeniden piyasaya sürüldüğündeki karşılığı arasındaki fark Placebo'nun ne kadar kısa sürede büyüdüğünü gösterir. Şarkı değişmemişti; değişen, artık insanların Placebo'nun kim olduğunu bilmesiydi.

Bruise Pristine albümün görsel dünyasıyla müzikal dünyasının birbirine en fazla yaklaştığı anlardan biri olarak da okunabilir. Placebo güzelliği steril bir şey olarak görmez. Arzu edilen bedenler terler, yaşlanır, uyuşturucu kullanır, seks yapar, hastalanır ve yara alır. İlk albüm boyunca karşımıza çıkan çürüme, sıcaklık ve mekanik beden imgelerinin yanına şimdi morluk eklenmiştir. Molko'nun dünyasında beden sürekli bir şeylerin kaydını tutar; insan unutmaya çalışsa bile yaşadıkları fiziksel veya psikolojik bir iz bırakır.

Bruise Pristine'in başlığındaki iki kelime arasında çözülmeyen gerilim parçanın sonunda da yerini korur. Placebo hasarı iyileştirmekten çok ona bakmakla ilgilenir; yaranın nasıl kapandığından ziyade insanın üzerinde nasıl durduğunu inceler. Albümün sonlarına yaklaşırken bu yaklaşım daha da karanlık bir şekle bürünecek. Sıradaki Lady of the Flowers'da saldırganlık yeniden geri çekilirken, Molko bizi ilk albümün en tuhaf, yalnız ve tekinsiz karakterlerinden biriyle baş başa bırakacaktır.

 

9. Lady of the Flowers

Bruise Pristine'in saldırganlığından sonra Lady of the Flowers, albümün dünyasını yeniden yavaşlatır, fakat I Know'daki duygusal açıklığın aksine burada daha tekinsiz bir sakinlik vardır. Şarkı Placebo'nun ilk albümünde sık rastlamadığımız kadar belirgin bir karakter portresi gibi ilerler. Molko kendi iç dünyasını doğrudan anlatmak yerine, yalnız, arzularıyla baş başa kalmış ve dışarıdaki hayatı uzaktan izleyen bir kadına yöneltir bakışını. Ortaya romantik bir yalnızlık tablosundan çok, mahremiyetine gereğinden fazla yaklaşmışız hissini veren bir portre çıkar.

Şarkının merkezindeki kadın çevresindeki dünyaya katılmaktan çok onu gözlemliyor gibidir. Arzu vardır ama karşılıklı bir yakınlığa dönüşmez; cinsellik büyük ölçüde fantezi, seyretme ve yalnızlık üzerinden yaşanır. Molko'nun burada ilgilendiği şey seksin kendisinden çok, temas kuramayan bir insanın arzuyla ne yaptığıdır. Albümün önceki parçalarında karakterler birbirlerinin bedenlerine ulaşıp duygusal olarak uzak kalıyordu. Lady of the Flowers'da fiziksel temas bile geri çekilir ve geriye başkalarının hayatlarını izleyen, kendi zihninde alternatif bir yakınlık yaratan biri kalır. Arzu artık iki kişi arasında yaşanan bir şey değil, tek kişinin içinde dönüp duran kapalı bir sisteme benzer.

Başlıktaki "Lady of the Flowers” ifadesi karaktere neredeyse masalsı bir isim verir. “Flowers” güzellik, kırılganlık ve romantizm çağrıştırırken, şarkının içindeki dünya bunların çok uzağındadır. Placebo'nun Bruise Pristine'de yaptığı şeye benzeyen bir karşıtlık oluşur: güzel bir kelime rahatsız edici bir bağlamın içine bırakılır. Molko'nun karaktere karşı tavrı da bütünüyle acımasız değildir. Onu garip veya yalnız bulurken, aynı zamanda yalnızlığının içine girmeye çalışır. Şarkı bir noktada dinleyiciyi de rahatsız edici bir konuma yerleştirir; başkalarını gizlice izleyen bir karakteri dinlerken biz de onun en mahrem anlarını izleyen kişilere dönüşürüz.

Müzik bu röntgenci hissi daha da belirginleştirir. Parça uzun süre kendisini tutar; gitarların yarattığı alan ve Molko'nun daha sakin vokali albümün hızlı şarkılarındaki fiziksel baskının yerine psikolojik bir gerilim koyar. Nancy Boy veya Bruise Pristine dinleyiciyi doğrudan yakalarken, Lady of the Flowers yavaşça içine çeker. Şarkının ilerledikçe büyüyen yapısı, bastırılmış arzunun giderek daha fazla yer kaplamasına benzer. İlk albümün ham prodüksiyonu burada da duyulur ama gürültü bu kez yalnızca saldırganlık yaratmak için kullanılmaz; sessizlikle arasındaki fark parçanın tekinsizliğini güçlendirir.

Lady of the Flowers aynı zamanda Molko'nun dışarıda kalmış karakterlere duyduğu ilginin erken örneklerinden biridir. Placebo'nun şarkılarında merkezde çoğu zaman sağlıklı, dengeli veya sosyal olarak kabul gören insanlar bulunmaz. Bağımlılar, yalnızlar, kendilerinden hoşlanmayanlar, arzularını kontrol edemeyenler ve başkalarıyla ilişki kurmakta zorlananlar daha fazla ilgisini çeker. Molko bu insanları mutlaka aklamaz; bazen oldukça rahatsız edici davranışlarını olduğu gibi bırakır. Yine de onları yalnızca birer ucube olarak sergilemekle yetinmez. Lady of the Flowers'daki kadının davranışları tuhaf olabilir ama şarkının altında çok tanıdık bir ihtiyaç vardır: başka biri tarafından görülmek ve kendi yalnızlığının dışına çıkabilmek.

Albüm boyunca seksin sürekli karşımıza çıkmasına rağmen gerçek yakınlığın ne kadar az bulunduğu da burada iyice görünür hale gelir. Nancy Boy'da bedenler birbirine ulaşmış ama duygusal bağ kaybolmuştu; Hang On to Your IQ'da seks yalnızlığı bastırmanın araçlarından biriydi. Lady of the Flowers'da ise yalnızlık arzunun kendisini ele geçirir. İnsan başka biriyle birlikte olmadığı halde bütün zihinsel dünyasını başkalarının bedenleri ve ilişkileri etrafında kurabilir. Placebo'nun ilk albümünde seks çoğu zaman yalnızlığın karşıtı değildir; yalnızlığın aldığı biçimlerden biridir.

Lady of the Flowers sona ererken, albüm de artık başlangıçtaki gençlik öfkesinden oldukça uzağa gelmiştir. Come Home'daki basit görünen geri dönme isteği, dokuz şarkı boyunca bağımlılık, beden, seks, uyuşturucu, suçluluk ve yalnızlıkla parçalanmıştır. Geriye albümün kapanışı Swallow kalır. Placebo orada bütün bu huzursuzluğu toparlayan büyük bir sonuç vermek yerine daha bulanık, uyuşmuş ve çözülmemiş bir halde bırakacaktır.

 

10. Swallow

Lady of the Flowers'ın ağır ağır büyüyen tekinsizliğinin ardından Swallow, Placebo'yu beklenebilecek türden büyük bir finalle kapatmaz. Albüm Come Home ile dinleyicinin üzerine doğru koşarak başlamıştı; sonuna geldiğimizde ise hareket bulanıklaşmış, enerji tükenmiş ve geriye neredeyse uyuşturulmuş bir atmosfer kalmıştır. Swallow bir çözülme hissi taşır. İlk şarkılardaki sinirsel enerji hala aynı dünyanın parçasıdır ama artık dışarı fırlamak yerine içeri çökmektedir. Sanki albüm boyunca yaşanan gecenin sonunda ışıklar açılmamış, yalnızca sesler yavaş yavaş birbirine karışmaya başlamıştır.

Başlığın kendisinin birkaç anlama açık olması parçaya yakışır. Swallow İngilizcede “yutmak” anlamına geldiği gibi, "kırlangıç" anlamına da gelir. Şarkının uyuşturucu ve bedensel çağrışımları düşünüldüğünde, ilk anlam özellikle güçlüdür: bir şeyi bedenin içine almak, onun etkisine izin vermek. Placebo'nun ilk albümünde beden sürekli dış dünyayla temas halindeydi; seks, sıcaklık, yara, çürüme ve uyuşturucu üzerinden bir şeyler bedene giriyordu veya beden üzerinde iz bırakıyordu. Swallow'da bu hareket en basit haline indirgenir. Dışarıdaki bir şeyi içine alırsın ve ardından onun seni nasıl değiştireceğini beklersin.

Uyuşturucu imgesi burada Hang On to Your IQ'daki kendini sabote etme haliyle de akrabadır. Molko maddeleri bir rock yıldızı aksesuarı olarak göstermekten çok bilinç üzerinde yarattıkları değişimle ilgilenir. Swallow'un atmosferinde hazdan ziyade kaçış vardır. İnsan sorununu çözmek yerine algısını değiştirir; birkaç saatliğine başka türlü hissetmek hiçbir şeyin düzelmediği gerçeğinin yerine geçebilir. Albüm boyunca karakterlerin tekrar tekrar yaptığı da budur. Bir başkasına, sekse, uyuşturucuya veya kendi yarattıkları fantezilere yönelirler. Rahatsızlık ortadan kalkmaz, yalnızca biçim değiştirir.

Müzikal olarak Swallow'un gücü de bu belirsizlikten gelir. Şarkı, albümün hızlı parçalarındaki belirgin riff ve saldırgan ritim anlayışından uzaklaşarak daha dağınık ve hipnotik bir alana girer. Molko'nun sesi müziğin üzerinde hüküm kurmaktan çok onun içinde kayboluyor gibi duyulur. Nancy Boy'daki teatral vokalle karşılaştırıldığında, aradaki fark özellikle çarpıcıdır. Orada kendisini herkesin görebileceği şekilde ortaya koyan bir karakter varken, burada bilinç yavaş yavaş içeri kapanır. Albümün ham prodüksiyonu da parçaya yarar; seslerin tamamen temizlenmemiş olması, şarkının yarı uyanık halini korur.

Parçanın kapanış olarak en ilginç yanı katarsisi reddetmesidir. İlk albümlerin sonunda grubun kim olduğunu ilan eden büyük bir final beklenebilir; Placebo bunun yerine dinleyiciyi çözümsüz bırakır. Come Home'daki ihtiyaç giderilmemiş, Teenage Angst'taki huzursuzluk aşılmamış, I Know'daki öz farkındalık herhangi bir değişim yaratmamıştır. Swallow bunları tek tek yeniden anlatmaz. Yalnızca aynı karakterlerin bir başka kaçış yönteminin içine doğru kaybolmasına izin verir. Albüm bittiğinde bir yere varmış olmaktan çok bir durumun içinde bırakılmış hissederiz.

Bu kapanış, 1996'daki Placebo'nun henüz ne kadar şekilsiz ve içgüdüsel olduğunu da güzel biçimde korur. Daha sonraki albümlerde grup atmosferi çok daha bilinçli kuracak, sessizlik ile gürültü arasındaki geçişleri daha kontrollü kullanacaktır. Swallow ise keşfetme aşamasındaki bir grubun kaydı gibi duyulur. Şarkının sınırları bulanıktır, anlamı tek bir hikayeye oturmaz ve finali herhangi bir cevap vermez. İlk albümün dünyasına da daha kesin bir son yakışmazdı. Placebo kapıyı kapatır ama içeride ne yaşandığını açıklamaz.

 

11. Hidden Track: H.K. Farewell

Swallow bittiğinde, Placebo aslında hemen sona ermez. Orijinal CD baskısında parçanın ardından uzun bir sessizlik bırakılır ve albümün tamamlandığını düşündüğümüz sırada gizli bir enstrümantal parça ortaya çıkar: H.K. Farewell. Başlıktaki “H.K.”, Hong Kong'un kısaltmasıdır; parça bazı kaynaklarda doğrudan Hong Kong Farewell adıyla da geçer. İsmin neden Hong Kong'a gönderme yaptığına dair Molko'nun doğrulanmış bir açıklaması bulunmadığından, başlığın arkasına kesin bir hikaye yerleştirmek zor. İsmin kendisinde ise parçanın havasına çok yakışan bir veda duygusu vardır: albümün son sözünü söylemek yerine uzaklaşmayı seçer.

H.K. Farewell yaklaşık yedi buçuk dakika süren enstrümantal bir parçadır ve albümün geri kalanından belirgin biçimde ayrılır. Burada Nancy Boy'un saldırganlığı veya Teenage Angst'ın sinirsel enerjisi yerine piyanonun etrafında şekillenen daha narin, düşsel bir alan vardır. İlginç olan, parçanın başlangıçta büyük bir albüm finali olarak tasarlanmış görünmemesidir. Molko, yıllar sonra kaydın neredeyse tesadüfen ortaya çıktığını; stüdyoda birlikte çalarlarken prodüktörün mikrofonları kurup olanları kaydettiğini anlattı. İlk albümün plansız ve içgüdüsel karakterini düşününce, gizli finalinin de böyle doğmuş olması oldukça uygun görünüyor.

Hidden track olarak saklanması parçanın etkisini daha da güçlendirir. Swallow zaten albümü bulanık bir ruh halinde bırakırken, ardından gelen sessizlik dinleyicide kaydın sona erdiği izlenimini yaratır. Sonra H.K. Farewell belirir ve albüm beklenmedik bir epilog kazanır. Placebo boyunca duyduğumuz huzursuz bedenlerin, bağımlılıkların, seksin ve gürültünün ardından finalde söz bile kalmamıştır. Come Home'un aceleci gitarlarıyla başlayan albüm, H.K. Farewell'e ulaştığında sakin, enstrümantal ve neredeyse ağırlıksız hale gelir. İlk Placebo albümü kapıyı sertçe çarparak değil, ses yavaş yavaş uzaklaşırken sona erer.

 

Placebo kusursuz bir ilk albüm değil ve otuz yıl sonra ona dönmeyi ilginç kılan şeylerden biri tam olarak bu. Şarkıların bazıları olması gerekenden uzun sürüyor, bazı fikirler henüz tam biçimini bulamıyor, prodüksiyon grubun birkaç yıl sonra ulaşacağı derinliğin oldukça gerisinde kalıyor. Molko'nun sözleri de zaman zaman gençliğin bütün aşırılığını taşıyor; ölüm, seks, uyuşturucu, yalnızlık ve kendinden nefret etme arasında neredeyse hiç mesafe bırakmadan dolaşıyor. Fakat albümü daha kontrollü hale getirmek aynı zamanda karakterinin bir bölümünü kaybetmek anlamına gelirdi. Burada henüz kendi sesini nasıl kullanacağını tamamen öğrenmemiş bir grup değil, kendi sesinin ne kadar ileri gidebileceğini test eden bir grup var.

Placebo yıllar sonra ilk albümü kaydederken kafalarındaki fikirleri stüdyoda bütünüyle gerçekleştirecek deneyime ve teknik bilgiye henüz sahip olmadıklarını söyleyecekti. Bu eksiklik kayıtta duyuluyor ama albümün aleyhine çalışmıyor. Without You I'm Nothing yalnızca iki yıl sonra aynı grubun karanlığı, sessizliği ve atmosferi ne kadar incelikli kullanabileceğini gösterecekti. İlk albümdeyse düşünmekten önce hareket eden bir Placebo var. Gitarlar fazla yüksek, duygular fazla yakın, karakterler fazla genç. Sonraki albümlerde ustalaşacakları şeylerin çoğu burada henüz kontrol edilmemiş halde duruyor.

Bu hamlığın altında şaşırtıcı derecede tutarlı bir dünya kurulmuş olması albümü sıradan bir gençlik kaydından ayırıyor. Placebo'nun karakterleri kendilerini rahat hissedebilecekleri pek az yer buluyor. Kendi bedenleri bile güvenli değil; beden çürüyor, soğuyor, yaralanıyor, arzulanıyor, uyuşturuluyor. Başka insanlar kurtuluş getirmiyor, seks yalnızlığı ortadan kaldırmıyor, zeka insanı kendi kötü kararlarından korumuyor. Molko bütün bunları ahlaki bir sonuca ulaştırmakla da ilgilenmiyor. Şarkılardaki insanlar derslerini öğrenip daha iyi insanlar olarak yollarına devam etmiyorlar. Çoğu yalnızca ne yaptığını anlayacak kadar bilinçli ve aynı şeyi yeniden yapacak kadar kayıp.

1996 Britanya'sında bu dünyanın nasıl göründüğü de albümün hikayesinden ayrı değil. Britpop'un erkeklik anlayışının kültürel olarak baskın olduğu bir dönemde Molko'nun androjen görünümü, makyajı ve geleneksel cinsiyet kodlarıyla oynaması Placebo'yu çevresindeki gitar gruplarından hemen ayırdı. Grubun bugün kendi erken dönemini anlatırken görsel kimliğini “belirsiz, glam ve çatışmacı” olarak tanımlaması boşuna değil; bu görünüm geleneksel rock erkekliğinin karşısında bilinçli bir alan açıyordu. Fakat Placebo'nun kalıcılığı yalnızca 1996'da provokatif görünmüş olmasına bağlı değil. Molko'nun yarattığı karakterlerdeki yabancılık hissi, o dönemin kültürel bağlamından çıkarıldığında bile tanınabilir kalıyor.

Albümün yıllar içinde kazandığı anlamın güzel tarafı da burada. Placebo daha iyi prodüksiyonlar yapacaktı, Molko daha güçlü sözler yazacaktı, grup karanlık ile melodiyi çok daha ustaca dengeleyecekti. İlk albüm bunların hiçbirinin zirvesi değil. Onun yerine bütün o geleceğin rahatsız edici derecede genç bir taslağını sunuyor. Without You I'm Nothing'in romantik yıkımı, Black Market Music'in daha sert ve kirli dünyası, Sleeping with Ghosts'un geçmiş ilişkilerin hayaletleriyle uğraşması burada küçük parçalar halinde bulunabiliyor. Henüz hiçbirinin adı konmamış.

Belki de ilk albümlere dönmenin cazibesi zaten burada yatıyor: sanatçının kim olacağını biliyoruz, kayıttaki insanlar ise bilmiyor. 1996'daki Brian Molko, Stefan Olsdal ve Robert Schultzberg önlerinde nasıl bir kariyer olacağını, hangi şarkılarının yıllarca yaşayacağını veya kendi görüntülerinin kaç kişinin kendilerini daha az yalnız hissetmelerine yardım edeceğini bilmiyorlardı. Ellerinde yalnızca birkaç gitar, rahatsız edici derecede kişisel şarkılar ve dönemin İngiliz rock dünyasında nereye yerleştirileceği pek belli olmayan bir grup vardı.

Placebo otuz yıl sonra hala genç duyuluyor ama gençliğin güzel tarafından değil. Kendini olduğundan daha büyük göstermeye çalışması, bazı duygularını gereğinden fazla ciddiye alması, seks ile yakınlığı birbirine karıştırması, neyin kendisine zarar verdiğini bilip yine de ona geri dönmesiyle genç. Albümün karakterleri sürekli bir şeylerin kendilerini iyileştirmesini bekliyor: başka bir insanın, bir gecenin, bir bedenin, bir maddenin. Çoğu işe yaramıyor. İsimleri düşünüldüğünde, Placebo'nun kariyerine bundan daha uygun bir başlangıç yapmak da zor olurdu.

 

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın